Kendine Dönüşün Hikâyesi: Sumru Yavrucuk’la Shirley Valentine
Tiyatro

Kendine Dönüşün Hikâyesi: Sumru Yavrucuk’la Shirley Valentine

Nilgün Kalkan

Nilgün Kalkan

Orijinali İngiliz yazar Willy Russell tarafından kaleme alınan Shirley Valentine, orta sınıf mensubu mutsuz bir işçi kadının hayatını sorgulayarak geçirdiği içsel dönüşümü anlatıyor. Eserin, 1989 yılında Lewis Gilbert yönetmenliğinde çekilen aynı adlı sinema uyarlamasını daha önce izlemiş biri olarak, aynı metnin Sumru Yavrucuk tarafından sahneye taşınan tiyatro versiyonunu da Kozyatağı Kültür Merkezi’nde izleme olanağı buldum. Sumru Yavrucuk’un performansı, tek kişilik oyun formunun doğasında bulunan durağanlık riskini ortadan kaldırıyor. Alışık olduğumuz sahne enerjisini rolün dramatik gerilimiyle ustalıkla harmanlayarak, tek kişilik bir performansın sınırlarını aşmayı başarıyor. Oyuncu, karakterin duygusal iniş çıkışlarını enerjisiyle dengeleyerek, tek kişilik bir oyunda dahi dramatik ritmi iki perde boyunca koruyor. Böylece hem biçimsel hem duygusal düzeyde seyirci ilgisini canlı tutuyor. Bu başarının yalnızca oyunculuk gücünden değil, metnin yeniden yorumlanış biçiminden de kaynaklandığını söylemek mümkün. Sanırım bunda senaryonun bazı bölümlerinin, Türkiye’de karşılığı olan bir mizah anlayışıyla yeniden yazılmış ve günümüze uyarlanmış olmasının da payı vardı.

 

Oyun boyunca erkek egemen bir sitemin pençesinde kendini kıstırılmış hisseden  orta yaşlı bir kadının, ailesi, özellikle eşi tarafından yeterince önemsenmediğini, yalnız bırakıldığını; ne çocuklarının ne de kocasının onun beklentilerini karşılayabildiğini görüyoruz. Bu kronik mutsuzluk, onun adım adım kendini yeniden keşfetmesine zemin hazırlıyor. İşte bu kendini bulma yolculuğunda kendisini anlayan tek arkadaşı olan Jane, Yunanistan’a gitmesi için ona  bir uçak bileti alıyor ve böylece Shirley’nin kendini keşfetme serüveni başlamış oluyor. Oyunda bu kısım Bodrum olarak uyarlanmış. Hatta sahnede, İzmir üzerinden gideceğini anlatırken, gitar eşliğinde sahnede bulunan müzisyenden bir kahramanlık türküsü çalması isteniyor ve tabii ki gelen parça “İzmir’in dağlarında çiçekler açar” oluyor. Sonuç: Bütün salon hep bir ağızdan çok büyük bir coşku ile marşı söylüyor. Şarkının bitiminde Sumru Yavrucuk’un sözleri ise çok anlamlıydı:

 

“Oyun ne ara bu noktaya geldi bilmiyorum ama eğer bir kadın olarak bugün bu sahnede durabiliyorsam, bunu Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyum.”

 

Oyunun yazarı İngiliz Willy Russell bu bölümleri görse herhalde çok şaşırırdı ama gene de  bu anlamlı dokunuşların Türk seyircisi için etkileyici olduğunu inancındayım. Shirley karakterinin bağımsızlığını ilan ettiği sahne ile Cumhuriyet değerlerinin bireylere ve özellikle de kadınlara tanıdığı özgürlük anlayışının aynı düzlemde buluşması oldukça dikkat çekiciydi.

 

Elbette, bir kadın olarak kendini keşfetme yolculuğunda Bodrum’a giden Shirley’nin, orada karşısına çıkan turist düşkünü ve kadın tavlama konusunda ustalaşmış genç bir adamla yaşadığı deneyimleri “Klitoris Adası”nı keşfetmek olarak anlattığı sahneleri görmezden gelmek mümkün değil. Özellikle Shirley karakterinin kadın bedenini ve cinselliğini  yönetme gücüne dair yaptığı göndermeler sırasında “klitoris”i karakterize ederken ,topuklu ayakkabılarıyla koridorda yürüyen bir CEO edası takınması sahneye benzersiz bir ironi ve enerji katıyor…

 

Kadın bedeni ile ilgili bu sembolik göndermelerin dışında, oyunun Türk kültürüne uyarlanma biçiminin ikinci çarpıcı örneği ise şu sahnede tekrardan dikkat çekiyor.: Shirley’nin, arkadaşının kendisine Türkiye’ye gitmek için bilet aldığını öğrenince, “Ay neyse ki yeni Türkiye’ye gidiyorum, eski Türkiye’de buzdolabı bile yokmuş!” sözleri salonda bir kahkaha dalgası yaratıyor.

 

Kısacası, yönetmenliğini  Sumru Yavrucuk’un üstlendiği Shirley Valentine oyunu; deneyimli oyuncunun sahne hâkimiyeti, jest ve mimiklerdeki ustalığı, seyirciyle kurduğu güçlü iletişim ve etkileyici performansının yanı sıra, sahne düzeni ve oyunun uyarlamasındaki başarısı , laik-modernist sisteme ve  Cumhuriyet’in kazanımlarına yaptığı vurgularıyla da , baştan sona enerjisi yüksek, temposu hiç düşmeyen bir yapıt olarak sahnede yerini alıyor.

 

Oyunun sahne arkasında emeği geçen isimleri de anmak gerekir elbette : Oyunun  çevirisini  Evren Ercan, dekor tasarımını Nurdan Alyazıcıoğlu, ışık tasarımını Yakup Çartık, ses ve efekt operatörlüğünü ise Hasan Hakan Yılmaz üstlenmiş. Ayrıca oyun boyunca Sumru Yavrucuk’a gitarı ve güçlü sesiyle eşlik eden müzisyenin performanası da sahneye ayrı bir canlılık katıyor.