Karanlığın İçinden Bir Ses: Cehennemde İlahi
Kitapla Randevu

Karanlığın İçinden Bir Ses: Cehennemde İlahi

Şahide Çömez

Merhaba Kıymetli Karnaval Dergi Okuyucusu,

 

Randevu saatimiz geldi. Bugünkü kitabımız Rıdvan Hatun’un son kitabı Cehennemde İlahi. Çaylar, kahveler hazırsa başlayalım:

 

Bazı öykü kitaplarını eline alırsın ve daha ilk sayfalarda onunla bir bağ kurarsın, onu sindire sindire okursun, hemen bitirmek istemezsin. Rıdvan Hatun’un Cehennemde İlahi’si de benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Çoğu kez bir şeyler yazmadan önce bazı öyküleri yeniden okudum, bazı satırların altını çizdim. Hatun, kitapta renkli bir evrenin kapılarını aralamış. Kendi coğrafyamızın tanıdık insanlarının yanında dünyanın başka yerlerinden kahramanları da konuk etmiş öykülerine. Büyük olaylar yok belki ama küçük sarsıntılar, içten içe büyüyen duygular ve karanlıkla aydınlık arasında gidip gelen insan hâlleri var. Kitap, öyküleriyle konuşulması gerektiği kadar Hatun’un açtığı yeni anlatı evreniyle konuşulmayı fazlasıyla hak ediyor.

 

İlk kitabı Billur Örüntüler ile edebiyat dünyasına etkili bir giriş yapmıştı zaten yazarımız. Pek çok seçkin ödül listesine adını yazdıran bu ilk kitap, biz okuyucular için yazarın sonraki kitapları adına güzel bir gösterge oldu. Nitekim Cehennemde İlahi ile yanılmadığımızı da anlamış olduk.

 

Cehennemde İlahi Ocak 2026’da Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Oldukça yeni fakat hemen her okuyanda iz bırakan öykülerle dolu. Yedi öyküden oluşuyor ve 100 sayfalık ince bir kitap. Öyküler birbirinden kopukmuş gibi duruyor ama gerçekte bir dış metin etrafında zincir gibi bağlanmış bir bütünlük hissi veriyor. Bu nedenle de klasik bir öykü toplamından çok birbiriyle konuşan parçalı bir anlatı gibi okunabiliyor. Rıdvan Hatun kitabını anne ve babasına ithaf etmiş. Bu ithaf sayfasından hemen sonra bir epilog çıkıyor karşımıza: ‘‘beni düşününce ne görüyorsun / ben’i düşününce ne görüyorsun’’ Okuru daha ilk sayfada bir ayrımla karşı karşıya bırakıyor yazar bu ifadeyle: Dışarıdan görülen kişi ile içerde var olan ‘‘ben’’ aynı şey mi? Hatun’un öyküleri tam da bu gerilimde dolaşıyor. Dışardan bakıldığında sıradan görünen hayatların içinde, sessizce büyüyen iç dünyaları yokluyor. Bu nedenle kitabın başındaki bu iki satır, yalnızca bir epilog değil; okura verilen küçük bir ipucu gibi duruyor: Bu öykülerde gördüğün kişilerle onların içindeki ben her zaman aynı olmayabilir.

 

Epilogun hemen ardından gelen iki sayfalık diyalog metni ise kitabın kapısını aralayan küçük bir anlatı eşiği gibi duruyor. Karanlıkta yürüyen iki sesin patikalar, yol ayrımları ve ilerlemek üzerine konuştuğu bu bölüm, ilk bakışta masalsı ve belirsiz bir sahne kuruyor. Ancak satırlar ilerledikçe bu yürüyüşün yalnızca bir mekânda değil, hikâyelerin içinde geçtiği hissi beliriyor. ‘‘Çatallanan her yolda, dönüştüğümüz her hikâyede birbirimizi bulalım.’’ cümlesi bize kitabın bütününe yayılan anlatı evreni hakkında da ipuçları veriyor: Her öykü başka bir patikaya açılan bir yol ayrımı gibi. Karakterler, anlatıcılar ve belki de bizzat biz okurlar, bu karanlık patikalarda ilerlerken birbirimizi arıyoruz. Bu kısa çerçeve metin bile yazarın düşünce dünyasına şapka çıkarmama vesile oldu. Rıdvan Hatun iyi ki yazıyor, dedim. Bakalım sizler de kitabı okuyunca benim gibi düşünecek misiniz? Yorumlarınızı bekliyorum. Gelelim öykülere… Okumayanları da düşünerek kapalı ve kısa yorumlamaya çalışacağım büyüyü bozmamak için. Sizden geleceklere de yer kalsın.

