LABİRENT
Ben ki, korkunun gölgesinde yürüyen uslanmaz çocuk
Karanlık koridorlarda elimde bir fener
Her kapıyı aralar, her sırrı kurcalarım
Ulaşmak için suretine
Eski bir defterden düşen yaprağa dönüşür çığlıklar
O kaygan taşlarda ve de dipsiz kuyularda
Ayağımı kaydıran da o olur, ufkumu açan da.
Sonra sevgin çarpıp yüzüme uyandırır sonsuz uykudan
O ılık rüzgâra kesersin ömrümün güz mevsiminde
Duvarları yumuşatan da, sarmaşıkları yeşerten de
Sen olursun birdenbire ve ben arınırım tüm korkulardan
Düşünce önüme ayrılığın ihtimali şu sınırlı zaman aralığında
İskender’in kılıcı gibi keser tüm dallarını sarmaşığın
Duvarlara çarpan, kendi yankısıyla sağır eden keskinlik
Kör karanlığa bürür ruhumun kesilen yerlerini
Kuyunun dibinde bir yıldız gören su olur arayış artık
En dipte, bir damla umut
Hem de tuzlu toprakta bir filiz sürecek kadar güçlü
İşte bu yürüyüş, bu soluk, bu arayış
Bu karanlık-aydınlık, bu yapışkan çamur
Bu çelişkiler bütünü,
Budur insan denilen ölümlü
Hâlâ umutla yürüyen ömrünün labirentinde.
