İç Anadolu, Coğrafya ve Edebiyatım
Güncel

İç Anadolu, Coğrafya ve Edebiyatım

Gürsel Korat

Gürsel Korat

Editörün Notu:

 

Gürsel Korat’ın “İç Anadolu, Coğrafya ve Edebiyatım” başlıklı bu metni; dili yalnızca bir iletişim aracı olarak değil, tarihin, coğrafyanın ve hafızanın taşıyıcısı olarak ele alıyor. Yazar, Anadolu’nun çok katmanlı kültürel yapısını; Karamanlıca’dan Bektaşi nefeslerine, Ortaçağ Latincesinden halk söyleyişlerine uzanan geniş bir dil arkeolojisi içinde yeniden düşünmeye çağırıyor.

Slayt 1

İç Anadolu, Coğrafya ve Edebiyatım

 

Slayt 2

İç Anadolu’nun tarihiyle gözden geçirilmesi, bir pastanın dikey olarak kesilmesine benzer: Bir dili dikey olarak keserseniz orada bütün tarihi katmanları görürsünüz.

 

Dil tarihsel olarak değişikliklere uğrar ama mekanlar kalır. Ülkemize şöyle bir bakmamız bile yeter:

 

Slayt 3

Çevremiz kale kentlerle (akropolis) doludur, kümbetlerimiz mosole ile Ermeni mimarisinin bilemişinden türemiştir, tarihteki pek çok efsanenin geçtiği yer burasıdır, Troya, İda Dağları, İason, Halys, Meandros, Likya, Karya, Hitit, Selçuklu ve Osmanlı buradadır. Onlar şimdi yoklar ama onların yaşam biçiminden süzülenler içimizdedir.

 

Toplumların ruhu, tarihsel birikiminden gelir. Edebiyat ise o ruhun göründüğü alan.

 

Slayt 4

Edebiyat bir dilin merkezi çekimindeki ölçünlü dille yapılır. Türkçede bu İstanbul dilidir.

 

Slayt 5

Benim tezim şudur: Bir dilde değişik lehçeler (dialect) varsa, onun arkasında başka bir dil vardır.

 

Bunu en iyi anlayacağımız bir coğrafyanın üstündeyiz. Bizden önce burada değişik halklar yaşamış, ölü diller ve hikayeler üzerindeyiz.

 

Slayt 6

Dilin üstündeki tozları silkelemek ve bir dil arkeolojisi yapmak sözlerini 1995’te kullandığım zaman, bunu Anadolu’ya bakarak söyledim. Yaptığım işin dili zamanın özelliklerini anlamak için yapıldığını o zamandan beri düşünüyorum.

 

O yüzden pastayı dikey olarak kesmekten söz ediyorum.

 

Slayt 7

1995’te basılan ilk romanımda (Zaman Yeli) yaptım: İnsanı somut olarak görebilmenin en iyi yolunun onu dil yapısı içinde göstermek olduğunu düşünmekteydim.

Dil bir insanın anne kucağından başlayarak biriktirdiğidir. Dil, soyut sosyal varlığımızdır.

 

Slayt 8

“Anlamazıdım dili. Bilmezidim yolu. Sığırcıklarıñ dili olmalı bu dem ayıtdığım dilinen geldi bülbül sesli bir avrat, duttu beni kolumdan obasına kattı. Üryan Babayım diyin niyaz itdiler, her yerimi yudular biyaz itdiler. Tavık gıtları, köpek havları, deve tınlarıynan gezdim. Çadırlarda yaşıyardım koyun sütü sağışladım, yakığlar tütdürdüm, gavallar düttürdüm. Var varıdık, sür sürüdük, Şıh Barak ocağına geldik. Orada derdimi divana serdim, dervişiñ birine sırrımı virdim. Ben bir İsa kuluyum didim derviş ağladı, Ya sen ne kulusuñ didim, ben de ağladım…”
(Zaman Yeli 1995)

 

Slayt 9

Edebiyatta kişiyi anlatabilmenin bir yolu olarak onun sözlerini ölçünlü dilin dışına çıkarttım: Nazal n (ñ) ile konuştu, ô veya ê seslerini yazıya aldım. Böylece daha önce hiçbir yerde rastlanmamış bir dil kurdum.

