Eksik Paragraf: Ömür İklim Demir’den Muhtelif Masallar
Söyleşi

Eksik Paragraf: Ömür İklim Demir’den Muhtelif Masallar

İlay Bilgili

Yazarların metinleriyle, kitaplarıyla ilişkisini merak ettiğim Eksik Paragraf’ın yeni sezon açılışını sevgili Ömür İklim Demir ile yapıyorum. Bugün sevgili Ömür İklim Demir’i kendi öyküleriyle baş başa bıraktım.

 

Yazarın ilk öykü kitabı Muhtelif Evhamlar Kitabı, 2015 yılında YKY tarafından okurla buluşmuş ve Ömür İklim Demir bu kitabıyla, 2016 Haldun Taner Öykü Ödülü’ne, 2016 Ankara Üniversitesi Öykü Ödülü’ne ve 2017 Notre-Dame de Sion Liseliler Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştü.

 

Yazarın Mutedil Dalgalı isimli ikinci öykü kitabı da yine    YKY tarafından 2022 yılında raflarda yerini aldı. Ömür İklim Demir’in Kum Tefrikaları (2020)  isimli bir romanı da bulunmaktadır.

 

“Ne diyeyim, huzur tuhaf şey arkadaş, ancak kaybedecek bir şeyin kalmadığında gelip seni buluyor.”

     

Ömür İklim Demir, kalbini yalnızlıkla terbiye eden insanları, birbirini ıskalayan hayatları, eskidikçe güzelleşen, güzelleştikçe insanı dibe çeken anıları koyuyor önümüze. İs bağlamış sokakları, naftalin kokan paltoları, dördüncü ayakta yatan kuponları, hizada bekleyen bıyıklı tuzlukları, intihara meyilli tahta mandalları, hikayesi hiç bitmeyen sokak bilgelerini, mesai mesai deliren beyaz yakalıları ve günlük yaşamın lime lime ettiği bütün evhamlı ruhları anlatıyor.

 

“Muhtelif Evhamlar Kitabı”nda, öykünün sunduğu imkanları ve incelikleri, alçakgönüllü ama yetkin bir dille birleştiriyor. Sakin sakin, tane tane sıralıyor kelimelerini ve “anlatsan şiir olacak” o anların tablosunu çiziyor. ( Muhtelif Evhamlar Kitabı, tanıtım bülteninden )

 

1.Kitaplarınızı yazarken sizi en çok zorlayan öykü hangisiydi ve neden?

Yazarken beni zorlayan herhangi bir öykü olmadı. Öykü daha kısa soluklu ve genellikle akış halinde yazılan bir metin benim için. Mutedil Dalgalı’da Madamla Beş Dakika adında bir öyküm var, orada beş dakika içinde bir cinayet nasıl çözülebilir diye epey kafa yormuştum, en fazla onu sayabilirim. Yazmanın da eğlencesi, bu tarz zihin egzersizlerinde yatıyor galiba.

 

2.Öykülerinizde sessizliğin, anlatılmayanın ya da boşlukların yeri nedir? Okura bıraktığınız kısım için neler söylemek istersiniz?

Okura bıraktığım kısımlar için sonrasında bir şeyler söyleyeceksem eğer, bu okura haksızlık yapmak olur. Metni yazdıktan sonra okur ile metin arasına girmemek gerekir diye düşünüyorum. Ne yapılıyor ve yapılacaksa sayfanın üstünde yapmak lazım.

 

3.Kitaplarınızın bir yazar olarak size öğrettiği en önemli şey nedir?

Düzenli yapabildiğim hiçbir şey yok hayatımda. Çok bölümlü dizileri takip edemem, vitaminlerimi düzenli alamam, aynı saatte yatıp uyuyamam, aynı saatte kalkamam, eskiden gazeteler kuponla bir şeyler verirdi, onları da aksatırdım hep. Kitaplarım bana, bir düzen ya da rutin dahilinde bir şeyler üretebileceğimi öğretti -özellikle de roman yazmak…

4.Yazma ritüeliniz metninizi ne şekilde etkiliyor?

Bu sorunun cevabını bilemem ki… İnsan içinde olduğu durumu çok da iyi idrak edemiyor. Fark eden de vardır elbet. Ben yazmaya, kendisinden başka herhangi bir anlam yüklemiyorum. Çoğunlukla bir kahve alıp oturuyorum bilgisayarın başına ve klavyedeki tuşlara basıyorum. Yeter ki o masaya oturabileyim, gerisi kendiliğinden geliyor.

 

 5.Bir öykü karakterinizle bir gün geçirme şansınız olsaydı, bu hangi karakter olurdu ve o gün neler yapmak isterdiniz?

