Puşkin’in “Yevgeni Onegin”ini Yeni Baştan Okumak
Yazılar

Puşkin’in “Yevgeni Onegin”ini Yeni Baştan Okumak

İbrahim Berksoy

İbrahim Berksoy

Ataol Behramoğlu’nun saptamasıyla “19. yüzyıl Rus edebiyatının dünya ölçeğinde büyük yüzyılıdır”. Behramoğlu bu yüzyılı “Rus edebiyatının iç denizlerden okyanuslara genişlemesi” olarak tanımlar. Behramoğlu bu saptamaları “11. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Rus Edebiyatı Tarihi” (İş Bankası Kültür yayınları) adlı kitabında yapar. Bu değerli kitabın temeli, yazarın yıllar önce Türk Dili dergisinin “Yazın Akımları Özel Sayısı”na (Ocak 1981, sayı 349) yazdığı “Yazın Akımları Açısından Rus Yazınına Genel Bir Bakış” adlı makalesidir. 1981’de bu özel sayı yayımlandığında Kayseri’de lise öğrencisiydim. Türk Dili dergisinin de sürdürümcüsüydüm (abonesiydim). Her yıl okul idaresinden “okulumuzun öğrencisidir” belgesi alır yüzde 25 indirim için belgeyi dergi idaresine gönderirdim. Ocak 1981’de sarı posta zarfından önceki sayıların aksine oldukça kalın bir dergi sayısı çıkınca doğrusu şaşırmıştım. Özel Sayı’da yer alan tadımlık okuma parçalarını yutarcasına okuduğumu daha dün gibi hatırlıyorum. Lise yıllarında ezberim kuvvetliydi; dergide yer alan Arthur Rimbaud’nun “Sarhoş Gemi” (Çev. Sabahattin Eyüboğlu) ile Alphonse de Lamartine’in “Göl” (Çev. Yaşar Nabi) şiirlerini nasıl heyecanla ezberlediğimi, yeri geldikçe orada burada ezberden okumaya başladığımı da bu tatlı anılarımın arasına eklemek isterim. O günden bugüne bu değerli özel sayısı elimden düşürmem. Lisedeyken yazın akımlarımı örneklerle anlamama yardımcı olan bu özel sayı daha sonraları edebiyat anlayışımı oluşturmamda bana kılavuzluk etti, hâlâ da etmekte. Türk Dil Kurumu, diğer özel sayılar gibi bu özel sayıyı da tıpkıbasım olarak yeniden bastı. Edebiyata ilgi duyan herkese bu değerli özel sayıyı öneririm.

 

Yeniden Rus edebiyatının 19. yüzyılına dönecek olursam; Puşkin, Dostoyevski, Tolstoy, Gogol, Gorki, Lermantov, Gonçarov, Şçedrin, Herzen, Bakunin, Plehanov, Belinski, Lunaçarski, Kropotkin gibi yazar ve eleştirmenler eserleriyle bu büyük yüzyıla damga vurmuşlardır. Rus edebiyatı bakımından 19. yüzyılın temel karakteristiği, edebiyatta ve düşünce dünyasında aydınlar, yazarlar ve öğrenciler arasında (Batıdaki siyasal ve toplumsal içerikli yeni/devrimci düşüncelerden de etkilenerek) halkçı-toplumcu bir damarın, bir “toplumsal uyanış”ın ortaya çıkışıdır. Bu akımın güçlenmesinin gerisinde şu iki temel etken belirleyici olmuştur: Birincisi, Çarlık Rusya’sındaki verimsiz, içten içe çürüyen köleci toprak düzeninin çökmekte oluşu, ikincisi de metropollerde yükselen yenilikçi “şehirli hayat”tır.

 

Rus edebiyatı bizde öteden beri tanınır, bilinir. Rus yazarlar bugün de en çok okunan yazarlar arasındadır. 1940’lı yıllarda Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde kurulan “Tercüme Bürosu”nun 1950 yılı sonuna kadar birbiri ardına çevirdiği tiyatro eserleri, Fransız, Alman, Yunan, Rus, İngiliz ve Şark İslam klasikleri ülkemizdeki öğrencilerin, öğretmenlerin, edebiyat fakültelerinde görev yapan hocaların, yazarların, eleştirmenlerin ufkunu bir hayli genişletti.

