Hayat Dolu! Taviloğlu Koleksiyonu Üzerine Kısa Notlar ve İzlenimler
Sanatoloji

Hayat Dolu! Taviloğlu Koleksiyonu Üzerine Kısa Notlar ve İzlenimler

Ayşegül Çinici Yazıcı

İstanbul’da 7 ayrı mekanda, 903 sanatçıya ait 2412 eserin sergilendiği Bir Koleksiyoner Hikayesi Taviloğlu Koleksiyonu, 2024 sonbahar aylarının en ilgi uyandıran sanat etkinlikleri arasında yer alıyor.

 

Hemen hatırlatalım; şehrin farklı noktalarına yayılan ve çok geniş kapsamlı olan bu koleksiyonu görmek isteyenler için sadece 2 hafta kaldı. Koleksiyon gerçekten o kadar büyük ve geniş ki, yaşadığımız şehrin başa çıkılması zor temposu yüzünden en azimli sanat izleyicisi bile serginin tamamını görmeye yetişemeyebilir. Sadece küratöryel ve yapısal hazırlığı birkaç yıl sürmüş olan bu önemli sergiyi gezemeyenler veya gezmiş olsa da üzerine daha çok düşünmek isteyenler için bu yazı, sanat koleksiyonerliğinin ana hatları üzerinden giderek bu serginin en çarpıcı yönlerine dair kısa notlar ve izlenimler içeriyor.

Tarihi Likör Fabrikası’nda sergiden bir görüntü

 

Sanat koleksiyonculuğu yüzyıllardır meraklılarını cezbetmiş çoğu için büyüleyici bir uğraş, bazıları için ise tüketici bir tutkudur. Koleksiyonculuğun motivasyonları ise çok değişkendir, ancak her koleksiyoncu için ne olursa olsun yeterli kazanımlar da vardır. Koleksiyonculuk, doğası gereği öncelikle sanatçıların yaratıcı üretimlerine bağlı olsa da, koleksiyoncular tarafından sürdürülüyor olması da sanatçılara temel bir teşvik ve destek sağlar. Bu nedenle sanat yapımı ve sanat koleksiyonculuğunun hayati derecede iç içe geçmiş ve karşılıklı olarak birbirine bağımlı olduğunun altını çizmek gerekli.

 

Koleksiyonculuğun, büyüleyici hikayelerle dolu kendine özgü muhteşem bir tarihi vardır; arzulanan, edinilen ve bazen de muazzam miktarda paraya satılan sanat eserleri, harika deneyimler, ilham verici sanat dünyası ilişkileri, müzelere bağışlanan veya dünya çapında giderek artan sayıda koleksiyoncuya ait sergiler ve halka sunulan koleksiyonlar…Koleksiyonculuk için hiçbir yaklaşım, zihniyet veya sebep diğerlerinden daha az meşru değildir ve koleksiyonculuktan elde edilebilecek tatminlerin toplamı, özellikle de sanatın tüm duygusal ve entelektüel uyarımlarını deneyimlemek, sanatın amacı ve anlamı ile etkileşime girerek en iyi şekilde gerçekleştirilebilir. Sanat, kendi yolunda ve kendi tarzında apayrı ve bağımsız bir yerde durur; özellikle tutku ve bilgiyle takip edildiğinde koleksiyonculuk da öyledir…

 

Taviloğlu Koleksiyonu için de ilk söylenebilecek söz katıksız bir tutku ile örülmüş olduğudur.

 

Bir Koleksiyoner Hikayesi Taviloğlu Koleksiyonu sergisi, bu tutkunun ateşleyici güç olduğu, ardından kararlı ve kesintisiz bir adanmışlığın ve nihayetinde eklenen bilgi ve deneyimin eşlik ettiği yarım asırlık birikimin izdüşümünü sunuyor. Koleksiyondaki tüm eserler 4 ana tema altında (Tanıdığımız İnsanlar ( Artİstanbul Feshane) / Yaşadığımız Şehirler ( Tarihi Likör Fabrikası)/İzlediğimiz Manzaralar (Haliç Tersane) / Gördüğümüz Renkler (Galeri Eyüpsultan) birbirinden hem lokasyon hem de mekansal özellikleri açısından çok farklı sergi mekanında sergileniyor ve resimden heykel ve yerleştirmelere, fotoğraftan video ve dijital işlere kadar tüm sanat disiplinlerinden eserleri kapsıyor. Koleksiyon, görece daha az yabancı sanatçının eserlerini barındırması ile de doğal olarak Türk modern ve çağdaş sanat tarihi açısından bir bellek izdüşümü oluşturuyor.

Taviloğlu’nun 1972 yılında almış olduğu ilk eser;

Necdet Kalay, Köy Evi, sunta üzerine yağlıboya, 29.5 cm x 34.5 cm.

