“Her sene ancak bir kilo mu alıyorsun!?” diye gülmeleri, kırklı yaşlarında, kırklı kilolarda olmasındandı onun. Mücadeleli yaşamının ve hiç durmayan beyninin tasarruf ettiğiydi ona bu kadarı. Gençliğinde çok spor yapmış olsa da ameliyatlık dişleri bile çekebiliyor olması güçten çok mesleğinin teknik yönlerini iyi bilmesindendi.
Perifer bir bölgede sürümden kazanılan bir yerde çalışıyordu o sıralar. Dingin mizacı, mücadeleci ruhu, karşısındakinin beklentilerini kolaylıkla yakalayan güçlü sezgileri ve azımsanmayacak zekâsı, nerede çalışırsa çalışsın kendi kültüründen olmayan insanlara kolaylıkla eğilebilmesini ve de yetebilmesini sağlıyordu Yaprak’ın.
İri yarı, görgüden payını almamış, dan dun hareketlerle ‘dişim çok kötü! çok ağrım var! dişimi çektireceğim dişçi nerede!?’ diyerek klinik kapısından giren adam, Yaprak’ı gördüğü an yüzünü ekşitti. ‘Bu mu çekecek dişimi!?’ demesi, aşağılayan ses tonu kliniği inletmişti adeta. Yaprak’ın sakinliği adamın hadsizliğinden eziciydi. Bu etki ve çektiği ağrı adamı, diş ünitinde kalkmaya her an hazırcasına yarım yamalak oturtmuş; zoraki de olsa ağzını açtırmıştı. Sağlam çene kemiğine gömülü üç adet diş kökünü alması gerektiğini güçlükle görebilmişti Yaprak, adam hızla ağzını kapatmadan daha fazla konuşmasına fırsat vermemek için arkasını dönüp el çabukluğuyla çekti enjektöre ampulü. Kendinden çok emin, aynı baskın tavırla ‘ağrınız geçecek şimdi’ diyerek ustalıkla yaptı anestezisini dişin. Birkaç dakika içinde ağrısı hafifleyen adam eline aldığı çekim aletleriyle ünit tablasına yaklaşan Yaprak’a, hakaretlerine daha da büyük cüretle başladı tekrar. ‘Dur dur! N’apıyorsun sen!? Çekemezsen n’aparım seni biliyor musun!?’ diyerek. Yaprak, son noktasına gelmişti. Zorlu bir işe girişeceği hâlde bunun kıymetini bilmeyerek kendisine tehditler, hakaretler savuran adama ne yapacağını biliyordu. Elindeki çekim aletlerini lavabonun kenarına bırakarak pis bakışı ve sessizliğiyle dikildi karşısına. Adamın bir an afallayan boşluğunda ‘ÇEKMİYORUM!!!’ diye çemkirerek arkasını dönüp çıktı klinikten.
Kendisini, bir üst katta olan ve kimsenin uğramayacağı giyinme odasındaki cam kenarına attı ivedilikle. Açtığı pencereden soluduğu oksijenle sakinlemeye çalışıyordu. On beş, yirmi dakika sonra içeri giren patronu, adeta yalvarırcasına Yaprak’tan, kliniğe inip adamın dişini çekmesini istedi. İlk defa öyle bir incelik gördüğü patronunu anlayabiliyordu Yaprak; adamın hıncından, kabalığından dolayı. Oysa hastanın kabullenemediği, beğenmediği çelimsiz bir kadının ona kafa tutmasıydı asıl gücüne giden. Dişini çekemeyeceği için ona yapacaklarının hesabında, işi inada bindirdiği belliydi. ‘Anestezimi yaptı, dişimi çekmek zorunda!’ diyerek ortalığı ayağa kaldırdığını anlamıştı Yaprak. Onun karşısındaki dik duruşunu şimdi de patrona sergilemeliydi. Geri adım atan biri değildi çünkü işini kaybetmeyi göze almış olurdu bu durumda ve zaten birkaç kez ona ters gelen konulardaki duruşuyla terk etmişti çalıştığı iş yerlerini.
Patronun ricası ya da kaybedeceği işi umrunda değildi; klinikteki aşağılık adama dersini vermek istiyordu en çok. Patrona, ‘çekerim ama üç katı fiyat alırım,’ dediğinde alacağı prim- de değildi aslında gözü. Adamı her türlü benzetmek istiyordu. Patron, beş katını da istese yok demeyecek kadar mutlu olmuştu, Yaprak’ın işi üstlenmesine. Rahatlayan yüzüyle özüne dönmüş, çoktan patron edasına bürünmüştü bile.
Patronunu yanından yollayan Yaprak, açık olan pencereden derin bir nefes daha alarak odadan çıktı. Merdivenden inip klinikten içeri girdiğinde patronunun adamı ünite oturttuğunu gördü.
Düello öncesi sessizlik hâkimdi odada.
Yaprak, tüm mesleki deneyimini konuşturacaktı. Eline, çekim aleti olan davye yerine elevatörü aldı. Pense gibi görünmeyen bu alet aslında işin tamamına yakınını bitirirdi doğru kullanıldığında. Onunla dişi saran kemiği köklerden sıyırdı tüm gücüyle. Bunu yaparken dirseğini ve kolunu hastalarının göz hizasına çıkarır, harcadığı gücü görmesine müsaade etmezdi. Anestezinin etkisiyle bir şey hissetmediği gibi çekime başlanmadığı için ajite de olmazdı hastalar, penseyle dişe asılınmadığı için.
Yaprak’ın, işini bitirip eline penseyi aldığında adamın ağzından kemikten boşalttığı kökleri alması saniyeler sürmüştü. Tablaya, vura vura bıraktığı üç kökü adeta onun gözüne sokarak; hayretle bakan adamın göz hapsinde, girdiği klinikten ona hiçbir şey demeden çıktı Yaprak. Kendisine yetişmeye çalışan adamla arasını açtığında, yağdırdığı övgü dolu sözleri ona iletilmek üzere patrona yönelttiğini biliyordu adamın. Aldığı ders kadar beş dakikada çektiği dişe para bayıldığını da…
