Alevilikten Evrensele: Ayhan Aydın’la Sözün, İnancın ve Direncin Köklerine Bir Yolculuk
Söyleşi

Alevilikten Evrensele: Ayhan Aydın’la Sözün, İnancın ve Direncin Köklerine Bir Yolculuk

Gürel Sürücü

Araştırmacı-yazar Ayhan Aydın, üç on yılı aşkın süredir Alevilik-Bektaşilik kültürünün izini Balkanlar’dan Anadolu’ya, köy meydanlarından üniversite kürsülerine taşıyor. Sözü yalnızca belgeleyen değil, yaşatan bir araştırmacı olarak Aydın, çalışmalarında toplumsal hafızanın unutulmuş damarlarına dokunuyor. Edebiyatı bir düşünme biçimi, araştırmayı ise insanı anlama gayreti olarak gören Aydın’la; inanç, kültür, kimlik ve direnç kavramları etrafında, Türkiye’nin toplumsal gerçekliğini merkeze alan bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Sayın Ayhan Aydın, son araştırma kitaplarınızla toplumsal sorunlara ve kültürel dinamiklere ışık tutuyorsunuz. Bu çalışmalarınızın ortaya çıkış sürecinde sizi en çok motive eden faktörler nelerdir? İlk ilham kaynağınız neydi?

Balkanlar’da yaptığım yerel araştırmaları bir araya getirdiğim üçlü seri bu geniş coğrafyadaki Alevi – Bektaşi toplumunun günümüzdeki durumuna ilişkin genel bir fotoğraf çekmeyi hedefleyen çalışmadır. Derin sosyal, tarihsel, siyasi sorunlarla karşı karşıya olan Rumeli – Balkan Alevi – Bektaşi toplumunun tüm kuşatmışlıklara rağmen halen yaklaşık yedi yüzyıllık bir kültürel birikimi var etme konusunda kararlı tutumları motive etti. Bu insanların yalın, çıkarsız, samimi yönleri etkiledi. İlk ilham kaynağım bu coğrafyada kadınla erkeğin hala yan yana ibadet ederken, muhabbetlerle deyişler söyleyip, ortak atalarının sözlü kültür ürünlerini yaşatıyor olmaları, bunu yaşamın doğallığı içinde çok güzel sürdürmeleriydi. 2000 yılında yaptığım ilk Bulgaristan gezisi bana bu aşkı verdi, ölünceye kadar bu sevda beni terk etmez.

 

Araştırmalarınızda genellikle toplumun derin yapısındaki gerçeklere odaklanıyorsunuz. Bu süreçte, toplumsal sorunların çözümüne dair nasıl bir perspektif geliştirdiniz ve okuyuculara bu anlamda ne mesaj vermek istiyorsunuz?

