“Yeşile de Deli Gönül Yeşile”
Yazılar

“Yeşile de Deli Gönül Yeşile”

Ceyil Özmen

Halikarnas Balıkçısı olarak da anılan Cevat Şakir’in ekolojik mirasını sırtlayan Filos Belgeseli İstanbul’a merhaba dedi

 

Bodrum’u Bodrum yapan Halikarnas Balıkçısı lakaplı Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı yakından tanıyanlar, ailesi ve Bodrumlular’ın tanıklıklarıyla derinlemesine anlatan Filos Belgeseli’nin İstanbul’daki ilk gösterimi geçtiğimiz Salı günü Pera Müzesi’nde yapıldı. Belgeselin galası ise bu yıl Ekim ayında yapılan 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleşmişti.

 

Yapım ve yönetimini Nurdan ve Orhan Tekeoğlu çiftinin üstlendiği belgeselin açılışında bizleri bir sürpriz bekliyordu; genç kuşağın en yetenekli en gözde oyuncularından Selahattin Paşalı’nın Cevat Şakir canlandırmalarıyla belgeselde yer aldığını öğrendik. Kendisi ile gösterim öncesi yaptığımız mini sohbette onun da Bodrumlu olduğunu duyunca taşlar yerli yerine oturdu. Açılış sunuşunda salondakileri tıpkı Balıkçı gibi kocaman bir “Merhaba” ile selamlayan Paşalı, canlandırmalarında hiç konuşmadan tamamen Balıkçı’nın ruhuna bürünerek bizi o ilk sürgün yıllarına götürdü.

 

Belgeselde bu sahiciliğin bizlere geçmesinde en büyük paya elbette yönetmen Orhan Tekeoğlu’nun dinamik içten ve yalın anlatım dili sahip. Bunu eski bir belgeselci olarak rahatlıkla söyleyebilirim. Seri söyleşiler ve sessiz sinema tadındaki canlandırmalar bizi bir an olsun belgeselin odağından uzaklaştırmadı – o anda orada, Balıkçı’nın Bodrum’undaydık, Pera’da değil. Kendisine de çıkışta aktardım, Balıkçı’nın ruhunu hakikaten yaşatmışsınız diye. Hatta bu belgeselle Halikarnas Balıkçısı’nı ilk defa gerçekten anladık demek dahi abartmak olmaz. Girit ve İstanbul kökenli bir deniz sevdalısı olan Kabaağaçlı, başlangıçta bir hükümlü olarak Bodrum’da denize girmesi dahi yasakken, zamanla “deniz adam” diye anılır olmuş; işte bunu o akşam iliklerimize kadar hissettik.

 

Belgeselciliğin nasıl emek emek örülü bir iş olduğunu çok iyi bildiğimden, yapımda büyük emekleri göze çarpan Nurdan Tekeoğlu en çok özdeşlik kurduğum isim oldu diyebilirim. Tekeoğlu, Mübadele üzerine yaptıkları bir diğer belgesel projesinin Bodrum gösterimi sonrasında tanıştıkları Meltem Ulu’nun imzalayarak kendisine verdiği Halikarnas Balıkçısı’nın Yolculuğu kitabını bir gecede bitirmiş. O kitapla yüreğine düştüğünü tahmin ettiğim Balıkçı’nın mavi-yeşil mirasını gelecek kuşaklara taşıma ateşi, Ulu’nun kitabından esinlenerek hazırladıkları işte bu Filos Belgeseli ile meyvesini vermiş.

 

Kabaağaçlı, doğal sandığımız bugünkü bitki örtüsünü kendisine borçlu olduğunu öğrendiğimiz Bodrum’da, bu yoğun çabalarıyla “deniz adam”dan sonra “yeşil adam” unvanını da edinmiş. Balıkçının belgesele adını veren doğa ve insan sevdalısı ruhu, bugün benzeri bir aşkla onu bize aktarmak için yoğun uğraş veren Nurdan ve Orhan Tekeoğlu’nda yansımasını tam olarak bulmuş gibi geldi bana. Nitekim belgeselde Halikarnas Balıkçısı’nın ekolojik mirasının izini sürerken, her planın arkasında görünmeyen bir emek, sabır ve merak olduğunu kendileri de söylüyor. Kabaağaçlı da Bodrum’a palmiyeleri, begonvilleri, mimozaları, okaliptüsleri, ilk greyfurt tohumunu ve 45 değişik bitki türünü işte böyle büyük emeklerle yıllar yılı uğraşarak getirmiş. Benzer işler…

 

Gösterim öncesi yaptığı konuşmada, “Bu akşam burada sadece bir belgeselin değil bir düşünce biçiminin açılışında bulunuyoruz” diyen Orhan Tekeoğlu, “Cevat Şakir aslında bir sürgünken, bunu bir ödüle dönüştürdü. Onun cesaretini, doğaya karşı mücadelesini aktarmaya çalıştık. Buradan çıktıktan sonra kimmiş bu Cevat Şakir derseniz, eminim ondan sonra doğaya ve denize farklı bakacaksınız” diye amaçlarını özetledi.

