SLOGAN
soluklanacak bir çeşme başı
yok bu yolda.
avcılar var
ve rüzgâr
aktar kokularına eşlik eden
güneşin sıcaklığını vadilere koşturan bir nezaket var.
inat var yar kıyısında gezinen
gelecek var bu yolda
karıncaların sırtında lokma diye taşıdığı
tüten ocak var.
bilançonun ağırlığını
hararetle küflü sarnıçlara yaslayan
ve rütbeleri iman niyetine
önünde koşturan atlarını diri diri toprağa gömen
incelikle anılıyor adım.
adım geçiyor cansız,
demode utanç biçimlerini
birinden diğerine bağlayan yıldızlararası yolculuklarda.
bazı çamur hafifliklerinde ve güllerin
koktuğu türkülerde kalıyor adım.
ey trajedisi kucaklaşmanın
ey her gün şehri doldurmak yeni baştan
ve onun bulanık anlamı
beni katmerlenmiş dizlerinin arasına koy bu dünyanın
temizleneyim
sanrımı daldır üç tarafı denizlerle çevrili oluşumuza
ölüm dalgınlığını çelenk yap da sallandır darağacında.
koy beni baş ağrılarına köprülerin
akıl almaz dinamizmine soğuk
taşlıklarına uykunun.
beni çoğalt
sloganların arasına koy
ağızların yapışkan kirine iliştir
koy paslı adımı kötü kokusuna ıslaklığın yağmurdan doğan
inilecek bir durak da koy
bu yola çünkü vakti geldiğinde
inmek gerekecektir.
bu yola adımı koy sonra
seni beni açsın bir kış gözü
tüketsin bozuk para gibi yazları.
kaçınılmazlığının karşısında -korkma- kışlar tükenir ama
bu zara çok güvenmemek gerekir
an gelir her şey tükenir adım da
nasıl tükendiğini kabul ettiysek sloganın öyle
doğu yüzlü pasaportsuz bir çocuk
olmanın bakışları arasında.
