Yüzsüz
Öykü

Yüzsüz

Rıdvan Şahin

“Cennetteki, yeryüzündeki her şeyi duyuyordum. Cehennemdekilerin de birçoğunu duyuyordum.”

Edgar Allan Poe – Geveze Yürek

Tam yedi gecedir kapıyı hafifçe aralayıp beni gözetliyor. Önce sessizce kapının kolunu indirip kapıyı açıyor, dakikalar sonra yavaşça itiyor. Menteşeleri yağlamış olmalı Şeytan, hiç gıcırdamıyor. Yarım saat kadar sonra kapıyı biraz daha aralıyor. Koyu bir karanlığın ortasında olduğum için göremiyor olsam da çilek bozuğu burnunu içeri uzatıp havayı kokladığına yemin edebilirim. Başını kapıdan geçirip elindeki fenerin menteşesini yavaşça açıyor. Sonra feneri odaya tutuyor. O böyle yaptığında gözlerimi kapatıp ne yapacağını bekliyorum. Bazen gözümü açıp bakmak istiyorum ona. Gözlerimi açtığımda zavallı, hastalıklı gözümün içinde fenerin zayıf ışığının parladığını hayal ediyorum. Ama bir türlü gözlerimi açmaya cesaret edemiyorum.

 

Oysa hastalığından dolayı ona acımış, yanıma almıştım. Uzak akrabalarımdan birinin yetim kalmış oğluydu. Annesi de ölmeden evvel burada yaşıyordu. O öldükten sonra ortaya çıkan hastalığı onu değiştirdi. Yetimliğin verdiği mahzunluğun yerini saldırgan bir öfke aldı. Günlük işleri görürken söylenmeye, bir emir verirken homurdanmaya başladı. Sonra burnundan kıl aldırmaz oldu. Bir hafta öncesinde de oda ziyaretlerine başladı. Hani vicdansız bir adam olsam kapının önüne koyacağım ama- bunun karın tokluğuna çalışıyor olmasıyla hiçbir ilgisi yok- Tanrı’dan korkuyorum. Üstelik benim romatizmam var, ayakta zor duruyorum. Her işimi ona gördürüyorum. Ama söylenmeler, homurdanmalar bir yana bu gece ziyaretleri iyice canımı sıkmaya başladı. Ne istiyor benim gibi zavallı bir ihtiyardan.

 

Bir haftadır her gece beni gözlüyor aşağılık mahluk. Belki beni kontrol ettiğini düşüneceksiniz. İyi miyim bir bakmak, bir ihtiyacım var mı diye sormak için gelmiştir diyeceksiniz. Ama bu durum sadece bir haftadır böyle. Öncesinde yüzüme bile bakmazdı. Üstelik bana hiç olmadığı kadar iyi davranıyor; halimi hatırımı, geceyi nasıl geçirdiğimi soruyor utanmadan, yüzsüz. Ben de yalnız bir adam olduğum için onunla sohbet ediyorum. Neden etmeyecekmişim. Ama şeytanî bir şeyler düşündüğüne adım kadar eminim. Uyuyup uyumadığımı kontrol ediyor ki uyuduğumda kasada sakladığım altınlarımı çalabilsin. Kaçın kurasıyım ben. Bilirim böylelerini. Altınlarda gözü var onun.

 

Bir haftadır doğru düzgün uyumuyorum. O kapıyı yavaşça açıp odaya başını uzattığında gözlerimi kapatıp uyuyor gibi yapıyorum. Böyle anlarda kalbim göğüs kafesimi kırıp yerinden çıkacak gibi atıyor. Dayanmak mümkün değil artık. Yakında cehennemi boylarım, bu pislik de altınları alıp kaçar. Durun, sessiz olun! Merdivenlerden gelen ayak seslerini duyuyor musunuz? Duymuyor musunuz? Dinleyin, yolu yarıladı bile. Gittikçe yaklaşıyor. Yine sessizce kapıyı açıp beni gözetleyecek mendebur. Kapıyı dikkatle açtı şimdi. Görüyorsunuz ya, bunamadım daha. Açmasıyla beraber odaya yoğun bir ter kokusu sindi. Heyecandan ya da korkudan terliyor olmalı. Sonra bir anda kıkırdamaya başladı. Çıldırmış, başka izahı yok. Feneri açıyor. Menteşlerin gıcırtısını duydum. Artık bu azaba dayanamayacağım. Yatağımda sıçrayıp bağırdım:

