Bach’ı “yüzlerinden biri geçmişe, öbürü geleceğe dönmüş bir ayna” olarak tanımlayan ifadeyi çok severim. Johann Sebastian Bach çok sesli müziğin tarihsel gelişim süreci içerisinde kendisinden önce oluşan müzikal teknikleri mükemmel bir hale getirmiş, ardından gelen bestecilere tonal müziğin yapısal inceliklerini miras bırakmıştır. Günümüzde klasik müziğin yanı sıra caz, blues, rock ve pop gibi çeşitli batı müziği formlarında da Bach’ın yapısal ilkelerini görmek mümkün. Bu durum sadece müzikle sınırlı olmayıp kimi edebiyat eserleri için de geçerlidir.
Goethe, Bach’ın müziğini “kendi kendine konuşan sonsuz bir armoni” olarak tanımlamıştır. Alman Romantikleri için Bach, biçimsel düzenin manevi gerçeği ifade edebileceği fikrinin bir örneği, hem şiirde hem de felsefede temel bir özlemdir. Doktor Faustus‘ta Mann, romanın bazı bölümlerini yalnızca tematik olarak değil, biçimsel olarak da tekrarlayan motifler, inversiyonlar ve varyasyonlar aracılığıyla açıkça bir füg gibi yapılandırır. Romandaki karakterlerden besteci Adrian Leverkühn’ün eserleri hem entelektüel dehanın hem de metafizik umutsuzluğun bir sembolü olarak Bach tarzı kontrpuanı yansıtır. Borges’in Çatallı Yollar Bahçesi veya Dairesel Harabeler gibi öyküleri, fikirlerin birbirini tekrarladığı, dönüştürdüğü ve yansıttığı Bach benzeri yinelemeli ve kontrpuanlı yapıları temsil eder. Borges, müzik sanatının mantığına hayrandır ve onun öz-referanslı zarafetini anlatıya dönüştürmeye çalışır. Hofstadter Gödel, Escher, Bach adlı eserinde bu bağlantıyı açıkça ortaya koyar. Bach’ın kontrpuan biçimlerini mantık, dil ve bilinçteki yinelemeli yapıların metaforları olarak yorumlar ve anlamın öz-referanstan nasıl doğabileceğini gösterir. James Joyce Ulysses ve Finnegans Wake, Vladimir Nabokov Solgun Ateş ve Italo Calvino Eğer Bir Kış Gecesi Bir Yolcu gibi eserlerinde kontrpuanlı formları kullanırlar. Böylece Bach’ın polifonik mantığını yansıtan biçimlerde anlatı seslerini, temaları ve bakış açılarını katmanlaştırırlar.
Çok sesli müziğin temelini teşkil kontrpuanın bir anlatım ve ifade biçimi olarak romana yansıması genellikle şu şekilde tezahür eder: Her bir karakter veya düşünce kendi gerçekliğini bağımsız olarak seslendirir. Yazar otoriter bir şekilde ve tekçi bir anlayışla müdahalede bulunmaz. Roman farklı bilinç durumlarının bir arada var olduğu diyalog benzeri bir yapı üzerinde yükselir.
Füg, Johann Sebastian Bach’ın eserlerinde sıklıkla kullandığı tekniklerin en önemlileri arasındadır. Soyut bir ortam için yazdığı ve ölümü nedeniyle tamamlayamadığı Füg Sanatı adlı eseri bu alanda bir zirve olarak kabul edilir. Füg, aynı konunun (temanın) peş peşe tekrarlanmasından oluşur. Bu tekrarlar üst üste bindirilmiş katmanlar halindedir. Böylece eserlerde derinlik ve yankı benzeri bir efekt elde edilir. Bu teknik özellikle barok eserlerin müzikal konularının sunumlarında sıklıkla kullanılır. Aynı tekniği 20. yüzyılın ana yazınsal yönelimlerini belirleyici bir etkiye sahip olan Karamazov Kardeşler’de de görüyoruz.
Romandaki karakterlerden en küçük kardeş Alyoşa spiritüel sesi oluşturmaktadır. Alyoşa inanç, şefkat ve mistik bir umudu temsil etmektedir. Sakin ve yumuşak bir şekilde esere giriş yapar. Ortanca kardeş İvan ise entelektüel sesi temsil etmektedir. Esere Alyoşa’ya kontrast oluşturacak bir şekilde dahil olur. Dini inançlardan bağımsız ahlaki değerleri savunan bir tepkidir adeta. İvan’ın dünya görüşü füg tekniğindeki “yanıt” gibi Alyoşa’nın müzikal anlamda bir inversiyonu olarak yansımasıdır. En büyük kardeş Dmitri ise dünyevi, mücadeleci, erotik ve dürtüsel yaşam kuvvetini sembolize eden bir karakter olarak romandaki ihtiraslı sesi oluşturmaktadır. Onun esere dahil olması ilk gerçek karşıt kutupla ilgili kontrapuntal gerilimi yaratır. Ailenin babası Fyodor Pavloviç’in gayrimeşru oğlu olduğu ima edilen Smerdyakov eserin gölge sesidir. Müzikteki augmentation (nota değerlerinin eşit artırıldığı füg teması sunumu) ve diminution (nota değerlerinin kısaltılması) tekniklerinde olduğu gibi sakin ve hatta gizlice romana giriş yapar. Olumsuzlama ve nihilizmin temsilcisi olup, İvan’ın soyut düşüncelerinin yıkıcı bir potansiyele sahip olduğunu açığa çıkarır. Alyoşa’nın ruhani rehberi olan yaşlı rahip Zosima ise bir füg döngüsünü sabitleyen bir Bach korali gibi romanın dengeleyici ve uyumlu sesini temsil eder. Böylece eserin koral sesini oluşturur.