 

Ülkemizde Rus edebiyatına gösterilen ilginin nedenlerini geçmişten bugüne oldukça uzun sürmüş Türk-Rus ilişkilerinde aramak mümkün. Tarihi, coğrafi, siyasi, diplomatik ve beşeri yönden Türk-Rus ilişkilerinin başlangıcı oldukça eskilere dayanır. İki toplum birbirini yakından tanıyor, biliyor. Öte yandan Türk-Rus ilişkilerinin tarihi biraz da çağlar boyunca bitmez tükenmez Türk-Rus savaşlarının da tarihidir. Tarihin çeşitli dönemlerinde yaşanan Türk-Rus savaşları (11. yüzyılda Kıpçaklarla savaş, 12-13. Yüzyılda Tatar-Moğol istilaları, daha sonraları Osmanlı-Rus savaşları vb.) bu savaşların beraberindeki savaş diplomasileri, entrikalar vb. gerek Türk edebiyatında gerekse Rus edebiyatında belirleyici olmuştur. Pek çok roman, öykü, seyahatnamede her iki toplumun birbiri hakkındaki izlenimlerini, kanaatlerini, yerleşik düşüncelerini okumak mümkündür. Bu söylediklerim daha çok Çarlık Rusya’sı ile imparatorluk Türkiye’si arasındaki tarihsel dönemlere yöneliktir. 1917 Ekim Devrimi’yle Çarlık Rusya’sının yıkılıp yerine Sovyetler Birliği’nin (Sovyet Rusya) kurulduğu sosyalist dönem buyunca (1917-1991) Sovyet Rusya ile Kurtuluş Savaşı yıllarından bu yana Türkiye Cumhuriyeti arasındaki siyasal, iktisadi, diplomatik ve stratejik ilişkilerin her iki toplumun edebiyatına nasıl yansıdığı; üzerinde durulması, araştırılması, örneklerle ortaya konulması gereken önemli bir dönemdir. Bu kapsamda yürütülecek edebiyat içi araştırmalar, uzun tarihsel dönemler boyunca her iki toplumda oluşan algıların zaman içinde nasıl değişip dönüştüğüne dair de önemli ipuçları verecektir. Konu ile ilgili diğer disiplinlerin (tarih, siyaset bilimi, diplomasi vb.) aksine edebiyat hem duygu hem de düşünce dünyasına hitap etmesi dolayısıyla toplumların zaman içinde değişen duygu ve düşünce dünyasına da tercüman olabilmektedir.

 

Puşkin ülkemizde daha çok öyküleriyle tanınmaktadır. Çingeneler (manzum hikâye, 1827), Biyelkin Hikâyeleri (Beş öykü, 1831), Maça Kızı (hikâye, 1833), Yüzbaşının Kızı (anlatı, 1836), Erzurum Yolculuğu (gezi-anlatı, 1836) yazarın en çok okunan eserleri arasındadır.

 

Puşkin’in şiirsel romanı (manzum roman) Yevgeni Onegin (1833), yazarın başyapıtı olarak kabul edilir. Her biri 14 dizelik 380 kıtadan oluşan bu şiirsel başyapıt Rus edebiyatına ilgi duyan dikkatli edebiyat okurları tarafından okunmuş olsa da ortalama okurun baştan sona okuyup özümsediği bir yapıt değildir. Yalnızca ülkemizde değil dünyada da böyle adı bilinip de baştan sona tam olarak okunmayan pek çok yapıt vardır. James Joyce’un Ulysses’i, Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı, Cervantes’in Don Kişot’u, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı bu tür eserlere örnek olarak gösterilebilir.

 

Ataol Behramoğlu’nun Rus Edebiyatı Tarihi kitabında aktardığı üzere (sf. 132) dönemin (19. yüzyıl) ünlü Rus eleştirmeni Belinski Puşkin’in başyapıtı Yevgeni Onegin’i “en üst düzeyde özgün ve ulusal Rus yapıtı” olarak nitelendirir. Romanda Yevgeni Onegin karakteri üzerinden dönemin Petersburg’undaki kent yaşamı ile taşradaki hayat şiirsel bir dille ayrıntılı olarak ele alınır. Böylelikle okur genel olarak Rusya ve Rusya’daki hayata dair canlı betimlemeler (tasvir) ve olay örgülerine dayalı anlatılar üzerinden yeterince bilgi sahibi olur.

