Yeşim Uşkun’un ilk öykü kitabı O’na Adanmış Öyküler. Biyografisinden sağlık, tarih ve işletme bilimlerinde eğitim tamamladığını, bir ruh sağlığı hastanesinde yöneticilik yaptığını anlıyoruz. Böylesi eğitim ve iş yaşantısından mı kaynaklandı öyküleri, sadece kendi içinden mi merak etmemek elde değil.
Yakın yayınlarından çıkan kitapta yirmi öykü var. birbirinden oldukça farklı konular ve karakterlerden oluşsa da yazarın derdinin, temasının fazla değişkenlilik göstermemesiyle öteki ilk kitaplardan ayrılıyor. Güzel bir Türkçe ile kendine ait bir dil yaratmış Yeşim Uşkun’un bir derdi var, anlatmak istiyor. Okuyup anlaması bize kalmış. Bilinçaltının dil sürçmeleri, iç çekmeleri, özlemler ve iç monologlarla zarif bir şekilde aktarıldığını söylemeden geçemeyeceğim.
Limonlu Chhesecake öyküsünde bir kız çocuğunun bakış açısıyla izliyoruz olan biteni. Onun saf yorumlarının arkasında yatan dram oldukça etkileyici. Pastaneden hastaneye çevrilen bakışla o artık bir genç kadın. Anne, baba, çocuk üçgenindeki kırılmaları ve yeniden oluşumları takip etmek okuyucuya bırakılmış. Okurken aklımda kalan sorularla öykünün hâlâ içimde olduğunu belirtmeliyim.
Sürpriz öyküsünde benzer bir yapı söz konusu. Yine bir kız çocuğunun gözlerinde takip ettiğimiz olay geometrisinde bu kez iki üçgen var, gidenlerle ve kalanlarla. Kız çocuğu kesişim kümesi. Sevmek için tanımak gerekli midir, bilmek sevmenin bir koşulu mudur sorularının yanıtsızlığı çaresizlikle olumlanmak isteyen kızın son hamlesinde gizli.
Bir Kadeh Rakı öyküsündeki anne, baba, oğul üçgeni bambaşka bir atmosferde kurulmuş. Bu öykünün görsel atmosferi oldukça başarılı. Ne yaşlı babanın ne de yaşlı köpeğin vazgeçmeye niyeti yok ama bir dal arıyorlar, birbirinden vazgeçemeyecek bu ikilinin geçmişle köprüsü oğul üzerinden kurulabilir mi? Üstelik sahne dışındaki annenin varlığı olanca ağırlığıyla öyküde.
Basit Şeylerin Hayati Anlamı canlı ve gerçekliği iyi kurulmuş bir öykü. Kadın erkek ilişkilerindeki çıkmazlar, terk edilişler ve yeni yollar, güçlü bağları gerçekten koparabilir mi? Ne kadar risk alınabilir? Geçmiş yeniden yaşanabilir mi? Yazar o kadar sade ve basit bir dille bu soruları yaratmış ki iki kere okudum.
Nazlı ve Rıza’da değişen bakış açılarıyla gelen sürpriz sonlar, Nazlı’nın babası yüzünden evli kalamaması, Rıza’nın sevginin gücüyle değişimini etkileyici buldum. Bu öyküde özellikle yazarın oturmuş bir dili ve kendine ait bir dünyası olduğunu söylemek mümkün.
Ebeveyn çocuk çatışmasının kitaptaki tepe öyküsü Çirkin Fotoğraflarım. İlhinç bir şekilde bu öyküde oluşan huzursuzluğun bambaşka bir konusu olan Herkes Hep Gidiyor öyküsünde de kendine yer bulduğunu alımladım. Çocukluk algılarının erişkin dönemde aslında çok değişmediğini, sadece sözcük ve tavırların büyüdüğünü gözleme olanağı yaratılmış bu iki öyküde.
Aile, insan ilişkileri, yitenin ardındakiler ve gidenler gibi temaların yanı sıra unutulmaya yüz tutmuş el işlerinin, vantilatör tamircisi bir ustanın kitabın sonlarına doğru karşımıza çıkması hoş bir aksak ritim olmuş. Yazar ustalıkla benzer konular çerçevesinde değil hemen her konuda, kendi diliyle yazabileceğini gösteriyor. Bu öyküye ek olarak Eski Köşk Yeni Müze öyküsünün favorilerim arasında olduğunu söyleyeceğim.
Bazı önerilerim var. Kısa öykülerdeki söylenmemişlerden çok daha uzun novellaların çıkacağını hissetim, ilginç konulu bu öyküler daha çok malzeme alır. Ayrıca Yeşim Uşkun yazmaya devam etmeli, tek kitapla kalmamasını dilerim. Kitap başlığının O’na Adanmış Öyküler yerine Ona Adanmış Öyküler olmasını tercih ederdim, en iyisini yazar bilir elbette.
