Adı: Kadın – Kelimelerle Kurulan Bir Kız Kardeşlik Köprüsü
Söyleşi

Adı: Kadın – Kelimelerle Kurulan Bir Kız Kardeşlik Köprüsü

Şahide Çömez

Şahide Çömez

2023’te bir hayal olarak doğan Adı: Kadın bugün farklı kuşaklardan, şehirlerden ve yaşam deneyimlerinden kadınların hikâyelerini buluşturan; görünmeyeni görünür kılmayı, susturulmuş olanı dile getirmeyi amaçlayan güçlü bir platforma dönüşmüş durumda. Platformun kurucu ekibi Yasemin Seven Erangin, Ülkü Yağmur ve Aliye Düzgün Çadırcı’dan oluşuyor. Erangin’in yön veren vizyonu, Yağmur’un metinlere gösterdiği titizliği ve Çadırcı’nın sezgisel gücüyle şekillenen bu yapı, yalnızca bir edebiyat alanı değil aynı zamanda kadınların sesini duyurmayı, öykülerini sahiplenmeyi ve dayanışmayı büyütmeyi hedefleyen bir manifesto niteliği taşıyor. Yüzlerce öykü arasından yapılan özenli değerlendirme süreci, bu yaklaşımın ne denli ciddiyetle benimsendiğini gösterirken; platformun asıl derdinin bir yayın üretmekten çok kalıcı bir hafıza inşa etmek olduğu açıkça hissediliyor. Editör Özlem Pekcan’ın metinleri nabzını tutan incelikli emeğiyle derinleşen bu yolculuk, bugünden bakıldığında bile geleceğe seslenen bir direnç ve ilham alanı kuruyor; Adı: Kadın yalnızca bir platform değil, Türkiye’nin kadın hafızasına dönüşen bir anlatı zemini haline geliyor. Projenin yaratıcısı kadınlarla buluşup sözü onlara bıraktık.

 

Adı: Kadın sizin için bir platform olmanın ötesinde neyi temsil ediyor, bu yapının kişisel yolculuklarınızla kesiştiği en kritik an neydi?

 

Y.S: Adı: Kadın benim için yalnızca bir platform değil; kadınların birbirine omuz verdiği, sözünü geri aldığı ve kendi hikâyesini sahiplenme cesareti bulduğu bir alan. Çünkü biz çok uzun süre başkalarının yazdığı hikâyelerin içinde yaşadık. En kritik kesişim anı ise şuydu: “Artık beklemeyeceğiz” dediğimiz an. Kimsenin bize alan açmasını beklemeden, kendi alanımızı kurmaya karar verdiğimiz an. Bu aynı zamanda kişisel bir kırılmaydı; sessiz kalmanın konforunu değil, söz almanın sorumluluğunu seçtiğimiz bir eşik.

 

Ü. Y: “Adı: Kadın” benim için bir platform olmanın çok ötesinde; susmaya, susturulmaya ve yok sayılmaya karşı edebiyatla örülmüş bir direniş ve kadınların ortak hafıza alanıdır. Bu nedenle kendimizi tanımlarken, hak temelli bir edebiyat projesi diyoruz. Biz düzenlediğimiz öykü yarışmasında sadece öykü toplamıyoruz, kadınların yüzyıllardır görünmez kılınan tarihlerine kelimelerle şerh düşüyoruz. Bu yapının kişisel yolculuğumla kesiştiği en kritik nokta ise bir yazar olarak kelimelerin gücüne olan inancımla, bir kadın olarak ‘duyulma’ ihtiyacımın çakıştığı özel anlardı. Kendi yazarlık serüvenimde kağıda döktüğüm yalnızlıkların, acıların veya umutların aslında sadece bana ait olmadığını, binlerce kadının ortak hikayesi olduğunu fark ettiğim o anlar benim için çok kıymetli. Adı:Kadın Öykü Yarışması’na öykü gönderen kadınlardan biri şöyle bir not düşmüştü:”En büyük korkum kelimelerim görülmeden ölmek.” Onun ve yüzlerce kadının kelimelerini görüp, okurla buluşturmanın yarattığı hissiyatı tarif etmek çok mümkün değil. Ancak, kendi sesimi ararken, devasa bir ‘kız kardeşlik’ korosunun parçası olduğunu anladım.

