Beklenmedik bir anda, umulmadık yerde, her köşede aniden, yolun ta ucunda, bazen ta uzakta pis bir sis, heyula bir gölge, bazen ses, kimi zaman burnumun dibinde ya da ensemdedir o. Yaptığından utanmamış, yer yarılıp yedi kat dibine girmemiş, yok olmamıştır çünkü henüz. Hayalet gibi belirip de varlığını gözüme soktuğunda dizlerimin bağı çözülür, dilim damağım kurur, bulanmış midemle tir tir titreyip yere yığılasım gelir ama o anda, işte tam da o anda silkinip hortlarım birden ben.
Yok yok, yalan bu!
O’nu, o anda oracıkta öldürmek ister kendimi zor tutarım. Yok olsun. Olmaz olsun, hani, bari ilahi adaletle gebermiş olsun isterim.
Bedenime yapışan zift gözlerini gördüğüm anda, işkembesi sarmısaklı nefesini, pis, paslı bir dilin, elim kolum bağlıyken bedenimde yalanışını hisseder ürperirim. Leş cildinin çürük ter kokusunu, salyasını, derisi gergin suratındaki vahşeti kâbus gibi hatırlar ‘geber’ derim içimden ‘geber artık! Olmaz ol. Sen öl, yaşama!’
Ben, o günden bu yana öldüm öldüm, dirildim. Ölüp dirildim.
Küstahlığını yansıtan suratında, o acımasız gülüşü her gördüğümde önce dirilir sonra yine ölürüm ben. Kara kıllar arasından yayvan bir ağız, derin bir zevkle, yüzündeki tüm kaslarla, kaşıyla gözüyle, ağzıyla, burnuyla, bedenindeki bütün organları, hücreleriyle gülerken cüretkâr, ben hep hortlarım. Ağzı öyle yayıp eğri eğri gülmek, ‘unutma’ demektir çünkü bana, bilirim. O gülüş ‘hatırla ey peri o geceyi’ demektir, bilirim. Dimdik cüssesini, vahşi gücünü, geçmişteki rezil eylemini göğsü gururla kabarık hatırlatmaktır, bilirim. Bana her sırıtışında, beni bir kez daha aşağılama, erkekliğini kanıtlamanın dayanılmaz hazzı, zaferinin alaylı şenliği yansır suratından, bilirim. Gözlerime yapışan o sırıtış, yasaların bahşedip yücelttiği bir çük böbürlenmesi, erkekliğin ilan edilen ışıl ışıl uyarıcı bir hak yansımasıdır. Mülk temelsiz adaletin, ilamlı mühür damgası, bir ana-babanın ‘tosun ya da paşa’ oğlunun, kasıla kasıla göze sokulup ‘hadi göster pipini’ hayalinin nihai gurur patlamasıdır. Bir gözdağı, süregelen ezeli bir tehdit, erkin taammüden planlı, sinsi bir eylemle avını korkutup ürkütme çabası, kalleş bir pusunun hazzıdır.
Ben perişandım.
Lacilerini çekmiş, beyaz gömleği kravatlı, iyi hal görüntülü çerçevesi kurgulu, manzarası tamamdı, tamdı. Saçlarını taramış, tıraş olmuştu. Nasıl masum, efendi, nasıl da boynu bükük, iftiraya uğramıştı. Kurbandı, zavallıydı, acınasıydı sanki ben değil o’ydu.
‘O halde, yaz kâtip ki tutanakla kayda geçsin. Müşteki gönüllü, beyanı ret, zanlı mağdur, görüldüğü üzere masum ve de suçsuzdur.’
Mülkün temeline yığılıp işte o gün bir kez daha ölmüştüm ben.
Kadındım, vakurdum. Kuyruk sallamamış, bir fiske bakış bile atmamış, tahrik ne, adam yerine bile koymamıştım. ‘Hatırla ey peri o mesut geceyi’. Şarkı, bazen ıslık, bazen bet sesiyle dilinde pelesenkti. Beni gördüğü olur olmaz zamanda, yerde, göğsü gururla kabarık mırıldanmıyor, çığırmıyor, melodiyi höykürüyor kükrüyordu. Sesi dalga dalga gelip çarpıyor gidip çarpıyor, silinmiyor hiç gitmiyor kulaklarımdan. Beynimde eko, desibel desibel çınlıyor uğulduyor hep. ‘Hatırla sevgili o mesut geceyi.’ Her duyuşumda korkuyla ürperiyor, midemde sarı safrayla zangır zangır hortluyorum.