Öykü karakterlerimden bazılarıyla gerçek hayatımda çok zaman geçirmişliğim var. O nedenle hiç zaman geçirmediğim birini seçeyim: Kum Tefrikaları’ndaki Şevket Kemal Bey ile zaman geçirmek isterdim sanırım. SPAD VII ya da bir Blériot XI ile uçmak şahane olurdu. Curtiss Model F’ye de yok demezdim.

6.Hangi öykünüz ipleri kendi eline aldı ve sizin planınızdan saparak bambaşka bir yere evrildi?

Hiçbiri desem…. A noktasını ve ulaşacağım B noktasını, daima biliyorum çünkü. Hep verdiğim bir örnek var. Titanic limandan kalkacak ve buz dağına çarpıp batacak, bunu biliyorum; ancak o buz dağına varana kadar neler olacağı ise değişime açık. Alkolik bir kemancı da çıkabilir o süre zarfında, kaçak bir yolcu da… Kum Tefrikaları’nda ana karakterim Mithat’ın bulması gereken bir nesne vardı mesela; o nesneyi bulacağını bilsem de tam olarak nasıl bulacağı net değildi. Derken kedi yavrusu çıktı, yıllar önce ilk sayfayı yazarken yoktu o kedi yavrusu.

 

7.Okurlarınızdan biri kitabınızı kapattıktan sonra bir cümle ile sizi hatırlayacak olsa, o cümle ne olsun isterdiniz?

Çok naif de olsalar, rica ediyorum diye de bitseler, her türlü dayatmaya karşıyım; bu soruya kastettiğiniz çerçevede bir cevabım yok o nedenle. Beni bu cümleyle hatırlamanızı çok isterim, diyemem kimseye. Okurken insanların güzel vakit geçirdiklerini, ilginç bir yolculuk ya da tecrübe yaşadıklarını bilmek yetiyor bana. İsim vermeden bir anımı anlatayım: Bir keresinde bir yazara kitabını imzalatmıştım, o yazar da kitabı açıp nerelerin altını çizdiğime bakmıştı uzun uzun. Mahrem bir bölgeye girilmiş gibi hissetmiştim orada; kimisi için güzel bir harekettir belki ama ben çok rahatsız olmuştum. Bence hangi sıfatla olursa olsun, okur ile metnin arasına girmemek lazım.

 

8.Sizin için yazmak neyin eksikliğini gideriyor ya da hangi boşluğu dolduruyor?

Zamanımı daha az boşa harcıyormuş gibi hissediyorum yazarken. Gerçekte doldurduğu herhangi bir eksiklik var mı ama bilmiyorum; öyle bir görevi de yok bence zaten. Olmamalı. Bazı kavramları bu pragmatik eksenden kurtarmak lazım. Son zamanlarda çok görüyorum, sürekli bir “edebiyat iyileştirir” söylemi var. Bence bu, edebiyatı bir kalıba sokmaya çalışmaktan, ona zerdeçal ya da lifli gıda muamelesi yapmaktan başka bir şey değil. Onun da bir görevi olmayıversin; faydasız olsun hatta, ne önemi var ki? Hepsini geçtim, tüm bu sorulara cevabım olsaydı yazmıyor olurdum muhtemelen.

 9.Yazarken kendinize mi daha çok yaklaşıyorsunuz yoksa kendinizden uzaklaşıp bambaşka birine mi dönüşüyorsunuz?

Yazdığım karaktere göre değişiyor. Tabii yine de ne yaparsam yapayım, gördüğümüz rüyalardaki herkesin aslında yine bizden ibaret olması gibi, yazdığım her karakter de yine benden bir parça taşıyor. Oranı değişiyor elbette, yüzde bir de olabilir bu oran, yüzde seksen de.

  

10.Kendi yazınınızdan bir alıntı yapın ya da bir cümlenizin altını çizin desem bu hangi cümleniz olurdu?

Kum Tefrikaları’na bir okur olarak denk gelseydim galiba şu bölümün altını çizerdim: “Biliyorum, gündelik hayatın tıkırtısı, meşguliyetlerimizin illüzyonu sona erdi artık, isimler kana-cana bulandı, sıfatlar dağların tepe­sinden yuvarlandı, ortalık toz duman… Biliyorum, okuduğumuz tonlarca kitap, konuştuğumuz bir dolu insan, gölgelere karıştı bi­liyorum. Vakit, bilmediğimiz kuytu köşelere uzanan, suretinden anlamlar çıkartmaya çalıştığımız, o tuhaf düşüncelere sarılma vakti hocam.”