Gölge
Onun gölgesinde Ay var
Adımlarında bulutlar
Aynalar diyarına bakıyor
Sırtında göktaşlarından bir şal:
En ufak unutkanlığı bile bilmeyen bir muhafız
Işıl ışıl bir keklik gibi beliriyor dağların arasından
Yükseklerden bir fitne üflüyor sonra yakutun göbeğine
Buğday tarlaları onu takip ediyor, aylar
Ve ruhum onu takipte kayanın içinde, uzatılmış gülde
Sözün içindeki bir nehir gibi.
Gölgesinde ağaçlar var
Ve müzik
Akıyor
Suların üzerinde.
Gölgesinde bir nehir
Taşan
Sabahın selamında.
Gölgesinde kalbim kanat çırpıyor
Bulutların eli aydınlanıyor
Aynasına her baktığında.
Gölgem
Gölgesinde uyuyor.
Oda
Oda unutmuyor
Oda ağlıyor ondan ayrıldığımda ve cin çarpmış tüylerini
topluyor uçuşan, kâğıtların yanında oturuyor, yalnızlığı ve haçları tırmalıyor,
kayıp nehirleri açıyor uçsuz bucaksız yazda,
Ay’ın pamuklarını ditiyor
ve hafızanın kanadını harekete geçiriyor
Oda unutmuyor
Etrafındaki duvarlar birbirinin muhafızı
Ve odalar sıkılıyor kalemlere rağmen
Göbek bağı gibi
Tavandan inen ateşin gölgesi,
Kameri kitaplara rağmen, hummalı can sıkıntısı
Yapışıyor odanın göbeğine tutkal gibi.
Bu yüzden gömleğimi yatağımın üzerine bıraktım bugün, ki
hâlâ maiyetinde olduğumu düşünsün. Sonra yavaşça çıktım
onu uyandırmamak için.
Fakat geri döndüğümde gece olunca, her duvarın
diğerine tutunduğunu gördüm.
Yatağım tabuta dönüştü
Ve oda gömleğimin içinde uyudu.
Kelimeler
Bazen
Sıradan kelimelere ihtiyaç duyarız. Pazar yürüyüşü hakkında, kıyafetimizin rengi hakkında, kahve yaparken duyduğumuz müzik hakkında.
İhtiyaç duyduğumuz kelimeler var
Beyaz pencere camının ardındaki papatya çiçekleri hakkında,
Berraklaşan, bulanan ilk mizaçların suyu hakkında.
Sağlığımız hakkında kelimelere ihtiyacımız var, köprü altında yatan sevgililer hakkında, bize gelen ya da içine girdiğimiz mekânlar hakkında, ağaçlar arasında neşe içinde olanlar hakkında.
Parantez içindeki kelimelere ihtiyacımız var
Lehçeleri güneşe çıkarmaya.
Göktaşlarının koruduğu bir dile ihtiyacımız var
Mavi kubbeler üstünde
Bulutların kapısını isimlere açan.
Filistinyada (Seçme)
[…]
Kum kekliği uçtu dağların üzerinden
Ve gece olunca sınırlara kondu
İki tepenin arasından, bir ay yükseldi somun ekmek kadar uysal
Yürüdüm
Toprak bir yolda
Mataramı taşıdım
Yeşil bir bulut yerleşti omzuma
Kapı açıktı
Yıldızların tarlasında.
Şarkılar yankılandı
Dağların arasında uyuyan bir mağaranın zihninde
Muskaların içinden su aktı
Ve bahçe gömleğini salladı mart ayında bademlere
Beyazlık tamamlandı.
[…]
Dedem dilediği gibi öldü
Güçlü, titremeden ve bastonsuz
Su kanalının yanındaki tarlada öldü
Ayaklarının üstünde, yolunu toz aydınlatıyordu
Dedem öldü
Bacağında yer edinen mermi tanığıydı zamanın
Oradaki bir göktaşının üzerinde.
Öldü
Kucaklayarak topraktaki gölgesini
Bu dağ öldü.
[…]
Galaksiler düştü
Yürüdük
Gölgelere gölge yapan gölgeler gibiydik.
Karanlığın şarapnel parçaları
Gölün üstüne düştü
Ve gümbürdedi gök
Sürgünler atlasında
Aynalar cehennemlere açıldı
Ve küçük kuşlar
Yokluğun üstünde
Kanat çırptı.
Ali el-Âmiri (1962- )
Filistinli-Ürdünlü şair Ali el-Âmiri, ailesinin 1948’de Beysan’dan sürülmesinin ardından Vakkâs köyünde doğdu ve çocukluğu Ürdün Vadisi’nde geçti. Ürdün Yazarlar Birliği, Arap Yazarlar Birliği ve Dünya Şiir Hareketi gibi birçok edebî kuruluşta aktif roller üstlendi. Şiirleri birçok dile çevrildi, uluslararası festivallere katıldı ve sanat etkinliklerinde jüri üyeliği yaptı. 2013’te Dubai Uluslararası Plastik Sanatlar Forumu’nun kurucularındandır; 2015’te ilk sergisi Derin Aynalar’ı Amman’da açtı. Dört şiir kitabı yayımlandı: Bunlar Benim Sezgilerim, Bunlar Müphem Ellerim, Beyaz Güneş Tutulması ve Büyülü İplik ile Filistinyada. Filistinyada, 2024’te Filistin Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Ayrıca Sezgiler Kitabı adlı bir antoloji ve Mürekkep Tableti adlı söyleşi kitabı yayımladı. Gazetecilik eğitimini Emirlikler Üniversitesi’nde aldı; çeşitli gazetelerde kültür editörlüğü yaptı. Halen Kitâb dergisinin Genel Yayın Yönetmenidir.
Arapçadan çeviren: Mehmet Hakkı Suçin