Evet yanlış duymadınız; Taviloğlu ilk alımını 1972 yılında gerçekleştirmiş ve o günden bugüne kesintisiz olarak, hem ülkenin hem de kendi şahsi koşullarının zaman zaman olumsuzluklar getirmiş olmasına rağmen sanat eseri alımını inatla sürdürmüş; her yıl koleksiyonuna eser/ler eklemeyi başarabilmiş. Zaman içinde geldiği noktada bu koleksiyonun ülkenin en büyük ve özel koleksiyonlarından biri olduğu notunu da iletmek yanlış olmaz.

Ömer Uluç, İki Gemi, akrilik, 1983

Seçim yapmak (veya yapmamak)

Koleksiyonculuğun nasıl sürdürüldüğüne bakılmaksızın, her koleksiyoncu nihayetinde hangi sanatçıları takip edip destekleyeceği ve hangi sanat eserlerini satın alacağı konusunda karar vermekle karşı karşıya kalır. Seçim yapmak, koleksiyonculuğun ortak bir paydasıdır ve kesinlikle en heyecanlı noktalarından biridir.

 

Taviloğlu da ilk seçimlerini yaparken gençliğinin ve saf merakının bilincinde olarak dönemin önde gelen ustalarıyla, galericileriyle, kurum yöneticileriyle bir araya gelmiş, elbette ki onlara kulak vermiş ve ilk alımlarını uzunca bir müddet klasik resim eserleri ile başlayarak gerçekleştirmiş. Burada şunu da belirtmekten çekinmemek lazım; Taviloğlu her zaman ‘kulak vermiş’ ama seçimlerini bizzat kendi yapmış. Bu doğrultuda belli ki yanlış yapmaktan da korkmamış veya bir başka deyişle, yanlış yapmayı sanat piyasasının dönemine göre dayattığı doğrular üzerinden tanımlamamış; kalıplara fazla takılmadan, kendi cesur adımları ile alımlarını gerçekleştirmiş. Bu yüzden de serginin bazı mekanlarında gezerken bir müddet birbirine oldukça benzeyen üslupta eserler görüyor, ardından gelen eser seçimleriyle değişimi, gelişimi, farklılaşan akışı algılıyorsunuz. Taviloğlu, zaman içinde bu işin içinde yoğrula yoğrula bilinçlenmek ve öğrenmek kadar, sürprizlere ve beklenmedik şeylerin gerçekleştiği anlara da kendini teslim etmeyi bilmiş ve bunları eser seçimleri ile adeta bizlere hissettirmeyi hedeflemiş. Daha ötesinde, seçimlerinin her birinin arkasında sağlamca durarak, eserlerinin bir tanesini bile -hiçbir dönemde- satışa çıkarmamış, müzayedelere de koymamış. Büyük tartışmalar sonucunda, 52 yıllık birikimin tamamını, (-evet tamamını!- )hiçbir eseri elemeden ve geride bırakmadan sanat izleyicisi ile paylaşmak istemiş; seçmeden tümünü sergilemek konusunda çok kararlı bir tutum sergilemiş.  Bunun da koleksiyonerliğe özgü nice ortak güdüden biri olduğunu ve dünya çapında birçok koleksiyoner tarafından benzer duygularla tasvir edildiğini söylemek lazım. Fransız koleksiyonerlerden François Pinault’nun da samimiyetle itiraf ettiği gibi; ‘Sanatla ilk tanıştığım zamanki sahip olma arzusu, zamanla derin bir paylaşma ihtiyacına dönüştü.’

 

Sergiyi gezerken, zaman zaman neden bu kadar çok eser ve mekan sorusu zihinlerde dönüyor olsa bile, bu bilgiler ışığında yeniden düşündüğünüzde, koleksiyonun genişliğini bir kenara bırakıyor ve bir hayatla eşgüdümlü evrilmiş olan bu derin görsel serüvenden nasıl tecrübeler çıkarabileceğinizi düşünmeye başlıyorsunuz.

 

Bireyselliğe, cesarete ve rekabetçiliğe dair kısa notlar

Koleksiyoner sergilerini gezerken bilinçli bir sanat izleyicisinin gözü bir yandan şunları da arıyor; koleksiyoner kendi öz imajını, bireyselliğini, kişisel zevk ve duyarlılıklarını, cesaret ve ileri görüşlülüğünü seçimlerinde bize yansıtabiliyor mu?