 

Slayt 10

Güvercine Ağıt’ta daha da ileri gittiğim doğrudur.

 

Anadolu’nun dinsel yapısının sünni emevilik değil, İran kaynaklı islam olduğunu şaşarak öğrendim.

Türkistan kaynaklı Şamanlık ve Suriye Hıristiyanlığındaki monofizitlik olduğunu sezdim. İş böyle olunca ortaya bambaşka bir tarikat deyişi çıktı:

 

Slayt 11

Ölüyüm men yaşariken
Göğe giderim düşeriken
Cismimi suda yurlar
Meni toprağa korlar
Nefsim gider uçmağa
Cismim yire geçmeğe
Soluğum alaf menim
Çamurdurur bol tenim
Alaf ânı ergitir
Hevâ ânı berkitir
Âlem doğdu nefesten

 

Slayt 12

Nefes çıktı kafesten
Issı göze gorünmez
Yaksa izi silinmez
Bunda bir mânâ saklı
Bilinir de bulunmaz
Bir çızık çeksen suya
Görünür de alınmaz
Ölmüşler nicoldı dirseñ
Yiten çızık görünmez
Bol hikâyetiñ sonu yoğ
Çün kim sonu bilinmez.

 

Slayt 13

Hiçbir romanımda alıntı yoktur. Çünkü roman alıntı yapılarak yazılmaz. Bunu övünerek söylediğimi sanıyorlar. Ortaçağ şiirini yazmanın nesiyle övneceğim? O dünyaya benzer bir dili yarattığımı düşünmek zeki insanlara yaraşır bir çıkarım değil mi? Ben Troya Destanı’nı halk dilinde yazmanın esprisi içindeyim, şiirinin peşinde değilim:

 

Slayt 14

Kör Omar diyin bir âşık varıdı ezel ezelden
Ânıñ sözünü duyanda kulağıñ yanarıdı
Men size ayıtıram hepisi onuñ sözüdür
Kör Omar’ıñ destanı âlemleriñ gozüdür
Ulumboz’dan ötede Dardanilinde
İlyadiye şeheri varidi tekfuru İlyas
Ânesi Ülker yıldızıydi Toros Şahıdı atası
Hızır İlyas doğuban geyükler dile gelüptür:
İşte doğdu atası dağ, anası alaz
Dişleri inci gözleri yağmur aklu fırtına
Boyu selvidür, cırnağı şahin, kulağu pisik
Karundaşları bizik torunları Baraklu

(Güvercine Ağıt, 1999)

Slayt 16

Üç kişinin adı Arap harfleriyle yazılı: Yohan, Zaharia, Todori

Slayt 17

Gelverli stefanos oğlu İstiliyos geldi. Sene 1207 (1793)

Benim edebiyatımda bölgedeki Hıristiyan duvar resimlerinin ve graffitilerin büyük etkisi vardır. Ben böylece bizden önce burada yaşayanların dilini fark etmeye başladım:

 

Şu duvar resminde Peristrama Emiri Vasil Yakovos var. Bu emirler sarıklı. Demek ki bu bir resmi giysi. Hırisiyan olsa da böyle giyinenler vardı dünyamızda. İşte bu çok sarsıcıydı. Bu Hıristiyanlar kendi yazılarını Türkçe konuşarak Yunan harfleriyle yazdılar. Çühkü ortaçağda yazı dinseldi. Fakat bütünüyle değil, çünkü Süryani Hıristiyanlar Arap harflerini kullandı, Giritli Müslümanlar Yunan harflerini kullandı. Demek ki bu konuşulan dili esas alan bir yönelimdi bir yandan da.

 

Ihlara Vadisindeki bu resim üstündeki graffitiler de çok önemli su yüzden. Bakalım ayrıntıya:

Slayt 18

Benim esin kaynaklarımdan biri de işte buradadır. Selçukluların Hıristiyan beyleri bu kisveyle dolaşıyor ve onlara emir deniyordu. Resmini gördüğünüz kişi Kırkdamaltı Kilisesi’ndedir, Emir Vasil Yakovos’tur. Bu bölgede zaten çok sayıda Hıristiyan vardı ve zaman içinde Yunanca’yı ya da başka dilleri unutup Türkçe konuşur olmuşlardı.

