Gülün Adı – Umberto Eco
56 Chevrolet

Gülün Adı – Umberto Eco

Fuat Sevimay

Umberto Eco’dan bahsederken, albenili sıfatlarından hangisini önce anmak gerektiği, benim için halen muammadır. Gülün Adı, Fouccault Sarkacı, Prag Mezarlığı, Baudolino gibi olağanüstü romanları kaleme aldığına göre “yazar”, Açık Yapıt, Edebiyata Dair, Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti ve Popüler Roman Kahramanları gibi muhteşem denemelere imza atmış bir “kuramcı”, özellikle göstergebilim, hermeneutik ve ortaçağ hakkındaki dersleriyle müthiş bir “akademisyen” ve daha bir dolu unvanla anılabilecek sıra dışı bir adam. Aslında meseleyi işimizi kolaylaştıracak tek bir sıfatla, “Entelektüel” diyerek halledebiliriz. Hem de yüzyılın gördüğü en büyük entelektüellerden birisi. Ama bizi şimdilik daha ziyade romancı/yazar tarafı ilgilendiriyor ve aslında akademik bilgisiyle kuramcı yaklaşımını da bolca kullandığı başyapıtı Gülün Adı üzerine konuşacağız. Roman, Kuzey İtalya’daki Fransisken anastırında gerçekleşecek bir dini kurul toplantısına katılmak üzere yola çıkan Baskervillelı William ve yardımcısı, Benedikten tarikatından Adso etrafında şekillenir. Manastıra geldikleri gün şüpheli bir ölüm vakası yaşanır ve manastırın labirenti andıran kuytu köşelerinde geçecek yedi günün sonunda, Aristo’nun gizemli kitabının keşfi ve cinayetin aydınlatılması dahil bir dizi sırrın peşine düşeriz. Olayın yaşandığı 1327 yılı, aynı zamanda taht kavgalarının yaşandığı, papalıkla vasal krallıklar arasında el altından pazarlıkların sürdüğü bir dönemdir.

 

Romanın edebi açıdan başarısına ve önemine değinecek olursak da, Eco’nun kuramlarında da sıkça rastladığımız şekilde, popüler ile tarihin kaynaştırılması, cinayet gibi okur ilgisini canlı tutacak bir malzeme ile felsefi derinliğin atbaşı işlenmesi bu başarıyı getirmiştir. Zaman dilimi olarak seçilen ortaçağ, bu romanda bilindik karanlık ve kasvetli ruhunun Yanı sıra, ezber bozan, isyankâr ve sorgulayıcı yönüyle de hayat bulur. Anlatım tekniği açısından seçilen modernist yapısının yanı sıra, ilkçağ filozoflarından alıntıları, başkişilerinin arketipi (Baskerville, Sherlock Holmes ve Adso’nun ad simplico göndermeleri, kör, kitap tutkunu rahip Burgoslu Jorge’nin Borges’i, manastırın kütüphanesinin Babil’i anıştırması gibi) vesair unsurla postmoderne de göz kırpmaktadır.

 

Manastırın çatkı katında gizlenen, Aristo’nun Gülmenin Erdemi kitabı, metafor olarak karşımıza çıkar. Dogmatik yapının karşısında William’ın mantıksal çıkarımları, skolastik yaklaşım, okuru yormadan, sadece el altından varlığını hissettirerek işlenmiştir romanda ve bu haliyle hem rahat bir okuma isteyen okuru ve hem de metnin derinliğine inmeyi arzu eden zorlu okuru içine almaktadır.

 

Romanda seçilen anlatıcı dili tam bir tarafsızlık sergiler ve okur en çok, toy Adso ile Özdeşleşir ve onun, karşılaşılan türlü çeşit komplo karşısındaki kimi zaman doğru kimi zaman Yanlış çıkarımları, okura da sorgu alanı açar ve tam anlamıyla demokratik bir okuma alanı sunar.

 

Tam da Eco’nun Açık Yapıt kuramına yakışacak şekilde.

 

Eco’nun yapıtları, deneysel edebiyatı okunabilir kılması açısından çok önemlidir. Bir anlamda Ulysses’de savlanan “sanatçı – vatandaş buluşmasının” ete kemiğe bürünmüş halidir. Romanın adının göstergebilim açısından okunması da ilginçtir. Eco söyleşilerinde, mümkün mertebe hiçbir referansı olmayan ve bu yönüyle de her anlama gelebilecek bir ad seçtiğini belirtmiştir. İlaveten, romanda Hıristiyan tarihinin güncelle, bizim görece uzak olduğumuz İtalyan siyasetinin ortaçağla harmanlanması nefistir.

 

Eco romanları arasında bilinirlik açısından Gülün Adı öne çıkmaktadır. Ama Eco’nun dilini sever, okuma zevkinize yakın bulursanız, hacminden dolayı gözünüzü korkutmaksızın Fouccault Sarkacı’nı ve ucu İstanbul’a uzanan Baudolino’yu da okumanızı salık veririm. Entelektüel kelimesinin özünü, insan zihninin kıvrımlarında ne çok ve ne hoş şey dolaşabileceğini bu romanlarda bolca hissedeceksiniz.