Türkiye’nin bir toplumsal mesele olan Alevilik – Bektaşilik olgusu sosyolojik, antropolojik ve tarihsel bir gerçekliğin simgesidir. Bu toprakların kültür harmanında savrulan bu öğretinin mensupları maalesef halen çok ciddi sorunlar yaşayan, kendilerini yetirince ifade edemeyen, tam özgür bir birey olarak inançlarını yerine getiremeyen vatandaşlarımız. Devleti yönetenler, kamu dediğimiz otorite, hatta sivil toplum kuruluşları, bazı aydınlarıyla ülkemizde yaşanan sorunların derinlemesine irdelendiğini, geleceğe ilişkin perspektifler geliştirildiğini göremiyorum. Hoşgörü, konuşma, buluşma, okuma, farklı kesimleri bir araya getirme düşünceleri toplumsal sorunların çözümü için yeterli kavramlar değil. Dipten gelen bir çabayla bireyin tüm haklarıyla, sorumluluklarıyla, özgüveniyle, bilgisiyle, hukuki olarak kişiliğini, kimliğini var etme özgürlüğünün olduğunu bilmesiyle ilgili bir mesele var Türkiye’de. Bunu üniversiteler, belediyeler, kurslar, dersler, gazeteler, dergiler, sivil toplum kuruluşları veremiyorlar. Çok daha derin ve köklü bir dirençle karşı karşıyayız. Türkiye’de birey tekil varlığıyla, kendi her türlü farklı kimliği ve yaşamıyla tam ve özgür bir birey olamıyor. Haklarını savunamıyor, haklarını nasıl savunacağını bilemiyor. Bir engelli kişinin önünde dağlar gibi duran kaldırım yığınları aslında herhangi bir kişinin kişilik haklarını savunmak zorunda kaldığında karşılaştığı engellilik durumuyla aynı. Türkiye’de devlet, bürokrasi, toplumsal kanaat, ya da önyargı, eğitimsizlik, duyarsızlık, bir gün herkesin herkesle ve devletle başının derde girmesine neden oluyor. Bu nedenle dirençli, bilinçli, kararlı bir dünya vatandaşı olmak, insan olarak tüm haklarını bilmek ve savunmak bu ülkede ve dünyada yaşayan öğrenmesi gereken, ya da aşması gereken ilk bariyer oluyor. Bu aileden, okula, iş yerine, tüm ortak yaşam alanlarına taşan ve demokrasi, insan hakları ve eşitlik kavramlarıyla anlamlı olabilecek bir süreç. Bence buna hizmet etmek en büyük insanlık gayretidir. Hiçbir insanı cinsiyetine, siyasi görüşüne, kökenine, inancına göre ayırmadan herkesin insan olarak eşit haklara sahip oldukları bilincinin gelişmesi için çaba harcamak en büyük erdemli uğraştır.

 

Edebiyat ve araştırmacı çalışmalarınız arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz? Edebiyatın toplumsal bilinçlenmedeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gerçekçi olmak gerekirse mekanik bilimler ya da matematiksel düşünce ürünleri, fizik, kimya vs. dışında tüm sosyal bilimlerde yani ifadenin, sözün egemen olduğu alanlarda her şeyin temelini kelimeler teşkil eder. Tarih, sosyoloji, antropoloji, felsefe, basın – yayın ve her şey. İster metinler arası, isterse alanda yapılan araştırmalar olsun tümüyle sözle, yazıyla, düşünceyle ilgili şeylerdir tüm uğraşlar. Bir tarihi olayı, yaşanan bir trajedik haberi,  dünyanın bir yöresindeki bir insan topluluğunun bir kültür dinamiğini, evrenin var olmasını anlatırken, araştırırken, yazarken kelimeleri, harfleri, cümleleri kullanırız. Etkili, vurgulu cümleler değildir sadece insanı etkileyen, düşünce örgüsünün mantığında yine kelimelerin dizgisi vardır. Hatta bazı insanlar düşünmek ancak matematikle mümkündür, derler. Dil düşüncenin anahtarıysa o anahtar kelimelerden oluşur.  Bir yazın sanatı olan edebiyat, düşüncenin, fikrin, araştırmanın da en büyük kapısıdır. Edebiyatın mantığı kelimelerin yerli yerinde kullanılması, sadece şiirsel anlatımlarla olayın kolay anlaşılır kılınması değildir. Yaşamı, insanı, olayı tüm gerçekliğiyle en iyi anlatan yazı türü edebiyattır. Edebiyatın olmadığı metinlerin anlaşılması, kalıcı olması, evrenselleşmesi mümkün değildir. Sözler birer derin vurgu olarak zihne ve ruha hitap eder, orada yerini bulup düşüncenin yolunu açarlar. Her etkili, gerçekçi, insancıl söz vurgusu insan ruhuna ve bilincine daha derinden etki eder. Edebiyatın gücü yazıyla, sözle, hitaplar, tüm metinlerle insandan insana, insandan topluma geçer toplumun dinamiği olur. Demokrasi, özgürlük, laiklik, özgürlük, kadın hakları, tüm insanı erdemler ancak edebiyatın gücüyle toplumda gerçek anlamını bulup etkisini gösterebilir. Dizgesel metinler, edebiyatın olmadığı satırlar insana, insan ruhuna ulaşamaz.