 

-Kim var orada?

 

Doğrulup cevap vermesini bekliyorum. Ama hiçbir ses yok. Tam bir saat boyunca kılını bile kıpırdatmadan orada durdu. Kalbim davul gibi atmaya, karnım ağrımaya başladı. Akşam yemeğinde hazırladığı domuz pastırması midemden yemek boruma doğru yükseliyor, geçtiği yeri yakıyordu. Kusmak üzereyim. Sessizce inliyorum. Ama onda en ufak bir hareket yok. Ben cehennem azabıyla kıvanırken kaç saat geçti bilmiyorum. Artık yatakta oturur vaziyette gözlerimi açmış onun ne yapacağını tahmin etmeye çalışıyorum. Zaman bir türlü geçmek bilmiyor, gün ışımıyor. Ya da ışıdı da panjurlar kapalı olduğu için anlayamıyorum. Bir zaman sonra fenerin ışığını biraz açıyor. Belli belirsiz yanan ışık benim zavallı, hastalıklı gözümün tam üstüne vuruyor. Niyeti bozdu galiba. Kalbim yine yerinden çıkacakmış gibi hızla atmaya başladı. Hatta öyle ki, bu ses ona kadar gidiyordur diye düşünüyorum korkuyla. Ama yine hareketsiz bir şekilde feneri yüzüme tutmuş bekliyor. O kadar hareketsiz ki fenerin ışığı hep aynı noktaya vuruyor. Zavallı hastalıklı gözüme. Benim kalbim daha da hızlı atmaya başladı. Saatler süren bir kovalamacanın ortasında çatlayan bir atınki gibi. Gel lanet olası, al şu altınları artık diye çığlık atmam an meselesi. Terden sırılsıklam oldum, başım dönüyor. Tekrar midem bulanmaya başladı. Tanrım, bu zebaniyi bana cehennemden mi gönderdin yoksa ben öldüm de sekiz gecedir cehennemde mi yaşıyorum!

 

Uzun ve sancılı bir bekleyişin ardından fenerin ışığını biraz daha açıyor ve bağırarak üstüme doğru geliyor. Komşulara duyurmak için var gücümle çığlık atıyorum. Beni yataktan savurup yere fırlatıyor. Ben korkudan ve heyecandan derin derin solurken yatağı üstüme deviriyor. Cani herif öldürecek beni. Nefes alamıyorum, kalbimin hızına yetişemiyor ciğerlerim. Altınlarım…Boğuluyorum… Boğul…

 

Rıdvan Şahin

Poe’nun Geveze Yürek öyküsünün yaşlı adam gözünden bir yorumudur.

Editör Notu

Bu metin, Edgar Allan Poe’nun 1843 tarihli öyküsü The Tell-Tale Heart (Geveze Yürek) esas alınarak kaleme alınmıştır.
Karnavaldergi, bu metni bağımsız ve özgün bir öykü olarak değil; modern edebiyatta sıkça karşılaştığımız yeniden yazım (retelling) ve perspektif değiştirme geleneği içinde değerlendirmektedir.
Anlatı, özgün metnin olay örgüsünü yaşlı adamın bakış açısından yeniden kurmaktadır. Kurgusal yapı ve temel dramatik çerçeve Poe’ya aittir. Metin bu kapsamda yayımlanmaktadır.
N. G.