 

Yine Ataol Behramoğlu, anılan kitabında ( sf. 137) Yevgeni Onegin’le ilgili olarak, Sovyet dönemi Rus edebiyat düşünürlerinden Boris Suçkov’un Türkçe dâhil pek çok dile çevrilmiş ünlü eseri Gerçekçiliğin Tarihi’nden (Çev. Aziz Çalışlar) şu alıntıyı yapar:

 

“Aleksandr Puşkin Yevgeni Onegin’de belirli bir dönemde Rus toplumsal yaşamının geniş, gerçekçi bir tablosunu çiziyor. Rus toplumunun bütün kahramanlarını (başkentler, taşra, köyler), belli başlı tiplerini (aydınlar, soylular, toprak sahipleri, halk insanları), günlük yaşam ilişkilerini ve Rus doğasını, ayrıntılarıyla, incelikleriyle betimliyor. Kahramanlarını değişmez kişilikler olarak değil, toplumsal ve buna bağlı olarak psikolojik süreçlerdeki değişimleriyle gösteriyor: Hem aydın hem sosyete hem köylü dilinin ustalıkla kullanıldığı; görsel, uyumsal, ezgisel ögelerin eşsiz bir bütünlüğe ulaştırıldığı; şiirin, edebiyatın, olağandışıdan değil olağandan, ‘sıradan’dan, yaşanılmakta olandan esinlenip yaratıldığı bu yapıtıyla, sadece Rus edebiyatının değil, dünya gerçekçi edebiyatının en büyük ve ilk yazarları arasında yer alıyor.”

 

Puşkin, bu manzum romanını kendine özgü “Onegin beyti” (kafiye ve vezin içeren beyit) ile yazmıştır. Beyitlerdeki şiirselliği ve müzikaliteyi (ahenk) “yansıtacak” şekilde Yevgeni Onegin’in başka dillere çevirmek oldukça zor ve zahmetlidir. Türkçeye çeviride bu zor ve zahmetli uğraşı ilkin 1940’lı yıllarda değerli şairimiz Ahmet Muhip Dıranas dener. Çevirmenin şair olması dolayısıyla çeviride “şiirsellik” ön plana çıkar ve beyitlerdeki ritim ve ahenk olabildiğince Türkçeye aktarılmaya çalışılır. Ahmet Muhip Dıranas’ın bu çevirisi daha sonraki çevirilere zemin hazırlayan öncü bir çalışma olarak değerlendirilir.

 

Roman daha sonra 1950’li yıllarda Sabahattin Eyüboğlu-Erol Güney ikilisi tarafından çevrilir. Bu ikilinin daha önceki çevirilerine güvenle bu çeviri edebiyat çevrelerinde bilinen bir çeviri olarak yer eder.

 

Çevrilmesi oldukça zor ve zahmetli bu manzum romanın yakın zamanda günümüz Türkçesiyle çevirileri arasında Azer Yaran, Ahmet Necdet ve Sabri Gürses’in çevirileri öne çıkmaktadır.

 

Azer Yaran’ın çevirisinde (2003) manzum romandaki şiirsel ritim ile birlikte metnin içeriği (anlatılan hikâyenin) ve “dönemin ruhu” olabildiğince Türkçeye yansıtılmaya çalışılmıştır.

 

Şiirleriyle ve şiir çevirileriyle tanınan Ahmet Necdet’in çevirisi de (2016) eserin “manzum roman” özelliğini korumaya yönelik titiz bir çeviridir. Çeviride, esere özgü “Onegin beyti”ndeki özel kafiye ve vezin özelliğinin olabildiğince Türkçeye aktarılmasına özen gösterilmiştir.

 

Klasik Rus edebiyatının yanı sıra modern Rus edebiyatından yaptığı çevirilerle tanınan Sabri Gürses’in Yevgeni Onegin çevirisi de (2016) dikkat çeken güncel tam metin çeviriler arasındadır. Çeviri, Puşkin’in başyapıtı Yevgeni Onegin’i, manzum özelliklerini olabildiğince koruyarak günümüz okuruna canlı, akıcı ve anlaşılabilir bir çeviriyi amaçlamaktadır.

 

19.yüzyılın ünlü Rus edebiyat eleştirmeni Belinski, nesir ile şiir karışımı “manzum roman” olarak Yevgeni Onegin tarzı eserlerin biçimsel özelliklerinin kaynağının İngiliz edebiyatında Romantizmin öncülerinden şair Byron olduğunu söyler. Ama hemen ekler: “Byron Avrupa hakkında Avrupa için yazıyordu (…) Puşkin Rusya hakkında Rusya için yazıyordu.” (Aktaran Ataol Behramoğlu)

 

1799’da Moskova’da dünyaya gelen Alexandr Puşkin, 1837’de Petersburg yakınlarında bir yerde henüz 38 yaşındayken bugün için oldukça anlamsız bir düelloda ölmeseydi Rusya hakkında Rusya için daha nice manzum romanlar, şiirler, öyküler yazacaktı… Pek çok alanda eserler vermiş olsa da Puşkin öncelikle bir Rus şairidir. Şairin düelloda öldüğü haberi duyulunca, evinin önünde toplanan halk, Yevgeni Onegin’in son baskısını kitabevlerinden satın alarak şaire olan bağlılığını göstermiştir.