Batı Ermenice Edebiyatın Son Temsilcilerinden Rober Haddeciyan’ın Ardından
Yazılar

Batı Ermenice Edebiyatın Son Temsilcilerinden Rober Haddeciyan’ın Ardından

Alber Keşiş

6 Eylül 2025 tarihinde yaşamını yitiren Rober Haddeciyan yalnızca İstanbul Ermeni toplumunun değil, tüm Batı Ermeni dünyasının seçkin bir yazarı ve entelektüeliydi. Yaklaşık bir asırlık yaşamında edebiyat alanındaki eserleriyle önemli izler bırakan Haddeciyan’ın edebi kişiliğine ana hatlarıyla değinmek isterim.

 

Rober Haddeciyan Nor Marmara gazetesinde 1967 yılından bu yana sürdürdüğü genel yayın yönetmenliği görevi süresince kaleme almış olduğu denemelerin ve yazı dizilerinin yanı sıra Ermeni dili ve Ermenice edebiyat ile ilgili onlarca kitap yayınlamıştır. Bunların dışında tiyatro eserleri ve romanları da önemli eserleri arasında yer alır. Özellikle Türkçeye de çevrilmiş bulunan ‘Tavan’ ve devamı niteliğindeki ‘Tavanın Öte Yanı’ adlı romanları ödüle layık görülmüş, modern Ermenice edebiyatın başyapıtları arasında kabul edilmiştir.

 

İstanbullu bir entelektüel olan Haddeciyan’ın yapıtlarında sıklıkla karşılaştığımız temalar edebi kişiliği hakkında yeterince aydınlatıcı olacaktır sanırım. Bunları kısaca bellek ve unutma, kimlik ve aidiyet, dil ve kültürün korunması, göç ve yersizlik, aile ve kuşaklar arasında çatışma, ölüm ve varoluş olarak adlandırabiliriz.
1915 sonrası Ermeni toplumunun yaşadığı travmalar, bireysel hafızalarla kolektif bellek arasındaki gerilim dolaylı olarak ifade edilse de onun eserlerinin merkezindedir. Hem bireysel düzeyde (karakterlerin bireysel geçmişleri), hem de toplumsal düzeyde (Ermeni toplumunun ortak belleği) sürekli gündemdedir. Haddeciyan için bellek unutulmaz olanın geri dönüşüdür.

 

Bu travmalar bireysel anılar üzerinden aktarılır. Açıkça dile getirilmeyen ama her yerde hissedilen bir “sessizlik” vardır. Bu sessizlik aslında unutma çabasıdır, fakat hatıralar her fırsatta geri döner. Haddeciyan’ın karakterleri çoğu zaman “unutmayı” ister: çünkü hatırlamak acı vericidir. Ancak unutmak mümkün değildir; bastırılan hatıralar bilinçdışından yeniden yükselir. Bu durum bir “hayalet atmosferi” yaratır: geçmiş, sürekli bugünün içinde dolaşır. ‘Tavan’ başta olmak üzere romanlarında ve yazılarında sık sık şu soruya döner: “Geçmişi unutabilir miyiz, yoksa unuttuğumuzu sandığımız şeyler hep bizimle mi yaşar?”

 

Rober Haddeciyan’ın roman, oyun ve yazılarında kimlik ve aidiyet meselesi en az “bellek ve unutma” kadar merkezîdir. Onun edebiyatı, Türkiye Ermenisi olmanın getirdiği ikilemleri ve bu ikilemlerle yaşamanın yarattığı iç çatışmaları işler. Karakterler hem Ermeni kimliğinin tarihsel mirasıyla hem de Türkiyeli kimliğinin günlük etkileşimleriyle yaşar. Bir yandan Türkçe konuşan toplumun parçası olma arzusu, diğer yandan Ermenice konuşma, kültürü koruma zorunluluğu vardır. Bu ikilik çoğu kez “suskunluk” veya “gizlenme” ile çözülmeye çalışılır. “Nereye aitiz?” sorusu eserlerinde sürekli yankılanır. Türkiye’de kalanlar kendilerini “kendi evlerinde yabancı” gibi hisseder. Göç edenler ise yeni ülkelerinde köklerinden kopuk yaşar. Bu yüzden ne orada ne burada tam aidiyet kurulamaz. Aidiyet duygusu dış dünyayla değil, daralan cemaat içinde aranır. Bu da hem güven hem de boğulma hissi yaratır.

