Davut Heykelinin Bir Miktar Acıklı Hikâyesi
Öykü

Davut Heykelinin Bir Miktar Acıklı Hikâyesi

Ayşe Turkay Yiğit

Asma bahçelerinde dolaşan güzelleri

buhtunnasır put yaptı

ben ki zamansız bahçeleri kucakladım

güzeller bende kaldı

ibrâhîm

gönlümü put sanıp da kıran kim

Asaf Halef Çelebi

Gönül meclisinde erenler, bin verip bir isteyenler, hikâyemize kulak verenler hoş gelmiş safalar getirmişsiniz. Dilimiz döndüğünce aklımız erdiğince başlayalım meselimize.

 

Efendim hem binlerce yıl evvelinde hem bir lahza ensemizde hülasa diyelim zamanın behrinde Erlik Han namıyla yâd edilen bir zat var imiş.

 

Derler ki Erlik Han, Tiamat Sultan’a sevdalıdır fakat sevdasına karşılık bulamaz. Tiamat Sultan’ın gönül sarayı Erlik Han’a kapalıdır. Sevdasına mukabele bulamayan Erlik Han’ın nefsi perest ruhu o günden sonra yere göğe sığmaz. İster ki her isteği yerine gelsin her arzusu tatmin olsun. İçindeki doyumsuz timsah o kadar büyüktür ki vicdan ve merhamete yer bırakmaz tabiatında. Öç ateşiyle yanar tutuşur. Tiamat Sultan’ın yerleşmediği gönlüne kibir ve hırs ateşi dolar.

 

Nisa taifesini ele geçirip Tiamat Sultan’ın gözüne girmek olur bütün amacı. İster ki Tiamat Sultan onu reddettiğine pişman olsun. Hatun kişileri düşman bellediğinden onlara tepeden bakabilmek için Nur Dağı’nın zirvesindeki toki konutlarına yerleşir.

 

Soluk benizli, kel kafalı, söbelek suratlı, götten bacaklı Erlik Han’ın muhtaç olduğu kudret damarlarındaki eril kan ve intikam demiriyle bilediği paşa borusudur.   Nisa taifesine musallat olup salladığı paşa borusuyla ruhlarına iksir üfleyerek zihinlerini bulanıklaştırmaya başlar. Zeus’un okuna bir öykünme var gibi geldi bize ama mitoloji bu, ne anlatılsa kabul edeceğiz mecbur.

 

Erlik Han, yedi dağdan getirttiği domuz ayrığı ve kılçıksız brom karışımıyla yaptırdığı iksir sayesinde nisa taifesinin gözünde, kara derili, çatal sakallı, ince parmaklı, endamı muntazam ve kavi bir davul heykeli gibi görünür. Davut heykelinin elindeki taşı hiçbir kadın görmez.

 

Erlik Han’ın kadınlara tavrı hicazkâr, sözleri uşşak makamındadır. Efendim yanardöner tabiatlı da diyebiliriz bu durum için. Kadınların bir tatlı sözle gönlünü okşar sonra birden buhar olur.  Kadınların kimi, “Eski günler hayalimden gitmiyor, dün dediğin bugünkünü tutmuyor” diye türkü yakar, kimi imandan çıkar, kimi divane olup kırklara karışır.

 

Erlik Han, amacı uğruna hiçbir masraftan kaçınmaz. En kalifiye kötü ruhları en yüksek taban aylık katsayısı üzerinden himayesinde istihdam eder. Üzerinde çalıştığı ihtisas için ilim neredeyse bulup getirir.  Yıllar içinde elde ettiği veriler sonucunda ilim için Çin’e gitmenin zaruri olmadığını anlar. Çünkü nisa taifesinin şahsa özel tarifeye gerek kalmaksızın sevdaya meyyal olduğunu fark eder. Emekli, dul ve yetim ayırt etmeksizin tüm taifeye standart tarifeden hizmet verir. Erlik Han’ın zayıf sinyal alanında bile çekim gücü oldukça yüksektir.

 

Erlik Han bir akşam takrirleri incelerken bir şey fark eder. Paşa borusunu öttürdüğü kadınlardan birinin kafası karışmamıştır. Neden olduğunu anlayamaz. Kafası kesik horoz gibi dolaşırken keline bir damla su düşer. Bu çatı akması toki konutlarının yaradılış destanında şöyle geçer.  Gayrimenkul tanrısı izolasis toki projesine karşıdır. Diğer tanrılar oybirliği ile projeyi hayata geçirince çok sinirlenir ve ceza olarak çatıya membran sermez. Toki konutları bu sebeple akma yapar. O gün de Zeus’un ergen oğlu Apollon saatlerce banyodan çıkmadığı için zeminden sızma meydana gelir. Neyse efendim biz Erlik Han’ın kafasına değen damlayla ilgili söylediklerine kulak verelim.

 

“Bunun da bir düdüğü bir güdüğü bitmedi pis ergen. Bir karışlık kerametiyle üç beş varıp gelmeden duramıyor cenabet it!”

Haddizatında bizim Erlik Han, Zeus olsun Apollon olsun cümle erkek taifesinden de nefret eder. Bilhassa mutlu olanlardan.

 

Tiamat Sultan’a gelince; sultan sevda peşinde dolaşır sonunda gönlünü bir yiğide kaptırır. Yakın zamanda gebe kalır. İksirli paşa borusundan nasibini aldığında ise bunu namus meselesi yapmayıp münasip bir şekilde reddeder. Erlik Han bir süre yok olur. Sonra yine gelir.

