Kimse gelmesin diye yazmışsın. Ben kimse miyim Eren’im. Kimi istemediğini anladım da demedim hiç. İlk mektubunu okurken son mektubun olduğunu hemen anladım. Yazmayacaktın bir daha. Yazmadın da. Cümleleri kısa kesmişsin hep. Merhaban, selamın, vedan çoğul. Kızgınlığını, ama daha çok kırgınlığını gizlemeye çalışmışsın bu kalabalık sözlerin içine. Bulup çıkardım onları. Sarıp sarmaladım, sakinleştirdim o kırık anlamları. Bu kadar güzel miydi yazın senin? Yoksa özendin de mi yazdın? Harfleri yana eğişin, y’nin kuyruğunu uzatışın bile gözümün dolmasına sebep şu an. Küçükken utanıp diyemediklerini küçük kağıtlara yazıp annemin yastığının altına koyardın. Sormaya çekindiğin soruları da komodinin üstüne bırakırdın ki annem hemen fark edip okusun da işkence uzamasın. Ne güzel bir çocuktun sen Eren.
Aylardır bugünü bekliyoruz. Annemle ben. Babam bekledi mi bilmem ama ben evden çıkarken annemle bir zarf yolladı bana. Senin için. Mektup mu para mı bilemedim. Anneme izin çıkmadı ama. Böyle bir durumda hala babama boyun eğişini anlayamıyorum. Dua ve selamını emanet verdi bana dolu gözlerini saklamaya çalışarak.
Durağa yürürken olanları başa sarıp durdum. Merdivenlerin başına gelince irkildim, burayı sensiz inmek korkuttu beni ama seninle indiğimiz gün oldu olanlar zaten. Her şey daha farklı olabilirdi aslında ama olmuşa çare yok. Durak kalabalıktı yine. Hiç sakin görmedim burayı. Bu kadar insan nereye gidiyor her gün. Önümdeki kadın grubu pikniğe gidiyor belli, her birinin elinde göz hakkı olmasın diye üstü kapalı kaplar. Pikniğe de otobüsle gitmeyiverin ablam. Kaç kişisiniz, bir taksiye binseniz, aşağı yukarı aynı para. Ben de börek yaptım sana. Sen de pikniği arkadaşlarınla yaparsın artık. Hepinize yeter. Yandaki çocuk kursa gidiyor, o da belli. Sırtında çantası, elinde, telefon yerine bir kitap. Başkası da beni böyle inceleyip tahmin etmeye çalışıyor mudur nereye gittiğimi. Zor tahmin eder ya. Canını, biriciğini, kıymetlisini sarıp koklamaya, duygusuz bir bakışla yüksek sesle zamanı hatırlatarak insanı geren gardiyanların bekçiliğindeki açık görüşe gideceğimi kim bilecek. Filmlerde öyle gösteriyorlar ya gardiyanları. Yoksa onların da merhameti ne kadar kayıtsız kalabilir o kavuşma sahnelerine. Ana, baba, evlat değiller mi her biri. Yolunu bile bilmediğim hapishaneye koşa koşa gidiyorum şimdi. Geçen dinlediğim bir şarkıda diyordu havada kavuşmanın fısıltısı var diye. O fısıltıyla uçarak geliyorum sana bugün Eren’im. Başkası dese ne saçma, kavuşmanın fısıltısı mı olur derdim. Şimdi kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor. Seni görünce ne yapacağım ben? Yaşım gözümün düğümünde zaten, kapısı açılan baraj suyu gibi bendini aşmayı bekliyor. Gittiğin ilk gece öyle çok ağladım ki sonra gözümün pınarı kurudu sanki. Bugüne kadar.