 

Çünkü belgeselin anlattığı gibi, “Bir insan değişirse, bir coğrafyanın kaderi de değişir.” Kalebentliğe mahkum bir sürgün olarak geldiği Bodrum’da, büyük bir acıyı ve onca olumsuzluğu, mavi – yeşil dev bir sevdaya dönüştürmüş bir büyük sanatçı, bizlere de hala dönüşme ve dönüştürme gücü aşılıyor. Konuklardan birinin söylediği gibi uçsuz bucaksız bir denizle karşılaştık orada. Kendisi de Bodrum’a Cevat Şakir olarak gelmiş, Halikarnas Balıkçısı’na dönüşmüştü.

 

Ben bunları hissederken, Kabaağaçlı ailesi nasıl bir ruh haline bürünmüştür, hiç düşünemiyordum. Bunun yanıtını da belgeseli bizlerle birlikte ilk kez izleyecekler arasında bulunan Cevap Şakir’in torunlarından Derya Kabaağaçlı’dan aldık. Balıkçı’yı bebeklikten çok az hatırladığını söyleyen Kabaağaçlı, “Aile olarak korkularımız vardı ama ilk kez bu kadar ciddi bir yaklaşım gördük. Nurdan Hanım ve Orhan Bey’i tanıdıktan sonra çelişkilerimiz son buldu ve onların böyle bir projeyi hayata geçirmek için en doğru kişiler olduğunu anladık” dedi. Bu kadar kalabalık bir izleyici topluluğu görünce de aile olarak sevindiklerini belirten Derya Kabaağaçlı, emeği geçenlere teşekkürlerini sundu.

 

Belgesel gösteriminin bir diğer sürprizi ise belgeselin müziklerini yapan Rebetiko ustası Evrim Ateşler’in, buzuki sanatçısı Andreas Sarantidis ile birlikte verdikleri mini konser oldu. Cevat Şakir için Ege’nin Doğu Batı sentezinin en önemli temsilcisidir diyen Ateşler, bu sentezin müzikteki karşılığı Mikis Teodorakis’in doğumunun 100. yılına adanmış albümünün ön lansman şarkılarını belgeselin hemen öncesinde konuklarla paylaştı.

Gösterime geçmeden Nurdan Tekeoğlu’ndan Filos belgeselinin gösterimlerine İstanbul ve diğer şehirlerde devam edileceği müjdesini de aldık. Belgeselin neden Filos adını aldığını sormaksa izledikten sonra aklımıza geldi: Felsefe sözcüğünün de – filozofi – kökü olan Yunanca sevgi/bağlılık duyan, yani dost, arkadaş anlamındaki “philos” sözcüğünün söylenişinden yola çıktıklarını öğrendiğimizde hiç şaşırmadık. Çünkü Cevat Şakir kadar doğaya denize insana tarihe ve aklınıza gelebilecek hemen her şeye dost ve hayata böylesine güçlü bir sevgiyle bağlı bir ikinci insan bulmak hiç kolay değil, bunu belgesel çok farklı kesimlerden tanıklıklarla etraflıca anlatıyor zaten.

 

Biraz “spoiler” vermek gibi olacak ama belgeselden aklımda kalan çarpıcı birkaç konu başlığını vermeden edemeyeceğim:

 

İsim babası Sabahattin Eyüboğlu olsa da, mavi yolculuk deyince de yine Cevat Şakir… Bir tür felsefe yolculuğu olarak tasarlanmış bu yolculuklar oldukça ilkel koşullarda, sadece su peynir ve peksimet ikmaliyle, karaya ayak basmadan yapılırmış. Balıkçının ölümünden sonra S. Eyüboğlu’nun 15 yıl boyunca sürdürdüğü bu mavi yolculukların çekirdek kadrosunda kimler yok ki… İçlerinden biri bu yazıya başlık ararken birden aklıma Merhaba Yeşil şiiri düşen ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu. Diğer isimleri de duysanız, aslında o yolculukların sıradan birer yolculuk değil bir tür üniversite olduğunu siz de benim gibi anlardınız. Yaşadığımız toprakları kıyı kıyı tanımak ve derinlemesine anlamak ve anlatmak bakımından benzersiz bir ekip toplanmış o ilk mavi yolculuklarda.

 

Burada da çok sayıda dil bilmesiyle, canlandırmalı anlatılarıyla yabancı devlet erkanı arasında  dahi nam salmış çok büyük bir rehber – ülkenin ilk rehberlerinden – olan Balıkçı’nın Mavi Anadoluculuk fikri önümüze geliyor; Anadolu Helen’den önce de vardı diyor Balıkçı, yani Yunan kültürü de mirasçısı olduğumuz Anadolu’dan doğmuştur…

 

Hızımı alamadım, tüm belgeseli anlatmadan son bir alıntıyla bitirelim: Torunlarından biriydi, “Sakın dedemin arazisi var arsası var sanmasın kimse Bodrum’da. Ama inanılmaz bir mirası var” diyen. “Yetmiyor heykellerini dikmek! Onu sevmek demek ağacı korumak denizi korumak, zeytini kesmemek demek, mavi yolculukları yaşatmak demek” diyen de yine o muydu emin değilim ama ben tamamlayayım; çünkü o miras hepimizin.