 

Yazdığınız araştırma kitaplarında ve edebi çalışmalarınızda, toplumu ilgilendiren meseleleri anlatırken hangi yöntemleri ve yaklaşımları benimsemiş bulunuyorsunuz? Objektiflik ve eleştirellik bu süreçte sizin için ne kadar önemli?

Olabildiğince yalın bir dil kullanırım. Bilgim, bilincim, tecrübem neyse yazdığım, konuştuğum dil de odur. Hiçbir şekilde ağdalı cümleler, kelimeler kullanmadım bugüne kadar. Sadece benim olan, okuduğum, duyduğum, yaşadığım, toplumun kavrayacağı cümlelerle yazdım, konuştum. Vurgular, kelime seçişleri önemli olsa da, en önemli özelliğin etkili şekilde yalın bir yazı türünü tercih etmektir. Hiçbir şeyi abartamadan, önemini de azaltmadan, insanların veya toplumun da hoşuna gidip gitmemesine bakmadan gerçekleri yazmayı her zaman tercih etmişimdir. Eleştiri olmayan yerde gelişmenin olmayacağına inanan bir insanım. Kendi çalışma alanım olan Alevilik – Bektaşilik konusunda gördüğüm olumsuzlukları en net şekilde eleştirdim, önerilerimi yazdım, konuştum. Ne yazık ki, bunlar çoğunun hoşuna gitmedi. Ama hiçbir zaman bu gerçekçiliğimden vazgeçmeyeceğim.

 

Son yıllarda özellikle dikkat çektiğiniz toplumsal ve kültürel konular var mı? Bu konuların güncel yaşantımızdaki yansımalarını nasıl görüyorsunuz?

Şiddet ve hoşgörüsüzlüğün toplumda büyük artış gösterdiğini görüyorum. Okuma oranı, okullaşma oranı son derece düşen toplumumuzda geçmiş yıllardan daha fazla sosyal sorunlar yaşanıyor. Ekonomik açmazlar arttıkça, ülke yönetimine hâkim olan zihniyet zorbalığı, şiddeti, baskıyı, despotizmi bir yönetim şekli olarak benimsedikçe toplumsal olarak da şiddet olaylarının arttığını gözlemliyoruz. Kültürel bir yozlaşmayla karşı karşıyayız. Adeta ülkeyi yöneten zihniyet kültür, sanat, edebiyat düşmanı bir tutum sergiliyor. Böyle olunca toplumsal erozyonla bunu hepimiz hissetmeye başlıyoruz. Sinema, tiyatro, sanat gösterileri, kitap, bilimsel çalışmalar, sergiler, resim, heykel yaşamın dışına itildikçe karanlık bir devre doğru gidişimiz de arttı maalesef.

 

Araştırmalarınızda ve edebiyat üretimlerinizde, toplumun değişimine katkıda bulunmak adına hangi mesajları vermek istiyorsunuz? Okuyuculara ve topluma iletmek istediğiniz temel değerler nelerdir?

Yazar, şair, aydınlarla, sürekli söyleşiler yapan, kültürel sanatsal etkinlikleri izleyip en azından bunu topluma aktarmak uğraşısında olan bir insan olarak, yalnız kalmadan, kendimizi yalnız hissetmeden sürekli çoğalmamız gerektiğine inanıyorum. Devletin, belediyelerin, kurumların “sıradan” yazarlara, edebiyatçılara, sanatçılara, gazetecilere, basın emekçilerine hiç sahip çıkmadıklarını görüyorum. Bu beni çok üzüyor. Bu alanlarda çalışan insanların durumları zaten ortadayken onların büyük zorluklara direnip bir şeyler ürütmeleri de zorlaşıyor. Kitap yazsa nereden basacak, nereden dağıtacak, kim alıp okuyacak? Demokrasinin erdemlerine, laikliğe, özgürlüklere en derin şekilde inanan, iman eden birisi olarak tüm çabalarımın gençlerimize, çocuklarımıza gerçekten sevgiye, saygıya, güzelliklere dair bazı birikimleri aktarmak olduğunu söylemeliyim. Bir yazı, bir söyleşi, bir fotoğraf insanlar arasında dostluğu, bilgi alış verişini arttırıyorsa, bazı değerleri yok olmaktan kurtarıyorsa o benim ve hepimizin bir kazancıdır.