Başını öne eğeceğine, utanıp yerin dibine gireceğine, orada, burada ama kesinlikle aniden karşıma çıkıp sırıtıyor hep. Gözleri zift, ağzı salyalı öyle pis pis güler ‘Hatırla’ derken bana, madalyası ışıyıp sallanıyor paçasından. Pantolonunu giyiyor. Fermuarını çekiyor zırrrrt! Dudağını büze büze çaldığı ıslıkla şarkıyı da kirletiyor. ‘Unutma!’ Diyor,
‘Hatırla ey peri tenhadaki geceyi!’
Tasarladığı lanet, kalleş tesadüflerin her birinde, hazzını harlayıp beni yeniden devirip yere, gülerek zapt ediyor kalesini kendince bir daha, bir daha. Hatırlatıyor kahramanlığını, erkekliğini tazeliyor sırnaşık. Utanmıyor, arlanmıyor, yaramı, acımı dağlayıp o iğrenç gülüşüyle unutmaya çalıştığım geçmişimi, kapanmamış yaralarımı daha beter, vicdansızca deşiyor. Saldırgan, isterik, vahşi, acımasız halini unutup suratının karanlığından ağzı delik sırıtıyor. O sırıtıyor ben bulantı kusuyorum. Şarkıyı rezil edip katlederken kanım dişlerinin metalinde parlıyor. Bet sesi, kâbus yansıyor uykularıma, bağırıyorum avaz avaz ama sesim yok! Dilim lal! Kimse beni duymuyor.
Ben duyuyorum. ‘Hatırla sevgili o …’
Gözleri zift, kuru kemikli sırıtkan yüzü, açsam da kapatsam da yapışık artık gözkapaklarıma. Bir insanın en iğrenç en zavallı, en acınası hali olmalı bu düşkünlük.
Tahrik ne? Kadın seni istemiyor istemiyor kadın seni kadın istemiyor seni istemiyor istemiyor kadın istemiyor istemiyor kadın istemiyor seni bir istek uyandırmıyorsun çünkü onda neden anlamıyorsun istemiyor kadın seniiiiiii!
İstemiyor istemiyor kadın!
Kanım tuzlu, nasıl da tatsız. Ağzının, ellerinin, etinin değdiği bedenimi, çamaşır sularıyla yıkadım. Kazıdım. Silemedim yapışkan kirini. Öldüm.
Paklanmadı bedenim, tenim. Huzursuz ruhum arınmadı, öldüm.
Yolumu kaç kez çevirdim, kerelerce kaçtım, kaç kez yok olup kayboldum sır oldum uzaklaştım yoktum ortalardan silindim yer ile yeksan hiçtim kayıptım zerre görünmezdim. Kaçtığımı sanıp yok ettim yanılttım kendimi.
Gece değil gündüzdü beni kıstırdığında. Mert değildi, taammüden pusuydu, tuzaktı. Kurmuştu. Beklemişti. Sinsiceydi eylemi. Varlığını hissetmemiştim. ‘Hayır’ deyip saldırısına nefretle karşı koyup insanca direnmiştim. Kızıp daha da vahşileşmişti. Bağıramıyor nefes bile alamıyordum. Beni o gün öldürdü. Öldüm orada.
Göstermişti.
Nasıl da gülüyordu sonrasında keyifli. Zafer kazanmış bir kahramandı fetih yapmış bayrağını dikmişti erkekliğin tepesine. Göstermişti. Öylesine kasıntı öylesine adi bir böbür, kibir içindeydi. Gülüyordu karşımda isterik.
