Mısır doğumlu, Amerikalı edebiyat tarihi profesörü André Aciman tarafından 2007 yılında yazılan bir roman Adınla Çağır Beni. Süha Sertabiboğlu’nun başarılı çevirisiyle dilimize kazandırılmış.
Roman esas olarak 1983’lerde boğucu bir İtalyan yazında geçiyor. Varlıklı ve entelektüel bir aileden söz ediyoruz. Baba Greko-Roma kültüründe uzmanlaşmış bir profesör, annesi Annelle ise çevirmendir. Ergenlik çağındaki genç ana karakter Elio her yazı ailesiyle birlikte evlerinde geçiriyor. Akademisyen olan Elio’nun babası, akademik çalışmalarına yardımcı olması ve aynı zamanda kendi projeleri üzerinde çalışmaları için her yıl bir yüksek lisans öğrencisini davet ediyor. 1983 yazında Amerikalı felsefe yüksek lisans öğrencisi yirmi dört yaşındaki Oliver konuk oluyor. Bu, on yedi yaşındaki Elio için sıkıcı bir rutin haline gelmiş. Birkaç haftalık ziyaret için misafire büyük olması nedeniyle kendi odasını vermek zorunda kalan Elio, bu durumdan sürekli şikayetçi olur. Elio’dan yedi yaş büyük olan Oliver kendine güvenen, dışa dönük, zeki ve çekici bir erkektir. Bu çekici adam, bir anda Elio’nun ailesinin, evde çalışan personelin, ailenin dostları ve komşularının gözdesi olur. Elio ise içe dönük zaman zaman somurtkan, tipik bir ergendir.
Roman Elio’nun bakış açısından yazıldığından Oliver’a karşı anında bir çekim hissettiğini biliyoruz. Elio cinselliğini keşfetme sürecinin erken bir aşamasındadır. Eşcinsellik konusunda görünürde bir çekincesi olmasa da bunu ailesinin önünde açıkça keşfedebileceğini hissetmemektedir. Çekimin karşılıklı olduğundan emindir. Oliver’in onunla etkileşime girmekteki isteksizliği onu hayal kırıklığına uğratır. Başlangıçta ikisi arasında, yoğun psikolojik bir durum yaşanır. Her iki genç adam da duygularını bastırmaya çalışır, başka kadınlarla romantik ilişkiler yaşarlar. Elio en sonunda Oliver’ a açıklama gereği duyar. Oliver yaş farkının onda kalp kırıklığı yaratacağı konusundaki endişelerini dile getirir. Oliver yaş farkının getirdiği güç dengesizliğinden endişe duymaktadır. Çift sonunda bir araya gelir. Oliver’ın dönmesine yakın, yoğun bir cinsel ilişki yaşar ve derin bir duygusal bağ kurarlar. Tüm yaz aşkları gibi bu da uzun sürmez. Bu tür aşkların ateşli ve parlak bir şekilde alevlendiğinin, ancak asla uzun sürmediğinin farkına varılır.
Roman, gerçek burjuva kültürüyle büyüyen on yedi yaşındaki Elio ile yirmi dört yaşındaki felsefeci Oliver’in iki akışkan gibi birbirlerinin ruhuna karıştığı, isimlerinin (Oliver’ın önerisiyle birbirlerine kendi isimleriyle çağırırlar.) cisimlerinin yer değiştirdiği, bir gövdede buluşup yeniden yapılanmasını derinden anlatır. Hem ergenlikte hem yetişkinlikte aşkı bulma, yaratma modelinde önce aşık olma sonra reddederek kendi gücünü ispatlama kaygısını gösterir bizlere.
Romanın “yasak” niteliği daha çok yaş ve statü farkından kaynaklanmakta. Oliver daha deneyimli olduğu için Elio’nun erken dönemdeki cinsel deneyiminin ileride pişman olabileceği bir durum olmasını istemiyor. Belki de bu eşcinselliğin hâlâ dar bir ilgi alanında olması, sosyal olarak daha az yaygın olması, toplumda öteki olarak yer almasından kaynaklanıyordur. Yazarın yarattığı gerilim çok gerçekçi, karakterler çok güçlüdür. Ayrıca mekân duygusunu da çok iyi vermiştir.
Üremeyi reddetmiş, toplumsal, kuramsal tüm yasaların karşısında bağımsız bir duyguyu yaratmayı başarmıştır André Aciman. Bu romanıyla dayatmayı toptan yok saymıştır. Kullandığı kıvrak dil sayesinde bu roman adeta akıp gider.
Ünlü yazar Oscar Wilde cinsel tercihleri nedeniyle 1895 yılında hapse girdi. Mahkeme salonlarında şöyle bağırmış Wilde. “ Bu güzel bir sevgidir, hoştur, en asil sevgi biçimidir. Bunda doğaya aykırı hiçbir şey yoktur. Entelektüel bir sevgidir. Sürekli olarak, daha büyük bir ifade ile daha genç bir erkek arasında gelişir. Büyük erkeğin entelekti vardır, genç erkeğin önünde yaşamın tüm neşesi, umudu ve görkemi vardır. Siz kendi zavallı ve fakir aşklarınızı hayatta tutabilmek için bizlerin baştan aşağı onur ve erdem olan bilgiyle, tabiatla kuşatılmış ışıklı aşkını ezip geçtiniz!’’ Oscar Wilde kendisinden oldukça küçük Şair Lord Alfred Douglas ile fırtınalı bir ilişki yaşamıştı.
Özgün adı CALL ME BY YOUR NAME olan 2017 yapımı filme göz atarsak; öncelikle eleştirmenlerden övgü dolu güzel eleştiriler aldığını belirtmek isterim. Ünlü yönetmen, senaryo yazarı James İvory tarafından senaryolaştırıldı. İvory, “ Günden Kalanlar” ve “Howards End” başta olmak üzere çok sayıda klasikleşmiş filmin yönetmeni. 1987 yılında yaptığı “Maurice” E.M.Forster uyarlamasıyla sinema tarihine önemli bir eşcinsel aşk hikayesi kazandırmıştır. Filmin yönetmeni Luca Guadagnino. Görüntü yönetmeni ise Sayombhu Mukdeeprom.
Film İtalya’nın o güzel doğa manzaralarıyla bizi doyuruyor. Varlıklı bir ailenin yazlığındayız. Baba akademisyen entelektüel bir kişi. Her yıl bir akademisyeni ağırlıyor. Yirmi dört yaşında Amerikalı Oliver konuk oluyor. Filmi, kitapta olduğu gibi Elio’nun bakış açısından izliyoruz. Elio kendine özgüveni olmayan 17 yaşında bir ergendir. Oliver ise çok özgüvenli herkesle hemen dostluk kuran, çok sevilen bir karakterdir. Elio’nun Oliver’i kıskandığını anlıyoruz. Bu kıskançlığın, kendi özgüvensizliğinden kaynaklandığını, kendi kibrini içinde saklamak istediğini görüyoruz. Film bu noktayı çok iyi anlatmış. Müzik, edebiyat, sanat aslında bu iki genci birbirine bağlayan ortak nokta oluyor. Gençliğin iki aşamasını karşı karşıya getiriyor. Bir anlamda birbirine dönüşme sürecini başarıyla aktarıyor. Âşık olmak, delice sevmek, sevilmek, tutku, arzu nesnesi olmak gibi duygular üzerinden film ilerliyor.