 

O vakit hormonların da tesiriyle kendine görünen kişinin Davut görünümlü Erlik olduğunu anlar. O çağlarda hamilelikte salgılanan hormonların kadınları bilge kişiler yaptığı sanılan yıllardır. Tiamat Sultan hormonların sağladığı dişil enerjiyle çevrede yolunu şaşıran kadınlara ne olduğunu hemen anlar.

 

Bacıların başına gelenleri dert bilir. Onlara suretini gösteren kişinin aslının Erlik Han olduğunu göstermesi gerektiğini düşünür. Esasında işi kolaydır. Nisa taifesi derdini taşlara değil birbirlerine anlatsa yetecektir.  Bunun için bir an evvel onların bir araya gelmesi lüzum eder.

 

Çok geçmeden Tiamat Sultan çareyi bulur. Bacıyanı rum adıyla bir cemiyet teşekkül ettirir.  İki gün sonrasına cemiyette cümbüş tertip eder. Daveti risale vasıtasıyla kadınların kapısına bırakır.

 

Daveti alan taifenin kahir ekseriyeti kendi içine kapanmış ruhlarındaki vesveseyle mücadele etmekte olduğundan icabet etmeyi düşünmez. Yine de cümbüş zamanı geldiğinde az da olsa icabet eden olur.

 

Def, bendir, darbuka ve zillerle ağır aksak başlar cümbüş. Ruhlarını karanlığa teslim etmek üzere olan kadınlar velveleli vuruşlarla düyek devam eden müziğin ritmine kaptırırlar kendilerini. Kaptırırlar kaptırmasına da Davut’un tahayyülünden de kopamazlar bir türlü.

 

Müzik durunca kadınlar birbirleriyle ne konuşacağını bilemez. Hepsinin tek derdi vardır anlatmak istediği. Nişanlı olanlardan biri dayanamaz çıkar ortaya. Yargılanma korkusuyla hikâye eder hayatını. Hikâyenin kahramanını kara derili diye tasvir ederken hıçkırıklara boğularak susar. Ondan cesaret alan başka bir kadın tasvire çatal sakallı diye devam eder. Bir diğeri uzun saçlıyı ekler tasvire. Diğeri ince parmaklı derken ortaya endamı muntazam ve kavi bir Davut çıkar. Kadınlar konuşmaz birbiriyle. Sarılırlar sessizce. İlk kez Davut’un elinde sakladığı taşı görürler o gün. Karpuz çekirdeği gibi açılan kadınalar maniler okur bilmeceler sorarlar birbirlerine.

 

“Uzundur boyu, kertiktir başı, sürttükçe döktürür yaşı”

“Davut sandım çaput çıktı, sevdalandım aklım çıktı, aldın benim ahımı, sarsın seni aybastı”

Cümbüş sonunda hatun kişiler pırnallığın arkasındaki meydanda buluşmaya karar verirler. Davut’u da çağırırlar.

Cümbüşte olanları duyan diğer kadınlar da gelir meydana. Davut’u gören hatunların ilk anda kanı kaynar, yüreği şıngırdar, gözleri dimbiller. Davut’un çekim gücü hala devam etmektedir ama sinyal gücü zayıflamıştır elbet. İçlerinden biri

“Aç ayı oynamaz hatunlar, çıkaralım nevaleleri, önce bir güzel karnımızı doyuralım” der.

Herkes getirdiğini ortaya çıkarır. Karınları yavaş yavaş doyan kadınların gözü iyice açılır, ortaya leylak kokusu salınır.

 

Kısır ve patates salatasından menkul güçleriyle Davut’un elindeki taşı alarak başlarlar kırmaya. Ortalık hafriyat dolar. E beş metre boyunda mermer bir heykel yıkılınca bu görüntü normal. Sanatseverler ayaklanmasın. Hikâyede hiçbir sanat eserine zarar verilmemiş bire bir reprodüksiyon heykel kullanmıştır.

 

Hatun kişiler dağıttıklarını toplamayı da ihmal etmez ve derince bir mezar kazıp Davut’u içine atarlar. Koynuna bir kepçe bırakırlar.  Her toprak atan bir maniyle uğurlar Erlik Han’ı.

“Sözü harman edip savuralım

Kepçeyi eline koyalım

Çorbayı bulsa da tuza hasret bırakalım”

“Fingirdek ruhum kaynadı,

Yağız Davut’lar kişnedi

Bakışına kilitledi

Zingildesin her yeri”

“Erlik Han öldü mü?

Kepçesi koynunda mı?

Kızlar öcün aldı mı?

Şimdi kürek savrulsun.”

 

Dostlar, işte o gün bugün yerin altında kepçeli bir adam dolanır durur kepçesini vura vura yeryüzüne çıkmaya uğraşır dururmuş. Tekrar yeryüzüne döndüğünü görenler olmuş. Bizler söyleyenlerin yalancısı, duyanların hancısı, işittiklerimizin vasıtasıyız. Hikâyeyi lisanıyla hitap kılmaya çalışsak da vardır elbet kusurumuz. Eksiğimiz sadır olduysa affınıza talibiz. Bahçeniz güllük meranız çimlik ruhunuz şenlik olsun dostlar.