Rober Haddeciyan’ın eserlerinde dil ve kültürün korunması neredeyse temel bir damar gibidir. Hem edebiyatında hem de gazeteciliğinde bu konuyu doğrudan ya da dolaylı biçimde sürekli gündemde tutmuştur. Haddeciyan eserlerinin büyük kısmını Batı Ermenicesiyle kaleme aldı. Bu tercih, Ermenicenin gündelik hayatta giderek daralan kullanım alanına karşı bilinçli bir kültürel tavırdı. Nor Marmara’daki gazeteciliği, Ermenicenin canlı tutulması için bir mücadeleydi. Gazetenin yayın çizgisinde dilin doğru, zengin ve yaşayan bir biçimde kullanılması için sürekli özen gösterdi. Romanlarında Ermenice yalnızca bir iletişim aracı değil, kimliği taşıyan en temel unsur olarak yer aldı. ‘Tavan’ ve ‘Tavanın Öte Yanı’ gibi romanlarda kültür, bireysel hafızayla iç içe geçmiş bir toplumsal miras olarak işlenir. Kahramanın zihninde Ermenice deyimler, dualar, kültürel motifler belirir. Bu, bireysel ölüm anında bile dilin ve kültürün unutulmadığını gösterir. Göç edenlerin kimlik ve dil kaybı tehlikesine karşı, “öte tarafta bile kültürün izleri” ile karşılaşmaları anlatılır. Kültürün diaspora ortamında nasıl korunabileceği veya nasıl silikleştiği sorgulanır. Yeni ülkelerde köklerden kopma tehlikesine dikkat çeker. 2018 yılında Aras Yayıncılık tarafından yayınlanan ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olan ve adını ‘Sen Ağa Ben Ağa, Bu Unu Kim Öğüte’ diye çevirebileceğim kitabı, Ermenice atasözleri, deyimler ve halk deyişlerini derleyerek kültürel belleği canlı tutma çabasının somut örneğidir.

 

Rober Haddeciyan’ın edebiyatında göç ve yersizlik izlekleri hem bireysel hem de toplumsal ölçekte çok güçlü biçimde işlenir. Haddeciyan, Türkiye Ermenilerinin hem tarihsel göçlerini hem de güncel kuşakların “yurt dışında yeni hayat kurma” deneyimlerini romanlarına taşıdı. Kahramanlarının çoğu yalnızca fiziksel olarak değil, içsel anlamda da bir yer değiştirme yaşar. Doğduğu kültürle yaşadığı toplum arasında sürekli gidip gelirler. Göç eden kahramanlarda, “yeni ülkeye ait olma” ile “kökleri unutmama” arasındaki gerilim sık sık görünür. Haddeciyan’ın karakterleri çoğunlukla iki dünyanın ortasında kalır: doğdukları ülke (çoğu kez Türkiye, İstanbul, mahalle hayatı) ile göç ettikleri ülkeler (Avrupa, Amerika, Ermeni diasporasının çeşitli merkezleri). Romanlarında kahramanlar “yer” ile birlikte “ev” duygusunu da kaybeder. Yeni mekânlarda yabancı, eski mekânlarda artık köksüzdürler. Özellikle ‘Tavan’ adlı romanında hastane odasının tavanına sıkışmış bilinç akışı bile, “yerinden edilmiş bir belleğin” simgesi gibidir. Kahramanın zihinsel yolculuğu, bedensel olarak bir hastane odasına kapansa da sürekli başka mekânlara (çocukluk sokağı, geçmişin mahalleleri, kaybedilmiş evler) göç eder. Yersizlik burada hem fiziksel hem ruhsal boyutta vardır. Göç etmiş kahramanların, yeni topraklarda kimliklerini kaybetme korkusu işlenir. “Öte yan” hem ölüm ötesini hem de “yabancı ülkeyi” çağrıştırır. Özellikle diaspora hayatını konu alan öykülerde, İstanbul’daki eski mahalle ile Avrupa’daki yalnızlık arasında sürekli bir karşıtlık kurulmuştur.
Haddeciyan’ın roman ve öykülerinde aile ve kuşaklar arası çatışma hem bireysel hem de toplumsal kimliği anlamak için önemli bir eksen oluşturur. Büyükler genellikle kültürün, dilin ve değerlerin taşıyıcısıdır. Gençler ise ya bu mirası sürdürmekte zorlanır ya da modernleşme, göç ve asimilasyon baskısıyla ondan uzaklaşır. Genç kuşakların Ermeniceyi daha az bilmesi ya da kullanmak istememesi, yaşlı kuşaklarla gerginlik yaratır. Bu, yalnızca bir “iletişim sorunu” değil, kimliğin kopuşu olarak işlenir. Aile büyükleri, çocuklarının “topluma faydalı, kimliğine sahip çıkan bireyler” olmasını bekler; gençler ise bireysel özgürlük peşinde koşarken köklerinden kopar. Haddeciyan’da aile, dilin ve kültürün korunmasının en küçük ama en güçlü birimidir. Ev içindeki yemekler, atasözleri, dualar, sohbetler bu mirasın taşıyıcısıdır. Göç, yalnızca bireyleri değil, aile bağlarını da parçalar. Çocuklar farklı ülkelere savruldukça kuşaklar arasındaki mesafe açılır. Travmalar (örneğin 1915’in hatırası ya da daha yakın kayıplar) aile içinde konuşulmaz, ama kuşaktan kuşağa görünmez bir gerilim olarak aktarılır. ‘Tavan’da kahramanın içsel yolculuğunda çocukluğundan kalma aile sahneleri belirir. Burada aile büyüklerinin değerleriyle kendi yaşamı arasındaki mesafe dramatik bir şekilde açığa çıkar.‘Tavanın Öte Yanı’nda göç etmiş ailelerde kuşakların farklı yönlere savrulması, kimlik bağlarının çözülmesi işlenir. Birinci kuşak “kökleri korumak” isterken, ikinci kuşak yeni topluma uyum sağlamaya çalışır. Bazı kısa hikâyelerde baba-oğul ya da büyükanne-torun arasındaki farklılıklar, dil, kültür ve yaşam biçimi üzerinden anlatılır. Haddeciyan’ın eserlerinde aile hem koruyucu bir kalkan hem de çatışmaların merkezidir.