 

Toplumun sorunlarına ve gerçeklerine ışık tutarken, edebiyat ve araştırma alanında sizi en çok etkileyen düşünürler veya akımlar hangileridir? Bu etkiler çalışmalarınıza nasıl yansıyor?

Ben ilkokuldan beri sürekli okuyan bir insanım. İnanın edebiyat, sanat, kültür, araştırma alanlarında binlerce kitap okudum. Dünyanın klasik büyük yazarları hepimizin yol göstericileridir. Ama tarihi araştırmalar, yerel araştırmalar bu alanda yazılanlar çok ilgimi çekiyor. Öğrendikçe, bilgim arttıkça, yazdıklarımda elbette daha belirgin olur. Ama benim bir farkım ne kadar çok gezip görürsem, ne kadar çok söyleşi yaparsam farklı alanlardaki bilgim de o derece artıyor.

 

Son olarak, araştırmalarınız ve edebiyat yolculuğunuz boyunca aldığınız en anlamlı geri bildirimler nelerdir? Bu geri bildirimler sizin çalışmalarınıza nasıl yön veriyor veya güçlendiriyor?

Gezi notlarımdan bazı insanların çok şeyler öğrendiklerini, bazı yöreleri, ne diyelim işte Alevilik – Bektaşilik konusunda birçok dedeyi, babayı, türbeleri, köyleri benim yazılarım sayesinde öğrendiğini söyleyen sayısız insanla karşılaşmak beni çok mutlu ediyor. Bir de youtube izleyenler yani görsellik çok arttı. Ben hem görselleri, hem de yazılı metinleri herkesle paylaşmayı çok seviyorum, böylece her yol ve yöntemi kullanarak tüm üretimlerimi tüm dünyaya aktarınca en azından birilerine yararlı olduğumu görüyorum. Son olarak ise, kendi camiamın beni çok aşırı yorduğunu, üzdüğünü söylemek zorundayım. 35 yıl boyunca sadece ve sadece kendi toplumu için üreten bir kişinin çok hırpalanması ama hemen hiç desteklenmemesi, tüm ürünlerini insan üstü bir şekilde kendi gayretleriyle ortaya koyması ise yine düşündürücü bir durumdur. Bu beni cidden çok üzüyor. Sonuçta gerçek emektar ve aydınlar, edebiyatçılar verilen çabaların değerini biliyorlar. Sevgi, saygı ve muhabbetlerimle…

 