O tokadı atmasaydın bu ömürlük yara hiç olmayacaktı belki de. Şimdi bant diye neyi yapıştıracağız üstüne bu yaranın? Kabuk tutacak elbet ama o kabuğu, her tuttuğunda soymadan kurutabilecek miyiz? Yıllardır bildiğimiz, duyduğumuz sahnenin canlı seyircisi olmasaydık keşke. Evlat için, annesinin dayak yediğini bilmekle görmek aynı şey değilmiş. Araya girmek, bağırmak, yapma demek, elini tutmak babamın. Bir evladın sabrının taştığında vereceği beklenen tepkiler. Ama yumrukla durdurmak. Asla tahmin edemeyeceğim ve haklı haksızın karıştığı, hak etti demeye dilimin dönmediği bir durum. İsyanım babamın yediği yumruk değil sadece, o yumrukla hayatımızın ortasına açılan gedik. Annemin bağırtısına koştuğunda tutamadım seni. Yanına vardığımda attığın yumruktan sonra boşta sallanan elini tutabildim ancak. Babam, yediği yumruktan değil de evladının attığı yumruktan afallamış suratı, büyümüş gözleriyle yüzünü ne yana çevireceğini bilemeden öylece duruyordu. Annem, tokadın izini kapatmak istercesine eli yanağında, ne yaptın oğlum sen, bakışıyla taş kesilmişti. Dayak yiyen annemin mağduriyeti, babama geçmişti bir anda. Afallamış aklımla donmuş haldeyken bir şeyler yapmalıyım diye düşünüp seni dışarı çıkardığımda asıl mağdurun sen olacağını bilemedim Eren’im. Bilseydim, babamdan yiyeceğin iadeyi yumruk ihtimalini engeller miydim?
Şimdi tüm bunları düşünmek boşuna. Sen içerden, kimin geldiğini merak ederek geliyorken, ben gözüm kapıda gelişini beklerken, bendini aşmaya hazır yaşlarla boğuşuyorum. Sanki aynı evde büyümemişiz, seni kucağımda uyutmamış, yemeğini yedirmemiş, bana anne dediğinde annem duymasın diye kıkırdayarak sus işareti yapmamışım gibi ilk kez karşılaşanların heyecanı var üzerimde. Ağlamayacağım diye içimden tekrar ediyorken kapıdaki duruşunu gördüğüm an, yanıma ulaşana kadar ağlamaktan yorgun düşüyorum. “Benim yüzümden” diye diye boğarcasına sarıldığımda sana, sen de ağlıyorsun. Sarılıp ağlaşırken gardiyanın buz gibi azarlayıcı sesiyle önümüzdeki sandalyeye çöküyoruz. Masanın aramıza girişine içim elvermiyor, kalkıp yanına oturuyorum. Ne çok özlemişim seni. Gözlerin kırgın bakıyor. İçerde çok ölçüp biçmiş, yaşananları teraziye koymuş bir bakış var gözlerinde. Bana mı kırgınsın Eren’im.
Seni korumak ve bir ailenin yaşamaması gereken o sahneden çıkabilmek için kolundan sürükleyip dışarı çıkardım seni ve nereye olduğunu bilmeden yürümeye başladık. Nefesimiz normale dönmeye başladığında merdivenlerden inmeye başlamıştık ki film kopmaya hazırlanıyordu. Biz inerken yürüyen bela takımı bize doğru çıkıyordu. Takım başı, yanındaki çoğunluğa güvenip bana laf atınca hazırlık bitti ve film koptu. Birkaç dakikalığına uyuttuğun hıncın tekrar şahlanınca yumruğun, karşındakinin yüzünde patladı ve geri dönülmez bir yoldan düşmeye başladık. Bıçağı kim çekti, o bıçak nasıl senin eline geçti, ayağımızın dibindeki kan gölünden anlayamadım. Sonrası bir akıl ve dil tutulması. Sonrası sen içerde hapis, biz dışarda çaresiz. Suçsuzu suçlamak, suçluyu aklamakla eş değer olamaz isyanının ateşindeyken seni arada cam olmadan görebilmek içime biraz su serpiyor şimdi her şeye rağmen. Daha birçok şeyi konuşamadan, babamın zarfını alelacele verip yine aynı soğuk sesli emre uyup ayrılıyorum senden.
Bu demir kapı bir gün açıldığında eski hayatını geri veremesem de sana, kırıldığın yerden sarıp sarmalayacağım seni. Önce annemi sonra beni korumak için attığın yumrukların bedelini ömrünle ödememen için ben de yumruğumu sıkacağım Eren’im. Annemin duaları da gardımız. Suçsuzluğun mahkemenin vicdanına emanet, sen de Allah’a.