Öfke ile Dans
Öykü

Öfke ile Dans

Neşe Snaet

“Öfkeni yapıcı olarak nasıl kullanabilirsin?” Nasıl? Kitabın kapağı ilk başta ilgisini çekiyor: Öfke Dansı. Bavulunu hazırlarken kardeşi eline tutuşturuyor bu kitabı. Oku bak iyi gelecek, diye de üsteliyor. Tamam da neye iyi gelecek? Yola çıkalı saatler olmuş, bari biraz da bu kitabı okuyayım deyip eline alıyor Öfkenin Dansı’nı Kerem.  Kitaba konsantre olmaya çalıştıkça başaramıyor. Öfkenin yansıması.. çıt.. öfke ve iş… çıt..  Çaprazında oturan, trene Elazığ durağından binen genç haşur huşur poşetinden çıkardığı çekirdekleri çıtır çıtır çitliyor. Dağ gibi çöp oldu önünde kabuklar ama çıtlatmaya devam ediyor. Ah eski Kerem olsa kafasından aşağıya boca etmişti o kabukları. Dışarının ayazına rağmen tren sıcacık. Keremin sıcaklığı daha da artıyor. Üzerine aceleyle giydiği mavi tişörtünün yakasını çekiştirerek tüm dikkatini okuduğu kitaba vermeye çalışıyor. Meditasyon ve öfke… Çıt..  Toplamaya çalıştığı dikkatini şimdi de titreyen telefonu dağıtıyor. Arayan kardeşi:   – Abi nasıldı tatil? – Enfesti kızım, otel on numaraydı. – Oh, oh ! – Baya kaydım, çok iyi geldi kar havası valla. Misler gibi geliyorum.   – E niye trene bindin? Neredeyse bir gün sürüyormuş yol.   -Kızım keyfimden mi bindim. Uçak bileti bulamadım. Mecbur kaldım trene. E sen seversin böyle antin kuntin işleri, doğu ekspresi deyip duruyordun.   – Abi ben severim de, sen yapabilir misin, gelemezsin öyle yerlere, daralırsın.   -Öf be kızım.. söyleye söylene kapatıyor telefonu. Nesi varmış. Misler gibi manzaram var, ne güzel kitabımı okuyorum. Birazdan da yemek vagonuna gidip kahvemi içerim. Daha ne olsun. İllaki beş yıldızlı otel konforu olacak değil ya. Eski Kerem değilim ben artık. Kişisel gelişim kitabım da kucağımda. Heyt be!  Gör beni Nazan. Abin nasıl değişiyor. Hava iyice kararmaya başlıyor.  Doğu Ekspresi’nin dillere destan manzarasının yerini simsiyah bir soğuk alıyor. Hayata dair tek bir ışık yok trenin geçtiği yollarda. Otomatik açılan vagonun kapısından içeriye koşarak bir kız çocuğu giriyor. Havada uçuşan uzun sarı saçlarına küçük kurdeleler bağlamış, kınalı ellerini iki yana açarak koşmaya devam ediyor. Yavaş yavrum, düşersin koşma! Arkasından bağıran babası.   Sivas durağına yanaşırken, ani bir frenle tren sarsılıyor. Elazığlı gencin biriktirdiği çekirdek kabuğundan ibaret çöp yığını yere savruluyor. Vagonun bir ucundan diğer ucuna koşmakta olan elleri kınalı kız çocuğu, kabuklara takılıp yere düşüyor. Kerem olanlar karşında ne yapacağını şaşırıyor. Çekirdek çitleyen gence olan öfkesini yapıcı hale getirmeye çalışıyor ve yere düşen küçük kızı kaldırıp kucağına alıyor. Küçük kız nemlenmiş masmavi gözleriyle bakıyor Kerem’e. Aniden adamın tekinin kızı Kerem’in kucağından çekmesiyle ona yumruk atması bir oluyor. Daracık tren koridorunda Kerem yerde şimdi. Üstü başı çekirdek kabuklarıyla dolu. Olanlara anlam veremiyor. Tek istediği kınalı kıza yardım etmekti oysa. Yerden kalkmaya çalışırken yan koltukta oturan teyzeyle göz göze geliyorlar. Cık cıklıyor teyze. İki dudağının arasında dişlerini sıkarak bir şeyler mırıldanıyor, öyle alırsan elin kızını kucağına yersin yumruğu. Çekirdek kabuklarından intikam alma zamanı. Yerden kalktığı gibi bütün gücüyle çekirdek gence saldırıyor Kerem. “ Öfkeni yapıcı hale getiremiyorsan öfkenin kaynağından kurtul.”  Öfkenin Dansı, bölüm bilmem kaç. Bembeyaz kara birkaç damla kan damlıyor şimdi.  Kerem baş başa kaldığı bavulunun üzerine oturmuş, kanayan burnunu mendille kapatmaya çalışıyor. Yaka paça dışarı atıldığı tren gecenin karanlığında gözden kayboldu. Kerem tertemiz kar havasını ciğerlerine çekiyor.  Hah diyor, kitabımı rahat rahat okuyabilirim artık, ama Öfkenin Dansı Doğu Ekspresinde 24 numaralı koltukta hala.  Kerem paltosunun cebinde çakmağını arıyor sigarasını yakmak için. Zifiri karanlığın ortasında yalnız bir adam bir ışık çakıyor geceye. Hadi diyor bu gece için bir otel bulalım. İllaki beş yıldızlı otel konforu olacak değil ya. Eski Kerem değilim ben artık. Başımı sokacak bir yer olsa yeter bana.