Slayt 18
Benim esin kaynaklarımdan biri de işte buradadır. Selçukluların Hıristiyan beyleri bu kisveyle dolaşıyor ve onlara emir deniyordu. Resmini gördüğünüz kişi Kırkdamaltı Kilisesi’ndedir, Emir Vasil Yakovos’tur. Bu bölgede zaten çok sayıda Hıristiyan vardı ve zaman içinde Yunanca’yı ya da başka dilleri unutup Türkçe konuşur olmuşlardı.
Bunlara Karaman Beyliği’nde yaşadıkları için Karamanlılar denilir.
Karamanlıca Yunan harfleriyle yazılan Türkçedir.
Edebiyatımın esin kaynaklarından biri de budur.
Başka bir kaynak Latin yazısıdır. Ortaçağdaki tüccarların Latin,İspanyol ve İngiliz olduğunu düşünürsekve bunların Anadolu’daki dilleri, Farsçayı ve diğer dilleri bildiklerini aklımızda tutarsak önemli bir yol alırız. Ortaçağda tüccarlar çok dilliydi, bir yerde uzun sürelerle yaşar sonra hareket ederlerdi. Bu yüzden Anadolu’da dervişleri çok iyi anıyor bir Mazzone hayal ettim. Bu adamın yolculuğunda bizim dervişlerden öğrendiği şeyler yüzünden malını mülkünü bağışladığı ve İtalya’da bir manastıra kapandığını yazdım. nun belli bir yaşta itirafnamesini yazdırdığı ve Ortaçağda Latin alfabesiyle Türkçe yazabilmenin (bugünkü gibi değil, başka transkripsiyon içinde) imkanlarını denediğini görürüz.
Slayt 19
Bir papaz tarafından da söylediği Türkçe kayıt edilir. Dikkat edilirse bu yazı 14. yüzyılda Türkçe bilen ama Latin harfleriyle yazan birinin ifadesinden başka bir şey değildir:
Slayt 20
“Pharmali Mazzone affendi Karindash Ambrogionun eonoundé gounakhlarin aidurour. Tevarih shoudur keim, sénei khicriyé eilé zikr aulundukhta yeidi youz yeighirmi eiki shévvaline eisabet geloeur. Bou keitap zémani khabar eidén dérvishleri khabar eidér. Cheunkim ol dérvishler caléndarei déyou aidulur va aanléré zémani aidan manaasinda calénderaan deirlér. CALENDERIA tudjarlarin Cappadocia nam eilé zeikr aolounan yiré virdeugheu nomostour ve mézkour yeirdéh caléndér taifési chokdur. Caléndérlere leo manaasinda “Khaydaar” dirlér.” (Kalenderiye 2007)
Slayt 21
Yazı coğrafyaya dokundukça Kalenderiye’nin üçüncü bölümünü tamamen o çağın, ortalamasını alarak bir dil kurdum. Bu dil çok eğlenceli ve şaşırtıcı oldu:
Slayt 22
Çehre değiştirmekte eşi yok bir herüf olan Yosif, lisanı başka lisana döndürmede de yaman idi. Ceprayil’in gelip de Meryem Anamızı selamladığı Keharitomene Marya deyu ayıtılan bir doayı Rômi lisana dönderdiğinde ağlayarak ânı kucağına saran Kozmas, “İncil’i gôgüñ altında nencağız lisan varısa ol kadar lisandan diğnemek isteridim ya, Türkî lisanından bol kadarını duyacağımı bilemezidim,” didi. Doanıñ kilisada çıñnayışını diğnemek iyçün hayran hayran ses virdi, “Cisimsiz Gavriyıl,” deyub sesi diğnedi, “Sırlanmış buyruğu Yosif’iñ hanesinde bâkire kıza muştuladı,” dirkene gozyaşlarını sildi, “Ne guzel, ne guzel,” deyu fısıldadı, soğna İsa’yı gorüyorumuş gibi kâğıda baktı, “Eñmede gôğleri eğen Allah, tebdil olmaksız rahmiñe sığışır, ânı ki rahmiñde kul kisvesiynen gorüp saña avaz iderim. Sevin ey güvêysiz gelin.”
(Kalenderiye 2007)
Slayt 23
Yusuf Pîr “Gidek!” didi ve atın üstüne sıçıradı. Sertahririñ at binmesine yardım itdim.