 

Bunlara Karaman Beyliği’nde yaşadıkları için Karamanlılar denilir.

Karamanlıca Yunan harfleriyle yazılan Türkçedir.

Edebiyatımın esin kaynaklarından biri de budur.

 

Başka bir kaynak Latin yazısıdır. Ortaçağdaki tüccarların Latin,İspanyol ve İngiliz olduğunu düşünürsekve bunların Anadolu’daki dilleri, Farsçayı ve diğer dilleri bildiklerini aklımızda tutarsak önemli bir yol alırız. Ortaçağda tüccarlar çok dilliydi, bir yerde uzun sürelerle yaşar sonra hareket ederlerdi. Bu yüzden Anadolu’da dervişleri çok iyi anıyor bir Mazzone hayal ettim. Bu adamın yolculuğunda bizim dervişlerden öğrendiği şeyler yüzünden malını mülkünü bağışladığı ve İtalya’da bir manastıra kapandığını yazdım. nun belli bir yaşta itirafnamesini yazdırdığı ve Ortaçağda Latin alfabesiyle Türkçe yazabilmenin (bugünkü gibi değil, başka transkripsiyon içinde) imkanlarını denediğini görürüz.

 

Slayt 19

Bir papaz tarafından da söylediği Türkçe kayıt edilir. Dikkat edilirse bu yazı 14. yüzyılda Türkçe bilen ama Latin harfleriyle yazan birinin ifadesinden başka bir şey değildir:

 

Slayt 20

“Pharmali Mazzone affendi Karindash Ambrogionun eonoundé gounakhlarin aidurour. Tevarih shoudur keim, sénei khicriyé eilé zikr aulundukhta yeidi youz yeighirmi eiki shévvaline eisabet geloeur. Bou keitap zémani khabar eidén dérvishleri khabar eidér. Cheunkim ol dérvishler caléndarei déyou aidulur va aanléré zémani aidan manaasinda calénderaan deirlér. CALENDERIA tudjarlarin Cappadocia nam eilé zeikr aolounan yiré virdeugheu nomostour ve mézkour yeirdéh caléndér taifési chokdur. Caléndérlere leo manaasinda “Khaydaar” dirlér.” (Kalenderiye 2007)

 

Slayt 21

Yazı coğrafyaya dokundukça Kalenderiye’nin üçüncü bölümünü tamamen o çağın, ortalamasını alarak bir dil kurdum. Bu dil çok eğlenceli ve şaşırtıcı oldu:

 

Slayt 22

Çehre değiştirmekte eşi yok bir herüf olan Yosif, lisanı başka lisana döndürmede de yaman idi. Ceprayil’in gelip de Meryem Anamızı selamladığı Keharitomene Marya deyu ayıtılan bir doayı Rômi lisana dönderdiğinde ağlayarak ânı kucağına saran Kozmas, “İncil’i gôgüñ altında nencağız lisan varısa ol kadar lisandan diğnemek isteridim ya, Türkî lisanından bol kadarını duyacağımı bilemezidim,” didi. Doanıñ kilisada çıñnayışını diğnemek iyçün hayran hayran ses virdi, “Cisimsiz Gavriyıl,” deyub sesi diğnedi, “Sırlanmış buyruğu Yosif’iñ hanesinde bâkire kıza muştuladı,” dirkene gozyaşlarını sildi, “Ne guzel, ne guzel,” deyu fısıldadı, soğna İsa’yı gorüyorumuş gibi kâğıda baktı, “Eñmede gôğleri eğen Allah, tebdil olmaksız rahmiñe sığışır, ânı ki rahmiñde kul kisvesiynen gorüp saña avaz iderim. Sevin ey güvêysiz gelin.”

(Kalenderiye 2007)

 

Slayt 23

Yusuf Pîr “Gidek!” didi ve atın üstüne sıçıradı. Sertahririñ at binmesine yardım itdim.
Pîr’imiñ atı orta boyluyudu, “lıkkadak lıkkadak” koşuyor, sertahririñ eşkin atı da üstünde taşıdığı azametli kelleniñ kadrini bilir gimi “şangılıtıstıs” iderek bek dâğişik bir yörüyüşünen gidiyorudu.

Sertahrir ara ara durup bir şiyler söylemek ister gimi oluyor, soğra susub gine içine dönüyorudu. Baña öyle geldi ki lafını ağzında gever, bişiriridi. Soñunda “Gaç yaşındasıñ sen Yusuf?” deyin ayıtdı.

“Gırk. Bir de üçü var.”

Bahri nam herifüñ gozleri pötür pötür böyüdü, nal gibi oldu, “Ben seni altmış var sanırıdım” didi.

“Kutlu yaş” didi Pîr’im. Biraz getdikten soğna o da sordu: “Ya sen kaç yaşındasıñ Efendi?”

“Elli iki.”

Şinci de Pîr’im pört pört olmuşudu “Vay imanı bozuk” diyin ışıladı, “Niyitdiñ, bu yaşa gadar buzuñ altında mı yatdıñ, bek terü tazesiñ bre!”
Pîr’imiñ didiği gadar varıdı, Bahri Paşa, Pîr’iñ yanında bir delâğanlı gimi duruyorudu.
(Kalenderiye 2007)

 

Slayt 24

18. yüzyıl Türkçesi üzerine düşündüm. Bektaşi nefeslerinin yapısını inceledim ve Hıristiyanların dua kitaplarıyla, Müslümanlığın din terennümünü karşılaştırdım.

 

Şu deyiş böyle bir şeyin ürünüdür:

 

Slayt 25

Dağlardurur dağdan uca, ucaların beli menem
Menim pirim ol Saruca ol nefestir yeli menem

Gâh suretim cismi haktır, gâh Şiraz’ın gülü menem
Gâh gün ortası gâhi gice, yıldızların falı menem

Kalenderiye 2007

 

Slayt 26

Bunları okuyunca romanda bilimsel bir iş yapıldığı mı sorulabilir.

Roman felsefe kürsüsü değildir, siyasi bildiri okumaz, bilimin yerine geçmez, dinsel nutuklar patlatmaz, fakat bunların hepsi bir romanda yer alabilir.

İşte şu metin benim için çok eğiticidir:

 

Slayt 27

(…)
“Şu dağınan şu kayalar eski insanlarıñ zamanında da yok muydu? Zaman eğer ki ezelden ahire sıraya girmiş gunneriñ akıp getmesiyise, elyazması, kayalar ve dağ da ol zemana ait değil miydi, ânler niyçün getmedi? Bundan şol fikre varırım ki, zaman ezelden ahire akmıyor; bir yir var ve ol yirde bazı şiyler var oluyor, bazı şiyler yok oluyor. Ben babamınan aynı zamandan olmayabilirim, amma aynı yirdenim. Ol sebebden ezel ve ahir sıraya girmiş sanmam yağnış, zaman hakıykatde aynı yirde döngel idüb duruyor. Bebe, babas, dede hep tekrar idiyor. Kafamda çok dönderdim durdum a nihayet ağnadım ki, mehdi zuhur itdiğinde ânı ezelden gelmiş gimi değil şimdi, bildiğimiz şimdi yaşıyan biridir deyu bilirik; bu da zemanıñ hep şimdi olduğunun beyanıdır.”
(Kalenderiye 2007)

 

Slayt 28

“Bir para düşün, yere düşmüş, döne döne gidiyor Hakkı. Devrilecek ama önce titreşiyor, zıv zıv zıv ses çıkarıyor ve tam kapaklanmadan önce titreşimi artıyor. Aniden duruyor ve tuğralı yüzünde bir ışık parıldıyor. O parlayan şeyi eline aldığında parlamaz oluyor. “Biraz önce parlıyordu,” diyorsun. Bunları biraz önce parayı yere atarak yaşadığını söylüyorsun; oysa para şimdi elinde. Olan biten yalnızca aklında yinelenip durduğuna göre düşün: Bu, geçmişi eline almak değilse, nedir? Geçmişte kalan gerçektir ama ortada yoktur Hakkı! Geçmiş belirsizdir ve sen onu belirsizken gördün.”
Dönüyor Zaman 2024

 

Slayt 29

Roman bilimsel bir araştırma yahut tarih de değildir. Fakat bir bilimsel araştırmanın ışığını yakacak kadar derin tarihsel izlenimlerden beslenebilir.
Şuna bir bakalım:

Maşallah. Yarabbi bu hane senindir. Bu hanedekileri esirge. Amin. Stavri oğlu Hacı Aspar  (Derinkuyu)

 

Diğer foto Özlüce’den:

Aziz Vasiliostan bahşiştir. Zilelilere ne mutlu. Gelip de goren gezennere rahmet. Kalfasına, yapturanlere ırahmet olsun ejdatlerine. 1849 Portatu Ayiu Vasiliu.

 

Bir de benim kitaplarıma alacak kadar hayran olduğum bir mezar taşının fotosu var. Bu mezar taşı Ankara Roma Hamamı Açık Hava müzesi’ndedir.  Bu mezar taşı Hacıbendegillerin Pavli adına kazınmıştır. Üzerinde Haydari Baltası vardır va yazı “Ya dost bana ziyarete mi geldin?” biçimindedir.

 

Bu, Hıristiyanların bile Bektaşi meşrepli olabildiği ülkemiz için çok önemli bir dil kazısı niteliğindedir.

 

(Süreyya hanım bu üçü yeterli. Lütfen bu fotolarla yetinelim. Diğerlerini basmayalım. Ricamdır)

 

Slayt 33

Gördüğüm kadarıyla Karamanlıca yazı şehirden şehire değiştiği gibi, söz yapısı da yerel dille konuşan Hıristiyanları ele veriyordu.

Slayt 38

Mihayıl, Fâzıl’a hanın giriş kapısı üstünde duran yazıtı gösteriyordu. Mihayıl’ın söylediğine göre yazıt Rûmî harflerle Türk lisanında yazılmıştı:

1999, Güvercine Ağıt, Fazıl’la Mihayıl’ın yolculuğu.

Slayt 39

Daha sonra Unutkan Ayna’da burada yaşayanların genelde  Turkofon olduğunu anlatmak için kitabeler koydum.

Slayt 40

Sahibil Hayır Hak Nevşehir Bakkallarının zikri ebedi olsun 1873 April 12

“Yarab, bu hane senindir. Bu hanedekileri esirge. Amin. 1894 Agop Taşçıyan”

Slayt 41

Ενμεδε γκεολερι εγκεν Αλλαχ, γκεογυν σατζακλαρινδαν γειρε ινιμπ μπακιρεγε μπακαρ, ραχμινε σιγιτσαν ινσανι γεορουρ πε σελαμ ιγλερ. Εγ τζυμνετεν μισμιλ κιζ, Αλλαχ σενι ιγιλεριν ιγισι γαπδι. Αλλαχ σενιγγ ραημιγνδεδιρ, οραδα κυλ κισπεσιγνεν δυρυρ. Βυνυ τεετζουμπλε αouαζ ιγλεριμ. Σeouιν εγ γκουβεασιζ γελιν. Σεπιν εγ τοχυμσυζ τοπρακ, διμι γοεζυεκμιγεν δερινλικ! Σεπιν εγ μαναγι σακλαγαν δεστι, μπετδοανιγγ τζουζυελμεσι. Σελαμ ιγλεριμ Αλλαχιν ανασινα. Σελαμ ολσυν δονυκμαγαν γιλδιζα, σιρλι γουνουγγ τσχαπκινα, γανμαζ μποεγουρτλεν τζαλισινα.

(Dönüyor Zaman 2024. Romanda açıklaması vardır)

Slayt 42

Benim yazdığım hiçbir romanda büyük insanlar, kılıçtan geçiren muktedirler, büyük büyük konuşan ve baştan sempatiyle baktığımız kanaat önderleri olmadı. Herkes zayıflığı ve üstünlüğüyle insandır. Hiç kimseyi övmem, yermem de.

Romanlarımda hiçbir tarihsel özneden tarafta olmam ya da ona karşı durmam. Çünkü romanın görevi yargılamak değil anlamaktır.