Utanmamış, en ufak bir suçluluk belirtisi göstermemiş mesuttu. Çünkü erkekçeydi yaptığı. ‘Hadi benim koçum, prensim, göstersene pipini.’ O yüzden olağandı tenhadaki pusu, tuzak, o yüzden normaldi hücum. Baskın bildik, taarruz önceden planlı o yüzden topyekundu, ‘hatırla ey periydi’ göstermişti işte. Her erkek bunu yapabilirdi isteseydi yapardı o mesut gecede kesinlikle yapardı yapardı yapardı evet evet yapardı isteseydi kesinlikle yapardı yaparsınız yaparlardı yapılırdı hep yapılmıştı yapılıyordu hep yapmışlardı ya işte hep böyle. Öyleydi, böyleydi yapardı gösterirdi pipisini ‘beni mesut ettin sen de olaaaaaasın!’
Avcılar av severdi gülerdi mest!
Nasıl da ama?
Zevk almış mıydım? Almıştım…Almıştım almıştım… Almamak olmaz.
Kaçınılmazdı ya saldırı, öyleyse kesinlikle gözlerimi kapatsam da almıştım zevk.
Almıştım hem de nasıl! Gülüyordu mest. Zevk almıştım vermişti kesin. Evet evet, ‘ey periyim’ ya periysem mestim, dört köşeydim artık.
‘Nasıldım ama?’ Sorusu, tüydü. Dikmişti. Nasılmış ama?
Perişandım, bantladığı ağzımı açtı, kollarımı çözerken ‘işim bitti’ dedi eğri ağız gülerek. Erkekliğin kanıtlı yükselişiydi bu ezeli tafra, kendini böyle güçlü hissediş bu eda bu aşağılama bu kibir doğaldı. İyi halden indirimli, adaletten temelliydi, emindi biliyordu adı gibiydi tahliye.
Yüzünden geçen zafer alayı, sağlam mülkün ışıltılı şavkıydı. Erkekti güvendeydi. Toplumun huzuru, birlik ve beraberliği için feragat ve büyük bir fedakârlık göstermişti. Saldırıp fethederek, erkekliğini ilanla dikmişti çünkü bir kadının tepesine. Zafer sarhoşuydu. O yüzden paçasından sarkıyordu zaferinin madalyası, o yüzden sallanıyordu dalından dal dal. Gösterdiği sorumluluk ve görev anlayışı içinde başarılı eylemiyle nasıl da ülkenin gurur kaynağıydı anasının ‘Paşa’sı. Kesinlikle madalyayı hak etmişti babasının Tosun’u, ‘Koçum benim’i’. ‘Göster haydi’ demişlerdi göstermişti.
Beyanım retti ve ölmüştüm o gün ben.
Zor dirildim.
Sonra yine öldüm, yine dirildim. Karşıma her çıkıp sırıtışında beni yeniden öldürendir o. ‘Ne çabuk unuttun beni sen hercai…’ Sesi kulağımda, benim gibi o güzelim şarkı da ölüyor hep. ‘…sen de olasınnnnnn!
Zalim avcı, izim süren bir heyula belâydı.
Öyle uzaktan, aniden, pis bir sis, sinsi bir pusu, bir sesle çıkıyor karşıma hep. Leş bir koku basıyor gözlerime bulanık. Kör olayım o an sağır olayım istiyorum. Görmeyeyim bir kez daha bu son görüşüm olsun. Zaferinin yüzünden geçen alayını, bet sesinin kükremesini duymaya mahkûm, korunmasız, çaresiz, nasıl da kimsesizim.
Aşağılanmanın ezikliği, uygulanmayan yasaların korumasız yalnızlığı içinde ‘hani nerde karma, nerde ilahi adalet’ diye sorarken ben çaresiz, ‘Beni mecnun ettin, sen de olasın. Aşkımı inkâr edersen Allah’tan bulasın.’ Diyor bana üstelik.
‘Allah’tan bulasın!’ Bana?
Unutturmuyor. ‘Hatırla ey peri o mesut…’
Tekrar tekrar ‘Hatırla sevgili…’ ıslıkla, sesle. Hatırlamak benim için ölüm. Oysa biri ‘dua et öldürmemiş seni’ demişti.
Öldürmemişmiş!
Nasıl da ölmemişim!
Mişim!