BİYOGRAFİ: Ayhan Aydın 1970 Gümüşhane Şiran Yeniköy doğumludur. 1988’de Ankara Tuzluçayır Lisesi’nden mezun olup, aynı yıl A.Ü. Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuştur. Okulu yarım bırakarak Basın Yayın okumak için İstanbul’a gelen Aydın, 1994’de, İ. Ü. İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 1997 – 2013 yılları arasında Cem Vakfı Basın Halkla İlişkiler Bölümü’nde profesyonel olarak çalıştı. Cem Vakfı’nda çalıştığı zaman diliminde; bir dönem Cem Dergisi Yayın Yönetmenliği görevini üstlendi. Cem Radyo’da ve Cem Televizyonu’nda yüzlerce program hazırlayıp sundu. Evli olmayan Ayhan Aydın, sevdalısı olduğu İstanbul’da yaşamaya devam etmektedir. Edebiyatçılar Derneği, Pen Türkiye Yazarlar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası’na üyedir. Ayrıca; İnternational Federation Of Journalitsts kartı sahibidir.   Ayhan Aydın’ın yayınlanmış kitapları şunlardır: 1- Alevilik-Bektaşilik Söyleşileri; Pencere Yayınları, 1997, İstanbul. 2- İzzettin Doğan’ın Alevi İslâm İnancı, Kültürü ile İlgili Görüş ve Düşünceleri; Cem Vakfı Yayınları, 2000, İstanbul. (3. Baskı) 3- Alevilik-Bektaşilik Söyleşileri 2. Kitap; Kahraman Ofset, 2003, İstanbul. 4- Günümüz Alevi Halk Ozanları; Cem Vakfı Yayınları, 2004, İstanbul. 5- Ekin İdik Olduk Harman (Alevilik-Bektaşîlikle İlgili Haberler, Etkinlikler, Söyleşiler, Yorumlar, Fotoğraflar); Kahraman Ofset, 2005, İstanbul. 6- Günümüz Alevi, Bektaşî, Mevlevi, Nusayri İnanç ve Toplum Önderlerinin Görüş ve Düşünceleri; Cem Vakfı Yayınları, 2006, İstanbul. 7- Araştırmacı Yazarlarla Alevilik-Bektaşîlik Söyleşileri; Horasan Yayınları, Ekim 2006, İstanbul 8- Akademisyenlerle Alevilik-Bektaşîlik Söyleşileri; Can Yayınları, 2017, İstanbul. (2. Baskı Can Yayınları, 2017) 9- Deliorman’ın Koca Çınarı: Ahmet Hezarfen, Yaşamı, Çalışmaları, Anıları, Yazılarından Örnekler; Niyaz Yayınları, Ocak 2008, İstanbul. 10- Abidin Özgünay: Yazar, Yayıncı, Cem Dergisi Kurucusu; Niyaz Yayınları, Ocak 2008, İstanbul. 11- Erenler Bahçesi, Trakya ve Anadolu’da Alevilik-Bektaşîlik Araştırma Gezi Notları; Can Yayınları, 2008, İstanbul. (2. Baskı) 12- Aydınlar-Kanaat Önderleri-Sanatçılarla Alevilik-Bektaşîlik Söyleşileri; Can Yayınları, Mart 2009, İstanbul. 13- Dostlar Bağında Gönül Seyyahı; Ürün Yayınları, 2013, Ankara. (Yeni haliyle, Alevilik-Bektaşilik Yazıları, Dostlar Bağında Gönül Seyyahı, Denemeler, Olgular, Gözlemler; Can Yayınları, 2018, İstanbul) 14- Alevi-Bektaşi Geleneğini Yaşatanlar: Sözün ve Sazın Gücü; Can Yayınları, Ekim 2017, İstanbul. 15- Dedeler Aleviliği Anlatıyor; Kripto Yayınları, Mart 2018, Ankara. 16- Kültür Dünyamızdan Görüşler, Renkler, Sesler (Söyleşiler); Puslu Yayınları, Kasım 2018, İstanbul. 17-Dostlar Bağında Gönül Seyyahı; Can Yayınları, Yurtdışı Gezi Notları, Mayıs 2019, İstanbul. 18- Alevi-Bektaşi Geleneğini Yaşatanlar: Sözün ve Sazın Gücü (İkinci Kitap); Can Yayınları, Ekim 2019, İstanbul. 19- Yunanistan’da Çağlara Damga Vuran Erenler Dergâhı Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) Ocağı, Demos Yayınları, 2023, İstanbul 20- Bulgaristan Balkanlar Genel Bilgeler, Gezi Notları, Söyleşiler, Demos Yayınları, İstanbul 2023 21 – Yüreğimde İnce Dallar Kırılır, İç Dünyamdan Seslenişler (Şiir, Öykü, Denemeler), Demos Yayınları, İstanbul, 2023 22 – Kuzey Makedonya / Arnavutluk, Kosova, Romanya, Bosna – Hersek, Gezi Notları, Domos Yayınları, İstanbul 2024