Arapçadan çeviren Mehmet Hakkı Suçin
Fransa’nın Nancy kentinde, Lorraine Üniversitesi, 9 Aralık 2025 tarihinde Filistinli şair Necvan Derviş’in şiirsel deneyimine tahsis edildiği bir çalışma gününe ev sahipliği yaptı. Fransa, İtalya ve Amerika’dan araştırmacıların katıldığı bu etkinlikte katılımcılar, çeyrek asırlık bir süre içinde on bir şiir kitabı yayımlamış olan şairin, şiir ve yazılarındaki farklı izleklere odaklandılar. Türkiye’den katılan ben ise hazırladığım ve Türkçeye çevirdiğim Kudüs’ün Kapısında Kelimeler (Ayrıntı Yayınları, 2023) seçkisinden hareketle Necvan Derviş’in şiirinin temel hatlarını çizmeye çalıştım ve burada bu okumanın bazı sonuçlarını paylaşmak istiyorum.
Necvan Derviş’in Kudüs’ün Kapısında Kelimeler (2023) seçkisi, çağdaş Arapça şiirin yalnız tematik değil aynı zamanda epistemik ve biçimsel düzeyde de önemli kırılmalarından birini temsil eder. Necvan Derviş’in şiirinde Filistin, politik bir anlatı ya da toplumsal bir trajedinin ötesine geçerek varlık ile yokluk, zaman ile felaket, dil ile sessizlik arasında sürekli salınan varoluşsal bir eşiğe dönüşür. İncelenen metinler, şairin Filistin deneyimini yalnızca temsil eden bir tanık değil o deneyimin şekillendirdiği dilsel, ritmik ve düşünsel yapıları yeniden kuran bir poetik özne olduğunu ortaya koymaktadır.
“Gazze’de Uyku” ve “Bombardıman Bitti” şiirlerinde görüldüğü gibi, Necvan Derviş’in zaman tasavvuru doğrusal değildir. Başlangıç ile bitiş, uyku ile ölüm, uyanıklık ile travma aynı düzlemde birbirine karışır. “Gazze’de Uyku” şiirinde “Ben de uyuyacağım Fado, nasıl uyuyorsa herkes/ Uçaklar vururken/ Ve hava taze et gibi yırtılıyorken,” diyen şair için uyku bir dinlenme hâli değil bomba sesleri arasında bilincin geçici olarak kapanmasıdır. Rüya bile sığınak değildir: “Rüyamda ihanetleri göreceğim öyleyse ben de/ Nasıl rüya görüyorsa herkes/ Uçaklar vururken” Bilincin hem içi hem de dışı işgal altındadır; uykunun bile tarafsız bir alanı yoktur.
Bu uykusuzluk yalnız insana ait değildir. “Bombardıman Bitti” şiirinde olduğu gibi, Necvan Derviş’in kozmolojisinde katliam, varoluşun bütününü uykusuz bırakır: “Katledilenler uykuda mışıl mışıl/ Ama uyumayacaksın sen/ Uyanık kalacaksın sonsuza kadar/ İstifa etmiş tanrıların gözyaşları sanılan/ Kayalar da uyumayacak.” Şair, bu dizelerde ölümlü bilinçten taşlara, ufka ve göğe kadar her varlık katmanının travmanın ritmine mahkûm edildiğini ima eder. “Bombardıman Bitti” şiirinde, artık sadece insanlar değil doğa, mimari, hatta ilahi olan bile bu kesintisiz felakete dâhildir. Böylece Necvan’ın Gazze’si, uykusuzlukla mühürlenmiş bir kozmosa dönüşür. Yaşam ile ölüm arasındaki sınır tümüyle çöker. Felaket, belirli bir tarihte başlayıp sona eren bir olay olmaktan çıkarak bilincin tüm katmanlarını istila eden bir süreklilik biçimi kazanır.
Benzer bir dönüşüm Necvan Derviş’in mekân kavrayışında da belirir. “Muallaktaki Yeryüzü”, “Çarmıhtakiler Yoruldu” ve “Hiç Durmadık” gibi şiirlerde Filistin, sabit bir coğrafya olmaktan çıkarak askıda duran, ne varılan ne de dönülen bir ruhsal ve ontolojik mekâna dönüşür: “Yeryüzünü boğazlanmış bir hayvan gibi asılı gördüm (…)/ Ne indirebilirim yeryüzünü/ Ne de bilebilirim onu kimin astığını.”
Şehirler insanı taşlaştırır ya da çözümler. Vatan hem terk eden hem terk edilen bir hayalet-gövde hâline gelir. Necvan Derviş’in mekân poetikası, sürgünü yalnızca fiziksel yerinden edilme olarak değil varlığın kendi zemininden kopması olarak kavrar. Böylece mekân, doğrudan doğruya şairin ontolojik kırılmasının sahnesi hâline gelir.