Pîr’imiñ atı orta boyluyudu, “lıkkadak lıkkadak” koşuyor, sertahririñ eşkin atı da üstünde taşıdığı azametli kelleniñ kadrini bilir gimi “şangılıtıstıs” iderek bek dâğişik bir yörüyüşünen gidiyorudu.
Sertahrir ara ara durup bir şiyler söylemek ister gimi oluyor, soğra susub gine içine dönüyorudu. Baña öyle geldi ki lafını ağzında gever, bişiriridi. Soñunda “Gaç yaşındasıñ sen Yusuf?” deyin ayıtdı.
“Gırk. Bir de üçü var.”
Bahri nam herifüñ gozleri pötür pötür böyüdü, nal gibi oldu, “Ben seni altmış var sanırıdım” didi.
“Kutlu yaş” didi Pîr’im. Biraz getdikten soğna o da sordu: “Ya sen kaç yaşındasıñ Efendi?”
“Elli iki.”
Şinci de Pîr’im pört pört olmuşudu “Vay imanı bozuk” diyin ışıladı, “Niyitdiñ, bu yaşa gadar buzuñ altında mı yatdıñ, bek terü tazesiñ bre!”
Pîr’imiñ didiği gadar varıdı, Bahri Paşa, Pîr’iñ yanında bir delâğanlı gimi duruyorudu.
(Kalenderiye 2007)
Slayt 24
18. yüzyıl Türkçesi üzerine düşündüm. Bektaşi nefeslerinin yapısını inceledim ve Hıristiyanların dua kitaplarıyla, Müslümanlığın din terennümünü karşılaştırdım.
Şu deyiş böyle bir şeyin ürünüdür:
Slayt 25
Dağlardurur dağdan uca, ucaların beli menem
Menim pirim ol Saruca ol nefestir yeli menem
Gâh suretim cismi haktır, gâh Şiraz’ın gülü menem
Gâh gün ortası gâhi gice, yıldızların falı menem
Kalenderiye 2007
Slayt 26
Bunları okuyunca romanda bilimsel bir iş yapıldığı mı sorulabilir.
Roman felsefe kürsüsü değildir, siyasi bildiri okumaz, bilimin yerine geçmez, dinsel nutuklar patlatmaz, fakat bunların hepsi bir romanda yer alabilir.
İşte şu metin benim için çok eğiticidir:
Slayt 27
(…)
“Şu dağınan şu kayalar eski insanlarıñ zamanında da yok muydu? Zaman eğer ki ezelden ahire sıraya girmiş gunneriñ akıp getmesiyise, elyazması, kayalar ve dağ da ol zemana ait değil miydi, ânler niyçün getmedi? Bundan şol fikre varırım ki, zaman ezelden ahire akmıyor; bir yir var ve ol yirde bazı şiyler var oluyor, bazı şiyler yok oluyor. Ben babamınan aynı zamandan olmayabilirim, amma aynı yirdenim. Ol sebebden ezel ve ahir sıraya girmiş sanmam yağnış, zaman hakıykatde aynı yirde döngel idüb duruyor. Bebe, babas, dede hep tekrar idiyor. Kafamda çok dönderdim durdum a nihayet ağnadım ki, mehdi zuhur itdiğinde ânı ezelden gelmiş gimi değil şimdi, bildiğimiz şimdi yaşıyan biridir deyu bilirik; bu da zemanıñ hep şimdi olduğunun beyanıdır.”
(Kalenderiye 2007)
Slayt 28
“Bir para düşün, yere düşmüş, döne döne gidiyor Hakkı. Devrilecek ama önce titreşiyor, zıv zıv zıv ses çıkarıyor ve tam kapaklanmadan önce titreşimi artıyor. Aniden duruyor ve tuğralı yüzünde bir ışık parıldıyor. O parlayan şeyi eline aldığında parlamaz oluyor. “Biraz önce parlıyordu,” diyorsun. Bunları biraz önce parayı yere atarak yaşadığını söylüyorsun; oysa para şimdi elinde. Olan biten yalnızca aklında yinelenip durduğuna göre düşün: Bu, geçmişi eline almak değilse, nedir? Geçmişte kalan gerçektir ama ortada yoktur Hakkı! Geçmiş belirsizdir ve sen onu belirsizken gördün.”
Dönüyor Zaman 2024
Slayt 29
Roman bilimsel bir araştırma yahut tarih de değildir. Fakat bir bilimsel araştırmanın ışığını yakacak kadar derin tarihsel izlenimlerden beslenebilir.
Şuna bir bakalım: