Gidenler, Kalanlar ve Sardunyalar
Kitapla Randevu

Gidenler, Kalanlar ve Sardunyalar

Şahide Çömez

Şahide Çömez

Merhaba Kıymetli Karnaval Dergi Okuyucusu,

Bu haftaki randevumuz Başak Arslan’ın Sardunyalar Güneşe Bayılır, adlı öykü kitabıyla. 2025 Ocak ayında Sel Yayınları’ndan çıkan kitap, yazarın ilk kitabı olma özelliğini taşıyor. İçinde on dört öykünün yer aldığı Sardunyalar Güneşe Bayılır gösterişli cümlelerin arkasına saklanmayan, sade, duru ama duygusal yükü güçlü bir kitap. Arslan’ın öykü kahramanları klasik bir deyiş olacak belki ama gerçekten de günlük hayatımızda hemen her gün karşılaştığımız kişiler. Hatta belki sen, ben ya da o.

 

‘’Sardunyalar Güneşe Bayılır’’daki on dört öykünün tamamına yakınının kahramanı kadın. Bu açıdan da benim için oldukça ilgi çekici bir kitap olduğunu hemen söyleyeyim. İlk kitaplar genellikle yazarların hayatından derin izler taşır. Başak Arslan da kurgularını bildiği, alışık olduğu olaylar, durumlar ve duygular üzerinde yoğunlaştırmış. Bence iyi de yapmış. Çünkü kitabı bitirip kapattığımda tüm kahramanları gözümün önünde yan yana dizdim ve nerdeyse hepsinin benim hayatımdaki adları belliydi. Tanıdık gelen çok şey vardı yani. Dolayısıyla da bağ kurmam da çok kolay oldu.

 

Kitaptaki ilk öykü Olumlama Seansları, birinci tekil anlatımı sayesinde okuru doğrudan karakterin zihnine yaklaştıran samimi bir öykü. İlk bakışta gündelik bir hikâye gibi ilerliyor; kahvaltı hazırlayan kadın kahramanımız, yorgun bir ilişki, yan evin bahçesinden gelen çocuk sesleri… Fakat öykü derinleştikçe aslında günümüz insanının mutsuzlukla baş etme biçimini sorgulandığını fark ediyoruz. Arslan, bu öyküde modern hayatın sürekli ‘‘pozitif ol’’ baskısını çok doğal ama bir o kadar da sert bir şekilde eleştiriyor. Kadının sigarayla, dağınık mutfakla, eksik duygularla kurduğu ilişki aslında ruh halinin yansıması. Volkan’la arasındaki konuşmalar da sevgiden çok yorgunluk taşıyor. Turuncu saçlı çocuklar ise bence öykünün en güçlü metaforu. Onların neşesi, hareketliliği anlatıcının kaybettiği yaşama sevincinin temsili. Öykünün sonunda anlatıcının onlara katılıp zıplaması uzun zamandır bastırdığı duyguların dışarı çıkması olarak okunabilir.

 

İkinci öykü Kuguyruguk, çocuk kahramanımızın birinci tekil anlatımıyla başlıyor. Öykü aktıkça Meryem’in ve ondan üç yaş büyük Aysun’la Yeşim’in hayatlarına dahil oluyoruz. Mahalledeki Kuran kursuna giden bu kız çocuklarının ilişkileri, dertleri, aile sorunları çerçevesinde gelişen metinde yazar, yaşananları çocuk gözünden oldukça başarılı bir şekilde vermeyi başarmış.

 

Kitaba adını veren Sardunyalar Güneşe Bayılır’da ise Arslan, bir anne – kız ilişkisini merkeze almış. Öykü, bir annenin yeniden evlenmek için taşınma hazırlığı yapmasıyla açılıyor. Balkon demirlerinden indirilen saksılar, kutulara yerleştirilen eşyalar, boşalan odalar…. Sıradan gibi görünen bu manzara aslında bizleri, anlatıcının hayatındaki çözülmeye hazırlıyor. Çünkü taşınan yalnızca eşyalar değil, alışkanlıklar, çocukluk, aidiyet duygusu ve anneyle kurulan o kırılgan bağ da yerinden sökülüyor. Özellikle sardunyalar, öykü boyunca yalnızca bir çiçek olmaktan çıkıyor. Anneyle özdeşleşen, onun canlılığını ve hayata tutunma isteğini temsil eden bir simgeye dönüşüyor. Öyküde baştan sona hâkim olan kırgınlık ve iç sıkıntısı kimi okurlar için melankolik bir atmosfer yaratabilir. Özellikle anlatıcının yalnızlık hissi benzer biçimde tekrarlandığında tempo biraz yavaşlıyor. Yine de bu tekrarların karakterin zihnindeki çıkmazı hissettirmek için bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum.