 

Birçok koleksiyoner değer verdikleri özelliklerin kümesini adeta onaylatmaya ve başkalarına da yansıtmaya çalışır. Taviloğlu Koleksiyonu’nda özellikle tarafımızdan bir onay aranmıyor olabilir ama koleksiyonu izlerken Taviloğlu’nun kişisel zevk ve duyarlılıklarının net bir şekilde izlerini sürmeniz mümkün. Örneğin bariz bir deniz aşığı olan Taviloğlu’nun özellikle soyut ve figüratif birçok eser seçiminde mavi rengin, dalgaların ve balıkların varlığını dikkatli gözlerin kaçırmadığına inanıyoruz. Taviloğlu’nun, genç sanatçıları çok tutarlı bir şekilde takip ederek eserlerini keşfetmeye ve kimselerin kolay kolay almaya cesaret edemeyeceği uç olarak nitelendirilebilecek yapıdaki eserlerini toplamaya ne kadar düşkün olduğunu, ayrıca birçok sanatçıdan kariyerlerinin imzası, alamet-i farikası sayılmayacak, sürpriz sayılabilecek eserlerini alıp cesaretle koleksiyonuna kattığını da küçük dipnotlar halinde meraklılara iletelim.

İnsan şunu da düşünmeden edemiyor.

 

Koleksiyonculuk aynı zamanda rekabetçi bir faaliyet ve bu nedenle koleksiyoncular elde ettikleri şeyin en iyi, en son, elde edilmesi en zor ve hem kritik hem de finansal açıdan en değerli olduğunu belirleme fırsatının da kendilerinde olmasını istiyorlar. Peki, ülkemizde sayıca çok da fazla olmayan kapsamlı koleksiyonlar arasında Taviloğlu Koleksiyonu’nun diğer koleksiyonlardan ayrışan yönlerini hangi özellikleri ile çizebiliriz? Bu soruya çok farklı cevaplar geleceği kesin ve yukardaki bilgilerin bir rehber olacağını ümit ederek-cevaplamayı da tam bu noktada sanat izleyicisine bırakalım.

 

Sanatçılarla dostluk

Tarih boyunca ve özellikle 20. yüzyılın başından beri bazı koleksiyoncular belirli bir sanat yapım disiplinine veya ortamına odaklanarak seçkin koleksiyonlar oluşturdular, daha da fazlası dikkatlerini belirli bir konuya veya kavramsal çerçeveye yönlendirerek koleksiyon yapmayı sürdürdüler. Ancak şu gerçeği de atlamamak gerekiyor; çoğu koleksiyoncu özellikle çağdaş sanatın geniş alanında eser toplamak için hangi yöntemi seçmiş olursa olsun, temelde sanatçılarla birebir ilişkiler geliştirerek birçok şekilde fayda sağlayabildiler. Kendisi de bir koleksiyoner olan MOMA’nın önceki küratörlerinden Dorothy Miller; “ Eğer sanatçıları tanıma fırsatı bulmasaydım, sanat hakkında hiçbir şey bilmiyor olurdum!” diyor. Nitekim 20. yy’ın en kaydadeğer koleksiyonları da sanatçı-koleksiyoner arasında kurulan ilişkilerden temel alıyor; Gertrude-Leo Stein, Peggy Guggenheim, Rus koleksiyonerler Schukin ve Morozov, Duncan Phillips, Dorothy-Herbert Vogel bunlardan ilk akla gelenler…

 

Taviloğlu Koleksiyonu’nda da bu durum geçerli; Son derece sağlam sanatçı- koleksiyoner dostluğu temellerini görmek insanı hiç şaşırtmıyor. Taviloğlu’nun samimi ve mütevazi yaklaşımı, bariz olarak önce sanata duyulan merak ve öğrenme isteğiyle başlayıp, sanatçılara duyulan merakla ve dostluklarla da sonuçlanmış. Adanmış tutkulu koleksiyonculara özgü merak, neredeyse her zaman yalnızca bilgi oyunuyla değil aynı zamanda zenginleştirilmiş bir yaşamla da ödüllendirilmiyor mu? Yaratıcı, ilginç ve zeki sanatçıları tanımak ve onlarla arkadaşlık kurmak çağdaş sanat koleksiyonculuğunun sunduğu en büyük mutluluklardan biri değil mi?

Taviloğlu 2022’de yitirdiğimiz değerli sanatçı Komet ile birlikte

Bu dev serginin yapımı vesilesi ile oldukça büyük bir sanat ekosisteminin varlığına da hizmet etmiş olduğunu belirtmekte fayda var. Başta belirttiğimiz gibi yapımı birkaç yıl almış olan bu meşakkatli çalışmada, proje tasarımcısı ve yöneticilerinden, koleksiyon yöneticisine, küratöryel ekip ve sanat tarihçilerinden, mekan düzenleyicisi mimarlara ve tasarımcılara kadar çok geniş bir ekibin emeklerinin olduğunun altını çizmek gerekiyor. (taviloglukoleksiyon.org)

 

Şehirde niteliği ve niceliği tartışılabilecek onca sergi var iken, hayatın kendisi gibi dopdolu bu serginin ve yapımın neden bu kadar kısa bir sürede izleyiciye veda ettiğini anlamadığımızı da son söz olarak söyleyelim.