Deneme yazarken kendimi daha özgür ve rahat hissediyorum.
Söyleşi

Deneme yazarken kendimi daha özgür ve rahat hissediyorum.

Kader Menteş Bolat

Kader Menteş Bolat: Sevgili Onur, Kınık ortak noktamız! İlk görev yerim, güzel anılar biriktirdim orada, senin de doğduğun topraklar. Bakırçay Havzası, Bergama seni, yaratım sürecini nasıl besledi, diye söze başlasam…

 

Onur Çalı: Evet, öyle hoş bir tesadüf var değil mi?

 

Ben Kınık’ta büyüdüm, ilkokuldan sonra yedi sene Bergama Akif Ersezgin Anadolu Lisesi’nde okudum. Kınık-Bergama yollarını eskittim. Senin de bildiğin üzere, dışarıdan gelenler için ilk etapta küçük, sıkıcı kasabalar olarak görülebilir buralar. Fakat insanın güzellikler yaratmak için çaba gösterdiği her yer güzeldir. Ben yirmi yılı aşkın bir süredir Ankara’da yaşıyorum ama aklım, kalbim hep bizim oralarda tabii. Hele yazarken kalemimin ucu hâlâ oralarda dolanıyor. Diyelim bir öyküde bir meyhane ortamını yazıyorum, o meyhane Kınık’taki Ahmet Emin’in Yeri oluyor birden. Fark etmiyorum bile, bir bakmışım orası canlanmış zihnimde ve orayı anlatıyorum. Ama tabii birebir anlatmazsınız öykü yazarken, anılarınızı ortaya dökmezsiniz. Demek istediğim, bazı mekanlar, sesler, kokular veya kişiler dönüşerek, biçim değiştirerek sızar yazdıklarınıza. Kınık’ın, Bergama’nın benim yazı yaşamımdaki yerleri biraz böyle. Öte yandan, dünyadaki her şey bir denemenin konusu olabilir. Deneme yazarken daha filtresiz biçimde bahsedebiliyorum çocukluğumdan, memleketimden.

 

Muazzam bir kültür geçmişi var Bergama’nın. Pergamon Krallığı’nın dünyanın evrensel kültürüne, sanatına hediye ettiği bir miras var. Nitekim on yıl önce Bergama, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dahil edildi. Değeri, önemi tescillenmiş oldu böylece. Ben bu mirastan payıma düşen sorumluluğu üstlenmeye çalışıyorum elimden geldiğince.

Şiir, öykü, deneme, günlük… Çok farklı türlerde kalem oynatıyorsun. Eksik bıraktığım bir şey varsa tamamla lütfen. Farklı türlerde yazmanın zorlukları nelerdirle başlayalım istersen.

 

Farklı türler, farklı çalışma biçimlerini getiriyor beraberinde. Çalışma ritmi, düzeni farklılaşıyor belki. Ama hepsinde de malzememiz sözcükler. Çok okuyarak ve çok çalışarak oluşturuyoruz yazdığımız metinleri.

 

Şiir yazmaya çalışmıştım gençliğimde. Bilenler hatırlar, Yasakmeyve dergisinde “Vaat Edilmiş Sayfalar” bölümü vardı. Sina Akyol, bir şiirimi yayımlamıştı orada, çok sevinmiştim. 2013 yılında sevgili arkadaşım Başak Çetin’le bir ortak kitap yaptık. O çizdi, ben yazdım ve ortaya resimli bir haiku kitabı çıktı: Ahiku Dünya. Şiir yaşamım bu haiku kitabıyla birlikte sonlandı. Ama şiir okumaktan her zaman büyük zevk duyarım.

 

Öykü, deneme ve günlüğün yazılış biçimleri, sıklıkları, çalışma temposu ve yazma isteği de değişiyor zamanla. Ya da bende değişti, öyle söyleyeyim. Son birkaç yıldır deneme ve günlüğe ağırlık verdim. Yeni bir deneme dosyası üzerinde çalışıyorum ve “Dünlük” adını verdiğim metinleri Parşömen’de yayımlamaya devam ediyorum.

 

Aslında günümüzde yazmakla ilgili en zor şey tamamen kendinize ait bir zaman dilimi yaratmak. Zorluk burada ve bir yazarın en çok ihtiyaç duyacağı şey de bu.

 

Parşömen Sanal Fanzin’le özdeşleşmiş vaziyettesin. Sanal fanzin fikrini ilk ele alanlardan birisin diye biliyorum. Nasıl yola çıktığını paylaşır mısın bizimle?

