“Yerini yitirenin yola çıkması gerekir; yanına yola çıkarken yerini yitireni değil, kendini yitireni al. ”
Karşısındakine tokat atar gibi söylediği bu sözlerden sonra kırışık gözlerle uzaklara baktı. Sigarasını dudağının kenarına yerleştirmek üzere götürürken dudağının yerini şaşırır gibi bir an tökezledi fakat hemen toparladı.
Balkonda oturuşumuzun kaçıncı saatiydi, bilmiyordum. Babamın beni sevişleri kısaydı; ama uzun vakitlerde elini öpmüşlüğüm vardı.
Uzaklardan gözlerini çekip etrafa şöyle bir göz attı. Balkonun kenarına yuva yapmış kuşlara dalgın dalgın bakakaldı. Bakışı, sanki orada olmayan bir şeye tutunmak ister gibiydi. Peki, babamın gözleri yuvaya mı takılmıştı, yoksa yavruya?
Çocukken bir kuş yuvasına saldırmıştım. O an, çocuk aklımla, babamın beni kepçe kulaklarımdan tutup ıslak göğe kadar kaldırdığını sandım. Oysa onun ellerindeydim: hem güvende hem tehditkâr. Ne fark ederdi?
Anılar belleğimden balkondaki çiçeklerin üstünde duran çiy tanesi gibi kayarken, babam birden bana sertçe döndü:
— Pardon, siz kimdiniz?
Soru karşısında dilimin ucuna gelen, bana kendisinin verdiği adımı, zehir sayıp yuttum.
Ve o an, çocukluğumun yasını tutmayı istedim.