 

Rober Haddeciyan’ın eserlerinde ölüm ve varoluş iç içe geçen, hatta çoğu zaman bütün yapıyı belirleyen kavramlardır. Özellikle ‘Tavan’ romanı bu açıdan bir dönüm noktasıdır. Tavan’da ölüm, hastane odasında “tavana kilitlenmiş bakışlarla” başlayan bir bilinç akışı içinde işlenir. Kahraman, yaşamının son anlarında çocukluk, gençlik, göç ve aile anıları arasında dolaşır. Ölüm Haddeciyan’da bir son değil, geçmişle ve kimlikle yüzleşme vesilesidir. Karakterler, ölümü beklerken kendilerini, kimliklerini ve unutulmuş değerlerini yeniden tartar. Bireysel ölümlerin yanı sıra, Ermenicenin ve kültürün yok olması da bir “ölüm” olarak betimlenir. Dil kaybı, varlığın sönmesi anlamına gelir. Kahramanlar “ben kimim, nereye aitim?” sorularıyla boğuşur. Ölümün eşiğinde bile aidiyet ve kimlik arayışı devam eder. Hatırlamak, var olmanın koşuludur. Unutulan şeyler kişiyi ve toplumu yokluğa sürükler. Bu nedenle Haddeciyan’ın eserlerinde bellek, varoluşun anahtarıdır. Kahramanlar hem toplumlarından hem de ailelerinden kopmuş hisseder. Bu yalnızlık, Sartre veya Camus’nün kahramanlarını andıran bir “varoluşçu” boyut kazanır. ‘Tavan’da ölüm döşeğindeki kahraman, varoluşunu sorgularken tavana kilitlenmiş bakışlarıyla geçmişine dalar. ‘Tavan’ hem ölümün sınırı hem de bilinçle varoluş arasındaki eşiktir. ‘Tavanın Öte Yanı’nda ölümün “ötesi” araştırılır. Öte taraf yalnızca metafizik bir ölüm sonrası değil, aynı zamanda göç edilen yabancı topraklarda “varoluşun sınırları”dır. Kimi kısa metinlerde gündelik hayatın içinde kaybolan bireylerin varoluş sancıları, ölümle yüzleşmeleriyle görünür olur.

Haddeciyan’ın ölümü Batı Ermenice edebiyat için bir dönemin sonuna, kapanışına işaret ediyor. Batı Ermenicesinin İstanbul’da ve diasporada nesiller arası aktarımının neredeyse son bulmasıhem yazarların ve hem de okuyucuların giderek azalmasına, Batı Ermenice ile yapılan edebiyat üretiminin yok olma tehlikesine işaret ediyor. Her şeye rağmen Rober Haddeciyan istisnai çabaları ve eserleriyle edebiyatseverlerin hafızasında daima yer almaya devam edecek.

 

 

Yararlanılan/Önerilen Kaynaklar:
Rober Haddeciyan, Tavan, çeviren Anahid Hazaryan, Aras Yayıncılık, İstanbul, 2018
Rober Haddeciyan, Tavanın Öte Yanı, çeviren Rober Koptaş, Aras Yayıncılık, İstanbul, 2025
Rober Haddeciyan, Դուն աղա ես աղա մեր ալիւրը ո՞վաղայ (Sen Ağa Ben Ağa, Bu Unu Kim Öğüte), Aras Yayıncılık, İstanbul, 2017
Mehmet Fatih Uslu, Çok Uzak Çok Yakın – Osmanlı’dan Türkiye’ye Modern Ermenice Edebiyat, Aras Yayıncılık, İstanbul, 2025