ANAHTAR
Sinekkuşu, boşlukta boy atan çiçeğe gidiyor. Sörf tahtamı balık gibi görüyor ıskarmoz.
Utangaç diken çalısını hatırla. Hayatı seyrettiği hangi zemini sürdürüyordu lapis tozlarından çözülen yol. Göç bittikçe başa sarıyor sanki duvar delinince gördüğümüz manzara, kendini geri istiyor unuttukça öptüğünü kaç mermiyi. Lir yakıldıkça anlıyorum retinamın dehlizindeki Allah’ı.
Alsancak Garı’nı bekleyen dizelerin ha bire tırpanlandığı itirazdan fışkıran unutmabeni çiçeklerini gösterdim sana. Bu önemli miydi. Saydam bir perde çekmek endişeye inen sarkaca başka bir çırpınış vermek önemli miydi birkaç günde çizilen sınırlarda.
Soruları zonklatan derinlerin gizli katili mahlastan mahlasa geçiyor. Tozun rengini açıklayamıyor, sinekkuşunun, çalının, çiçeğin, bayrakların. Islak bir köpek gibi silkiniyor dilimdeki kelepçe. Gözüme tıkılan yongalar ve kâlbime yığılmış kar silkiniyor. Lapa lapa düşüyorum kapkara bir sahneye.
Daha dün diri bir çınar
Bunca yıl Balıkçı’sız
Geçmezler vaktine devriliyor
Yenişehir’de değil, Konak Meydanı’nda
İçini değeri bilinmemiş bir sevgi kaplamış olabilir
Anahtar olan, kilitten kurtulacaktır
Haydi buna inandığını söyle
06.03. 2026