UNUTULMUŞ ŞEMSİYELER VAGONU
Şiir

UNUTULMUŞ ŞEMSİYELER VAGONU

I.

saat 01.02 Oslo

mutfaktaki musluk sızdırıyor geceyi

metalik bir uykusuzluk

karanlığı damla damla doğruyor

 

saat 02.01 Fort Cavazos

dosyalarda saklı koz’lar¹

iskambil kâğıtlarında gold-plated yalanlar

zaman paslı dişlilerde ufalanırken

savruluyor günlerin yaprakları

terk edilmiş kışlaların rüzgârıyla

 

(bense seni arıyorum

istatistik cetvellerinin o ruhsuz

dik sütunlarında

adını düşüren bir hata payı gibi)

 

tanıdık ne varsa mevzi sessizliğinde

kent krokilerinde isimsiz mahalleler

gök- mağlup bir ordunun

kamuflajlı paltosuna bürünmüş

 

II.

saat 04.29 Karakas

ocak sabahı

son tik taklar sustu kadranlarda

çelik kuşlar kuzeyden

ölümün soğuk raporlarını taşıyor

bir operasyon koduyla

adresler siliniyor haritadan

 

insan dediğin

borsa grafiklerinde bir düşüş eğrisi

dipnotların kuytusunda

sönük birer noktacık

 

bir pencerede bürokrasi

kendi gölgesini seyrediyor

diğerinde kalkıyor trenler

vagonlarda unutulmuş şemsiyeler

 

(o şemsiyeler gibiydik biz de

ıslanmayı göze almış

ama yönünü seçemediğimiz rayların ucunda

yavaşça çürümeye bırakılmış)

 

saat 00.02 aşk

imzalanmamış sözleşmelerin mahcubiyetiyle

hep bekledi bir kenarda

şimdi ikimiz o odada hiç kimseyiz

tarihin bizi ittiği o kör noktayı bilerek

yanıldık satır aralarında

 

inandık düzmece vize dağıtan

güleryüzlü elçilere

yanlış teşhis koyan hekimlerin

kapısına dayandık

en çok da geç kaldık

talan edilen ahdar yaylalara

 

(hesaplayamadığımız

o eksik duygular

yarım kalan her cümle

ve fırından taze çıkan

sıcacık somunlar hatırına)

 

zihnimizi- bakışlarımızı

yorgun ruhumuzu

onar bizi mühendis

şifâla

 

III.

saat 00.00 anladım

herkesin ezbere bildiği

o soğuk peronda veda etmek

aslında teknik bir arızaymış

 

ufukta çeliği kutsayanlar

steril laboratuvar camların ardından

kalbimizi izliyordu

ve sustu her erdem

geriye atomun içli sızısı kaldı

 

bak- bir çocuk ağladı bugün

geçmedi raporlara

ama zemin yerinden oynadı

 

içinde merhametin hüküm sürdüğü

bir şehir göster bana

şefkatin yasalaştığı

kütüphanelerin anayasa olduğu

bir şehir- Hypatia hatrına!

 

çok yoruldum

demir parmaklık- mesai arkadaşım

yoruldum çok

 

(yoruldum ey konteyner

her sabah aynı formu imzalamaktan

kendi adımı unuttuğum o boşluktan

yaşadığımı hatırlatacak

bir kelime bulamamaktan)

 

zamanın gri nehri

akıyor ve duruyor

bana bir kelime fısılda

içinde vicdan dışında nizam olan

 

gümrüklerden geçerken

mülteci kamplarına yerleşirken

yaşadığımı hatırlatsın

kırlangıçların kanat sesleri

 

bir şehir bir şehir bir şehir

ya da tek bir şehir iki metre

işte klostrofobik formlar elimizde

o meçhul vagonu

ıslak

şemsiyesiz beklemektir

beyhudemiz

 

 

¹ Koz: Trump (trump card)