Picasso. Her yoldan geçerek yine de Picasso olmaya devam ediyor. Ben Picasso’yla ne zaman karşılaşsam tanıyorum. Süreklilik derken, bütün sorduğum bu. Bana bu konudaki en parlak örnek de Picasso geliyor. Picasso’da gördüğüm bu bütünlüğü bizim resmimizde ben mi göremiyorum, yoksa sanatçılar, şimdi de bunu yapalım dediklerinden ötürü mü o yapıtları arasındaki bağ mı kurulamıyor?
Resmi oluşturan birtakım öğeler var, en önemlilerinden bir tanesi sanatçının stili, Picasso örneğinde olduğu gibi. Stili Picasso’yu bize tanıtır. Oysa günümüz sanatının Türkiye’ye yansısı maalesef kişilik sorunları bağlamında olumsuz sonuçlar verdi. Sizin de bir sergiye gidip etiketine bakıp, o sanatçının kim olduğunu anlamaya çalışmanız bunu gösteriyor. Az önce sözünü ettiğimiz bienalde ben bile bazı eserlerin etiketlerine bakarak kimin olduklarını anladım. Fazlasıyla etkilenmeler söz konusu. Elbette sanatta etkilenmeler olabilir, dünya sanatında neler olup bitiyor, sanatçıların bilmesi görmesi gerekiyor. Globalleşme noktasında sanatçılar televizyon ve benzeri yayınlarla Amerika’da olan herhangi bir şeyi öğrenebiliyor, onlar da buradakini öğreniyor, müthiş bir iletişim ağı var aramızda. Ama bu etkilenmeler sanatçının kimliğine, kişiliğine müdahale ederse olumsuz soru işaretleriyle karşı karşıya kalırız.
Evrensel olabilmek için, ulusaldan geçmek kaygısının burada yeri ne? Özellikle Türk resim sanatı bunu çok ciddi olarak sorgulamak zorunda değil mi?
Evet. Bir dönem Türk sanatında ulusallıkla ilgili kaygılar vardı. Önce ulusal sonra uluslararası olacaksın diye eski hocaların bir değerlendirmesi… Nurullah Berk, Bedri Rahmi gibi… Onlar da kendi resimlerinin bir yerlerine ulusal motifleri yerleştirmeden edemezlerdi.
Ama bizim konuştuğumuz sanırım o değil. Onların kendi ulusallık anlayışlarında önerdikleri şeylerde bir anlamda folklorik kaygılar görülebilir. Ben çok başka bir şeyin üzerine gitmek istiyorum. Türkiye’deki bir ressam bütün bu küreselleşmenin içinde kendini sorgularken buradaki toprağa basarak mı sorguluyor, yoksa dünyanın bir sanatçısı olarak mı sorguluyor?
Bütün ülkelerin sanatçıları biraraya gelebiliyor. Bütün meslekler biraraya geliyor; ressam fotoğrafçı, grafiker sinemacı, bütün mesleklerde de aslında birbirine geçme durumu var. Meslek özellikleri giderek eridi, karşımıza net olarak beliren ‘sanatçı’ adı altında, kapsamlı bir kavram çıktı. Yeniden bu olguya dönülecek. Gerçi, dünya sanatına baktığımızda, enstalasyon sanatlarında bir çok taklitçiler elendikten sonra, önemli olanları elbette sanat tarihine kalacaklar. Ülke sanatımızda da bu yörüngeye giren, kişiliğini, kendi sanatını yok eden sanatçılar da ortaya çıktı, ne yazık ki… Bundan beş-on yıl önce yeni dışavurumculuk akımı ile birlikte görülen kişiler şimdi de enstalasyon yapıyor. Gelecekte de başka şeyler yapacaklar, ne kötü!
Şimdi onuncu serginiz için ne konuşabiliriz?
Daha önceki çalışmaları düşündüğümde de aza indirgenmiş elemanlar vardı. Az, beni çok tatmin ediyor. Birtakım kendi elemanlarım var, bu elemanlar beni çok tatmin ediyorlar. Bu elemanların üzerine bir ekleme daha yaptım, ’90’lı yılların başında Sultanahmet Meydanı ile ilgili bir şeyler düşünmeye başladım. Hatta ’91 veya ’92’deydi, bir enstalasyon gerçekleştirdim, tamamen benim yapmış olduğum nesnelerden oluşan bir şey bu.
Niçin Sultanahmet?
Ben Sultanahmet Meydanı’nı çok seviyorum. Hatta Pazar günleri arkadaşlarımla beraber giderdik, kahve içer, yemek yer, meydanda dolaşırdık, orayı özümsemeye çalışırdık ve çok hoşlanırdık bundan. O espas çok hoşumuza giderdi her defasında. Oraya gidip bir şeyler yapmalıyım diye düşünürdüm, bir mekanın boşluğu güzel, bir de dikili taşlar bana sanki benim elemanlarımmış gibi gelirdi, yani üçgeni anımsatırdı. Esas yol gösteren daha önce üçgendi benim resimlerimde, şimdi onun yerini dikilitaş aldı. Bana göre yeni olan, birtakım simgesel değerleri olan, anahtar niteliğini taşıyan ufak tefek yazılar girdi. Neden yazıyı istediniz?
Yazı derken resimsel yazıdan bahsediyorum, öteki türlü söz konusu değil. Neden olmasın, zaten sanatçıların çoğu kavramsal sanat döneminde yazıyla oldukça ilgilenmişler, yazıyı kullanmışlardı. Şimdilerde Jenny Holzer ve Barbara Kurugel var, aynı şekilde onlar da kullanıyor. Sultanahmet Meydanı benim için çıkış noktası oldu.