 

İlk öykümüz ‘‘Sürem’’. Hatun, öykünün daha ilk cümlesiyle okuru sert soğuk ve törensel bir atmosferin içine çekiyor. Düğün alayıyla başlayan yolculuk kar, sis, rüzgâr ve fırtına eşliğinde pastoral bir sahneden, giderek karanlık ve masalsı bir trajediye dönüşüyor. Öyküde doğayı çok iyi kullanmış yazar. Doğa, sadece bir arka plan değil kaderi tayin eden bir güce dönüşmüş. Yazarın renkler, dokular ve sesler üzerinden kurduğu güçlü görsellik, metni katman katman açılan bir yapıya dönüştürüyor. Maalesef bazı satırlarda imge yoğunluğu çok üst üste bindiğinden öykünün çatışması geri planda kalıyor. Fakat şunu da belirtmeliyim ki ‘‘Sürem’’ atmosfer kurma becerisi ve epik-masalsı diliyle okuru daha ilk sayfalarda sarsan güçlü bir açılış metni.

 

En çok sevdiğim öyküden devam edelim istiyorum: Sirk. Bana göre kitabın en güçlü öyküsü. Ben anlatıcı ile yazılan öykü, bir apartmanda geçiyor. Metin, toplumsal yargı mekanizmalarını ve kimlik üzerindeki baskıyı sembolik bir yapı içinde anlatan yoğun psikolojik bir öykü. Barnum Sirki ve King Kong göndermesiyle başlayan öyküde, kısa sürede gösteri alanından apartman boşluğuna, oradan da zihinsel bir karanlığa geçiyoruz. Metin yalnızca bir komşu gerilimi değil; izlenmenin yargılanmanın ve görünür olmanın bedelini anlatıyor. Karakterimizin yaşlı komşusu ile yaşadığı tekinsiz teması gerilimin ana hattı. Daha fazla detaya girmeyeyim ama yaşlı komşuya dikkat.

 

Kitabın dördüncü öyküsü olan ‘‘Ortanca’’ da oldukça dikkat çekici. Tanrısal anlatıcı ile yazdığı öyküde yazar, aile içi ilişkiler, haksızlıklar, yaşlıların vicdani oyunları gibi konulara temas etmiş. Hasta ve yatalak annesinin bakımını üstlenen kahramanımız ‘‘Ortanca’’ etrafında dönen hikâye aslında aile kurumuna eleştirel bakışı yansıtmış. Ortanca evlat emek ve bakım veren ama aynı zamanda anne tarafından pek de görülmeyen kişi. Öyküyü bitirince ‘‘Rıdvan Hatun bu kitapta yaşlılara savaş açmış.’’ diye düşünmeden edemedim.

 

‘‘Papağan’’ adlı öyküyü sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Konu olarak da üslup olarak da çok ilgimi çekmedi. Diğerlerinin yanında biraz sönük bir metin olarak kalmış. Metin diğerlerinden zayıf  olabilir ama kitabın değerine halel getirmediğini de belirtmeliyim. Rıdvan Hatun çok iyi bir iş çıkarmış. Dilerim kaleminden çıkan pek çok öyküyü uzun yıllar okuruz.

 

Son olarak kitaba adını veren ‘‘Cehennemde İlahi’’ ile de ilgili birkaç kelam edip öyle bitireyim. Böcek metaforu ile edebi geleneğe selam çakan yazar, bize baştaki diyalog metnini hatırlatıyor. Öyküde baskılayıcı ve dışlayıcı devlet dilinin bireyi nasıl daha sert, katı hale getirdiğine tanık oluyoruz. Toplumsal eleştirinin en yoğun olduğu bu öyküde okurdan doldurmasını beklediği boşluklarla yer vermiş Rıdvan Hatun diğer birçok öyküde yaptığı gibi.

 

 

İki hafta sonra başka bir kitapla randevumuz var, unutmayın.