Ellerine Uzak Zamanlar

Ellerine Uzak Zamanlar
Öykü

Yanağından saç diplerine doğru usul usul esen rüzgârla gülümsedi. Kısa aralıklarla gözünü kapatıp rüzgâra bıraktı kendini. Bitmeyen sıcakların ardından gelen serinliğe bağladım sevincini önce, gülüşünün denizle arasında uzun bir sessizliğe dönüştüğünü görünce vazgeçtim bu fikrimden.

 

“Yanına oturabilir miyim?” demeyi çok isterdim. Hayatımda ilk defa iki ayağın ve birkaç sözün eksikliğini hissettim. Yanına gidemedim ama her saniyesini izledim. Uzun sessizliğini, etrafına bakarken, oturduğu bankın önünden geçen kediyi severken… Baktığın yerden akan zamana dönememek bu olsa gerek.

 

Yüzünü denizle arasındaki uzun sessizlikten alıp caddedeki çiçekçi dükkânlarına doğru çevirdi. Bizleri seven çoktu ama bize hem yakın hem de çok uzak olan bir çift gözü ilk defa görmüştüm. O bize bakıyordu, ben ise ellerine bakıyordum. Güzel bir kâğıda sarılıp uzatılmak isterdim o ellere. İkimiz de kaldık öyle; elleriyle değil de duvardaki bir resme bakar gibi seviyordu bütün çiçekleri.

 

Sevgililer aldıkları çiçeklerle önünden geçtiğinde, neden elleri bomboş, neden ben veya başka bir çiçek onunla eve gitmiyoruz, diye hayıflanıyordum hazırlanan her çiçek demetinde.

 

Beyaz bir vazonun içindeyken ben, aklımdan neler neler geçerken eli bir anda telefonuna gitti. Sadece birkaç sözcük etrafında geçti konuşma. Tek seans… saati… gecelik olursa… taksi ücreti… “Evet, müsaitim.” diyerek kapattı telefonu. Adının Sofya olduğunu o vakit öğrendim.

 

Geceleri buralara gelen kayıp yüzlerin sözcükleriydi bunlar. Onların elleri gibiydi onun da eli; bütün çiçeklere uzak. Denizle arasındaki sessizliğinin, derinlerindeki yalnızlığının sebebini şimdi anlamıştım. Konuşması bitince sakinliğinin yerini aceleciliği aldı. Gözleri taksi aradı, biraz ilerideki taksiyi gördü. Ayağa kalktı, ilk kez bize yaklaştı. Elleriyle sevmedi bizi ama rüzgâra gülümsediği gibi gülümsedi. Yavaştan uzaklaşmaya başladı. Birkaç adım sonra durdu, arkasını döndü ve göze göze geldik. Dönmeyeceği bir sevgiliye bakar gibi baktı bana.

 

Uzun ve yalnız cümleler geçti sokaklardan. Rüzgâr o an uslu bir çocuk olup savurmadı içindeki sözcükleri. Sokakları baştan aşağı dolandı.

 

Artık biliyorduk, bugün ve yarınlar bizim için çok geçti. Onun ellerindeki en güzel lilyum çiçeği olmak için çok geç kalmıştım. Sevginin yettiği zamanlarda rastlaşmalıydık belki de ikimiz.