 

2006 yılında üniversiteden mezun oldum. 2007’de işe başladım. Dergi çıkarma isteğini yıllardır duyuyordum zaten. Parşömen blog olarak açıldı. Açıldığı andan itibaren de bir dergi gibi işlemeye başladı. Biliyorsunuz bloglarda insanlar kendi yazdıklarını yayımlar. Parşömen en baştan beri dışa açık oldu, 17 yıldır da bu şekilde sürüyor.

 

Düzenli yazarlarımız oldu zaman içinde, halen düzenli olarak kitap inceleme, günlük, sinema yazısı, deneme yazanlar var Parşömen’de. Söyleşi dizilerimiz var.

 

Şimdi baktım, çeviri öykülerle 683 öykü yayımlanmış Parşömen’de, yılda ortalama 40 öykü… İlk öyküleri Parşömen’de yayımlanan, daha sonra kitapları çıkan pek çok arkadaş oldu. Bunlar beni mutlu ediyor elbette. Çünkü bir derginin en önemli işlevi yeni yazarları ortaya çıkarması ve kendi okurunu yaratmasıdır. Özellikle Aysun Kara’nın öykü editörlüğünü üstlendiği dönemde verimli bir öykü yayınımız oldu. Fakat bir süredir öykü kabul etmiyoruz Parşömen’e, arada sırada bazı yazarlardan öykü istiyorum, sadece onları yayımlıyorum.

 

Deneme, benim de çok sevdiğim bir tür. Denemede güçlü bir geleneğimiz var. Salâh Birsel, Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol… Sen de Gemilerle Seyahat Eden Sözcükler kitabın ile bu yıl Vedat Günyol Deneme Ödülü’nü kazandın. Bu türün sendeki yerini öğrenmek isteriz.

 

Deneme epey az okunan ve az yazılan bir tür. Yazar olarak size çok fazla imkân sunan, keyifli bir tür. Okumak ve becerebildiğimce yazmak istiyorum.

 

Belirttiğin üzere, usta deneme yazarlarımız var. Deneme biraz da eleştirel düşünme alışkanlığıyla, evrensel kültüre açık olmakla, özgürleşme isteğiyle alakalı geliyor bana. Kendimi daha özgür ve rahat hissediyorum deneme yazarken.

 

Gemilerle Seyahat Eden Sözcükler kitabının isminden yola çıkarak yazın yolculuğun nereye, rotanı nasıl belirliyorsun diye sorsam neler söylersin?

 

Okuyarak, yazarak ve yaşayarak… Başka türlü nasıl olur, bilmiyorum.

 

Kısa öykü türünü sevdiğini biliyorum. Kaplumbağa Makamı’ndaki öykülerin de kısa kısa, vurucu öykülerdi. Özellikle bu türü seçmenin sebeplerini sorsam…

 

Az sözcükle çok şey anlatmanın bir cazibesi var. Riskleri de var. Elimden geldiğince yapmaya çalıştım. Beş öykü kitabım yayımlandı. En son çıkan Bergama Vapuru, seçme öykülerimden oluşuyor. Bir süredir öykü yazmıyorum, içimden gelmiyor. Belki yeni biçimler arayarak, bulabilirsem o yeni biçimleri kullanarak yeni öyküler yazabilirim. Ama şimdi değil, belki daha sonra. Okur olarak tüm metinlere açığım elbette ama yazarken başka türler ilgimi çekmiyor şimdilerde, sadece deneme ve “Dünlük” yazmak istiyorum.

 

Ödüllere bakış açını merak ediyorum. Son zamanlarda yazın alanında birçok ödül veriliyor ve zaman zaman da tartışmalara yol açıyor. Bu konudaki düşüncelerin nelerdir?

 

Ödüller, özellikle yolun başında olanlar için çok kıymetli. Saygın ödüller yazara destek olur. Ödülün saygınlığına yıllar içinde o ödüle değer görülenler de katkı sunar. Ama insan hiçbir ödüle katılmayabilir, ödül almak istemeyebilir de. Ödüller sizi daha iyi yazar yapmaz. Ama moral verir, çalışma azminize tazelik getirir. Görünmez bir el omzunuza hafifçe dokunup destek vermiş gibi olur, “Çalışmaya devam et, fena değilsin!” diye fısıldar… Bu kadar.

 

Çok teşekkür ederim soruların ve ilgin için.