 

‘‘Eve geç geldim, ışıklar kapalı. Kapıyı anahtarımla açtım. Holdeki ahşap askılıkta annemin montları, ceketleri yok, ayakkabılıkta sadece benim ayakkabılarım. Salonu gözden geçirdim; yeni tablolar, biblolar almalıyım. Evdeki eşyaların yerlerini değiştirmeli, duvarlarını boyatmalıyım belki de.’’ ( s.47 )

 

‘‘Başka Türlüsü Mümkün mü?’’ kısa ama duygusal yoğunluğu yüksek bir yüzleşme öyküsü. Metnin merkezinde Esra, Orhan ve onların arasına sıkışmış kırgınlıklar var. Yazar bize insanların birbirine gösteremediği sadakati ve sevgiyi evin köpeği Papyon üzerinden göstermiş. Orhan’ın ‘‘senden vazgeçtim ama köpekten vazgeçmem’’ tavrı Esra’yı en çok yaralayan şey oluyor çünkü insan bazen bir hayvanın bile gerisinde kaldığını hissetmekten korkuyor. Dışardan bakınca mesele bir ilişkinin bitişi gibi görünse de aslında öykü; sevgi, alışkanlık, gurur ve değersizlik hissi üzerine kurulmuş.

 

Bir de kitabın son öyküsü olan ‘Buzdolabının Üzerindeki Not’’ tan söz edip yazıyı öyle bitireyim ama her zaman olduğu gibi sizlerin de eklemek istedikleriniz olursa maillerinizi bekliyorum. Bu öykü, daha sakin akan fakat alt metni çok yoğun. Öykünün merkezinde Nilay var. Babasının yeni hayatına, Olga’ya ve değişen ev düzenine karşı içinde bastırdığı bir öfke taşıyor. Başak Arslan bize bunu açık açık kavgalarla değil, Nilay’ın bakışlarıyla, iç sesiyle ve bazı detaylar vererek hissettiriyor. Bence öykünün en başarılı yanı da bu. Büyük cümleler yerine küçük ayrıntılar her şeyi daha iyi anlamamızı sağlıyor. Son sahne çok güçlü çünkü Nilay’ın yazdığı küçük not aslında bütün ailenin özeti gibi. Neyse daha fazla detay vermeyeyim, okuma zevkini bozmama adına.

 

Özetle Sardunyalar Güneşe Bayılır, bağırmadan etkileyen bir kitap. Kitabı okurken şunu çok net anlıyoruz: İnsan hayatında en derin izleri çoğu zaman büyük olaylar değil, eksik kalan duygular bırakır. Öykülerin içinde ilerledikçe aile olmanın sadece aynı evde yaşamak olmadığını, sevginin emek verilmediğinde zamanla nasıl sessizliğe dönüştüğünü görüyoruz. Yazar, karakterlerin kırgınlıkları ve yalnızlıkları üzerinden aslında hepimize tanıdık gelen bir gerçeği hatırlatıyor: İnsan anlaşılmadığı yerde yavaş yavaş içine kapanır. Bu yüzden bu kitap, yalnızca bir öykü kitabı değil, aynı zamanda okuyucuyu ilişkiler üzerinde düşünmeye iten bir yüzleşme gibi hissettiriyor. Bazı satırları okurken söylediği sözleri, sustuğu anları, geç kaldığı sevgileri düşünüyor insan. Satır aralarında ilerledikçe yazarın kulağımıza fısıldadığı bir insanın içini en çok yokluk değil, özen gösterilmeyen ilişkiler üşütür, cümlesinin anlamını daha iyi hissediyoruz. Kitap bittiğinde akılda sarsıcı, büyük olaylar değil; bir balkon, bir çiçek, yarım kalan bir konuşma ve biraz hüzün kalıyor.

 

*Bu inceleme Sardunyalar Güneşe Bayılır 72. Sait Faik Hikâye Armağanı’nı almadan önce yazılmıştır. Kitabın yazarı Başak Arslan’ı aldığı bu anlamlı ödülden dolayı tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.