“Ayağımda Dar Gelen Sindirella” <br> veya <br> “Bir Ayakkabının İçinden Geçen Düğün”
Öykü

“Ayağımda Dar Gelen Sindirella”
veya
“Bir Ayakkabının İçinden Geçen Düğün”

Aynur Türk

Arka koltuk bir çukurdu. Kendimi bıraktım, kayboldum.

Radyo önce bir türkü söyledi, sonra sustu.

Sustu ama öylece değil: Sesini, arka cebime koydu gitti.

Ben de dikiz aynasından bakan adama, içimden konuşmaya başladım.

Sesim ses değildi, ayakkabıydı.

 

Dedim ki:

“Gözlüğümün numarası mevsimsel, ama ayaklarım sabit fikirli.

38 buçuk, bazen 39. Asfalt kadar sabit, yağmur kadar esnek.

Ama o gün…

O gün ayakkabıcıya gittik.

Ayağım değil de bir başkasının hafızası ölçü alınmış gibiydi.

37 numara,

ve giydiğimde hissettim:

“ Bana ait olmayan bir kadının hayatı sıkıyor parmak uçlarımı.”

 

Belki benim düğünümdü o.

Belki düğün, bana başkasının ağzından söylenmiş bir cümleydi.

Şeffaf ayakkabılar cam değilse nedir?

Cam kırılır. Ben kırılmadım.

Kıstırıldım.

 

Mahalle arası kuaförünün elleri, başımda gezinen iki eski hikâye gibi.

İki burgu, üç tel tokayla geçmişim sabitlenmiş.

Aynaya baktım.

Gelin değilim, ama gülümsemem var.

Genç sayılırım.

Bir koca eskittik ama, yüzüm hâlâ ışıklı vitrin.

 

Derken “Deli Selim” klarnetini üfledi.

Çimler kıpırdadı, sandalye oynadı, masa üstü tuzluk fırladı yere.

İçim, oynamaya başladı.

“Bu fasülya yidi buçuk lira” dedim

ve peçeteye yazdım:

“Lütfen kendimi unutmak istiyorum, mümkünse yanına bir zeybek ezgisi.”

 

Sahneye kimse çıkmadı.

Çıkmayanların yokluğu çok gürültülüydü.

Ben çıktım.

Ayakkabım sıkıyordu ama bedenim gevşiyordu.

Ayak bileklerimden, kalça kemiğime kadar bir unutkanlık yükseldi.

 

Sonra şarkı başladı:

“Yandan Halimem yandan…”

Adımı unuttum.

Gelinliği unuttum.

Kimsenin gelini olmadığımı hatırladım.

Ve birden,

ayakkabım—o lanetli cam ayakkabı—uçtu.

Sallandı,

döndü,

havada bir sessiz çığlık çizdi

salonun en soğuk köşesine çakıldı.

 

Ben ise dönmeye devam ettim.

Kendimi,

bir taşra kasabasının sonsuzluk masasında

çorba içer gibi döndürdüm.

Kıvrımlarım dans etti.

Gölgem, ışığın önüne geçti.

Bir hayaletten, bir geline, bir kadına dönüşerek…

Ya da hepsine birden.

 

Derken ses…

Dikiz aynasından geldi.

Nereye gidiyoruz, abla?” dedi adam.

Sanki yol var.

Sanki bir yönümüz var.

Sanki o ayakkabı hâlâ ayağımda.

 

Cevap vermedim.

Radyo susmuştu.

Yol sustu.

Ben sustum.

Ama bir yerlerde hâlâ oynamaya devam eden bir Halime vardı.

Yandan.