Kırkikindiler Bittiğinde: Küçük Hayatların Büyük Kırılmaları
Kitapla Randevu

Kırkikindiler Bittiğinde: Küçük Hayatların Büyük Kırılmaları

Şahide Çömez

Merhaba Kıymetli Karnaval Dergi Okuyucusu,

 

Bugünkü randevumuzu Sevgili Ethem Baran hocanın son kitabı Kırkikindiler Bittiğinde ’ye ayırdık. Söz konusu olan, hocanın kitabı olunca biraz gerildim açıkçası. Ama elimden geleni yaptığımı da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Şimdi sıra sizde. Umarım okurken keyif alırsınız.

 

Kırkikindiler Bittiğinde, Ethem Baran’ın son dönem yazarlık damarını temsil eden, duygusal yoğunluğu yüksek bir roman. Yazar, ‘‘büyük olaylar’’ değil de küçük hayat kırıklıkları üzerinden ilerlemiş, demek yanlış olmaz sanırım. Hacim olarak kısa sayılabilecek metin, biz okurlara geniş bir anlatı değil de yoğun bir ruh hali sunmayı tercih ediyor.

 

Romanın bana göre en dikkat çekici özelliği, zamanın dar bir alana sıkıştırılmasına karşın anlamın katman katman açılan bir genişliğe sahip olması. Neredeyse tek bir gün içinde geçen olaylar, başkarakterin zihninde açılan gediklerle geçmişe doğru sürekli genişliyor. Burada yazarın üslubu da devreye giriyor elbette. Gündelik hayatın içindeki görünmez duyguları ve kırılgan ruh durumlarını sakin ama etkileyici bir dille anlatıyor Baran.

 

Romanın merkezinde İlhan var. Aslında bu karakter, Ethem Baran’ın eserlerinde sıkça karşılaştığımız ‘‘yaralı erkek’’ tipinin belirgin bir örneği. Şair kimliği ile hayata tutunmaya çalışan İlhan, aslında günümüz insanına tanıdık gelen bir kişilik. Onun hikâyesi bireysel bir dramdan çok modern insanın duygusal yoksunluğunu ifade ediyor. Duygularını ifade etmekten korktuğu için sürekli geri çekilen, kırılmaktan ürktüğü kadar kırılmaya da yatkın bir karakter İlhan. Askerden yeni dönen kahramanımız asteğmen maaşından biriktirdikleriyle ilk şiir kitabını bastırmış. O yıllarda onun için çoğumuza tanıdık gelen ‘‘şiirleri dergi bürolarında bekleyen şair’’ benzetmesi yapılmış. Ethem Baran, burada bu benzetme ile edebiyat ortamımızla da ilgili doğru bir tespitin altını çiziyor aslında. Bu ifade yalnızca İlhan’ın değil birçok genç şairin kaderini anlatan bir cümle çünkü. Baran’ın sıkı takipçiler bilir İlhan karakteri, yazarın Kurutulmuş Gül Mevsimi adlı öyküsünün de kahramanı aynı zamanda. Zaten kendisi de Şenay Eroğlu ile Mart 2026’da yaptığı söyleşide şu satırlarla belirtmiş bu durumu: ‘‘İlhan, kendime çok yakın hissettiğim karakterlerimden biri. Çok eski bir dost bir anlamda. Beni okuyanlar bilir onu. 1994’te çıkan ikinci kitabım Kurutulmuş Gül Mevsimi ’ne adını veren öykünün kahramanı. Hayat karşısında ürkek, dış dünyayı kendi içinde yoğuran ve orada varettiği  yeni gerçeklikte bulabildiği yollara düşmekten başka elinden bir şey gelmeyen biri.’’ İlhan’ın hayatı kavrayış biçimi ilginç. Maddi bir şey beklemiyor hayattan. İstediği tek şey sevgi. Aşk ilişkilerinde karşılık bulamayan, babasıyla mesafeli ve sorunlu ilişkiler süren kahramanımız uslanmaz bir âşık. Aşkı yazarak hayatına katmaya çalışan İlhan, kendini daha çok şair olarak görüyor ama yazdığı aşka dair kitaplarla belli bir okur kitlesine ulaşmayı başarıyor. Tabii bir de ayağı dağlanan at metaforu var ki bana göre Baran’ın imzası niteliğinde ve tam gediğine oturtulmuş taş olarak hafızalarımıza kazınıyor.

Romanın arka planında beliren şehir ise bir mekândan çok başlı başına bir atmosfer unsuru. Ankara, yazarın kaleminde soğuk, mesafeli ve biraz da yorgun ruh haliyle karşımıza çıkıyor. Ethem Baran Ankara’yı İlhan’ın iç dünyasıyla paralel bir şekilde kurgulamış, sokaklar, mekânlar hatta hava durumu bile karakterin ruhsal durumunun eşlikçisi durumunda. Yalnızlık, sevgi eksikliği, karşılıksız aşk ve aile içi çatışmalar metnin ana eksenini oluşturuyor. Fakat şunu söylememiz şart: Bu temalar dramatik bir örgüyle değil de gündelik hayatın sıradan anları içinde gözler önüne serilmiş.

 

Romanı okurken metin biraz daha geniş mi olsaydı diye düşündüğüm çok oldu. Okuyanlar da benim gibi mi düşündü merak ediyorum. Görüşlerini bildiren okuyucularla bunu konuşmak isterim. Büyük olay örgülerine ya da dramatik dönüm noktalarına alışkın okurlar metni durağan bulabilir. Fakat sıkı bir Ethem Baran okuyucusunun da onun okuru sürüklemekten çok, onunla birlikte durup bakmayı seven bir yazar olduğunu bildiğinin farkındayım.

 

Üslup yönünden baktığımızda ise yazarın Kırkikindiler Bittiğinde romanında olukça kontrollü bir biçem benimsediğini söylememiz gerekiyor. Cümlelerini genel olarak kısa tutmuş Baran. Yalın cümlelerle kurulmuş roman örgüsü metnin duygusal yoğunluğunu bana göre daha da artırmış. Yazar, okuru bir yandan hızla akan bir anlatının içine çekerken diğer yandan da bu akışın içinde durup düşünmeye zorlamış.

 

Özetlersek Kırk İkindiler Bittiğinde yüksek sesle konuşmayan fakat uzun süre okuyucunun zihninde kalan bir roman. Ben okuduğun birkaç gün içinde İlhan’la hemhâl oldum. Onun zihninden geçenleri anlamaya çalıştım. Bu anlamda kahramanın gerçek hayatın tam da içinden biri olması onunla empati kurmamı kolaylaştırdı. Yazarın ustalığını ve birikimini en çok da başkarakterin psikolojik çözümlemelerinde çok net olarak gördüm. Ethem Baran, yine bildiği yoldan ilerlemiş fakat bu yolu daha da sadeleştirerek derinleştirmiş. Romanda büyük iddialar ortaya koymadan, küçük hayatların içindeki büyük boşlukları görünür kılmayı başarmış. Okuruna dar bir zaman diliminde yoğunlaşan bir iç dünya sunan roman, sadece bu nedenle bile mutlaka okunması gereken metinlerden biri.