 

A.Ç: Adı Kadın hepimiz için farklı anlamlar bulduğumuz bir alan olabilir fakat benim için en değerli nokta; dayanışma, birarada olmanın getirdiği haz ve ortak dertlerin görünür, duyulur olmasını sağlamanın özgürlüğü. Konuşarak ya da yazarak, kelimeler yoluyla tüm bunları yapabileceğimizi görmek benim için çok değerli.

Farklı kuşaklardan ve deneyimlerden kadınların seslerini bir araya getirirken sizi en çok zorlayan şey ne oldu ve bu zorluğu aşarken her birinizi ayakta tutan ortak motivasyon neydi?

 

Y.S: En zorlayıcı olan şey aslında çeşitlilik değil, bu çeşitliliğin görünmez kılınmış olmasıydı. Kadınların hikâyeleri vardı ama çoğu ya bastırılmıştı ya da değersizleştirilmişti. Bizim mücadelemiz, bu seslerin “duyulabilir” olduğuna herkesi yeniden ikna etmekti. Bizi ayakta tutan motivasyon ise çok net: Dayanışma. Çünkü biz biliyoruz ki bir kadının hikâyesi, diğerinin yalnızlığını iyileştirir. Ve biz yalnız olmadığımızı hatırladıkça güçleniyoruz. Adı: Kadın tam olarak bu yüzden var; birbirimizi çoğaltmak için.

 

Ü. Y: Farklı deneyimleri bir araya getirirken en çok dikkat ettiğimiz konu hiçbir ayrım yapmaksızın tüm kadınları kucaklayan bir duruş sergilemekti. Bu nedenle hem yurt içinden hem de yurt dışından öykü gönderen kadınların profillerine baktığımızda çeşitliliği gördük. Haliyle amacımıza ulaşmanın mutluluğunu yaşadık. Aynı zamanda, acılar ya da deneyimler arasında bir hiyerarşi oluşmasını engellemek bir başka amacımızdı, zira hiyerarşiye karşıyız. Adı Kadın Platformu’nda da aynı bakış açısıyla, kız kardeşlikten aldığımız güçle ortaklaşa yapıyoruz tüm işleri. Bu nedenle, ağır travmalar atlatmış bir kadının hikayesiyle, günlük hayatta farklı boyutlarda tacize maruz kalan genç bir üniversite öğrencisinin hikayesinin aynı saygıyı ve alanı bulması gerekiyordu. Bu dengeyi kurmak, büyük bir empati ve hassasiyet istiyordu. Fark ettik ki yara aynı yara, sadece üzerindeki kabuklar farklı. Kuşaklar, mekanlar, diller değişse de kadınların hissettiği yalnızlık, var olma çabası ve anlaşılma arzusu hiç değişmiyor. Üst üste travmatik öyküler okumak mental olarak bizleri çok zorlasa da bu farklı dillerin birleştiğinde zamanın ötesinde devasa bir kadınlık manifestosuna dönüştüğünü görmek sevindiriciydi. Bu nedenle bizi bu süreçte ayakta tutan motivasyon ise, ‘zamansız ve sınıfsız bir kız kardeşlik köprüsü’ inşa etme idealimizdi.

 

A.Ç: Farlı kuşaklar ve deneyimlerin olması aslında zorlayan olmaktan öte kolaylaştırıcı bir rol üstleniyor bizler için diye düşünüyorum.. Birinin sesi diğerinde yankılanıyor ve ortak bir hikayeye dönüşüyor. Birbirini güçlendiren dayanışma zemininde ortak bir hikaye. Asıl zor olan her biri caseret isteyen tüm bu hikayelerden bazılarının belki de bu zamana kadar ilk defa dile getirildiğini düşünmek, bastırıldığını yok sayıldığını bilmekti. Bu açıdan Adı Kadın’ı dayanışmayla büyütmek bizim için çok kıymetli. Ortak mativasyonumuz her daim dayanışma.

 

Kadınların hikâyelerini görünür kılarken sizce en büyük kırılması gereken kalıp ne ve Adı: Kadın bu kalıpla nasıl mücadele ediyor?

 

Y.S : En büyük kalıp, kadın hikâyelerinin “küçük”, “özel alanla sınırlı” ya da “ikincil” olduğu fikri. Oysa biz biliyoruz ki bir kadının gündelik hayatı dediğimiz şey, politiktir, tarihseldir ve dönüştürücüdür. Adı: Kadın tam da bu yüzden var; o küçümsenen alanları merkeze taşımak için. Biz anlatılanı değil, anlatılmayanı büyütüyoruz. Çünkü mesele yalnızca hikâye anlatmak değil; hangi hikâyenin değerli olduğuna dair o eski, eril ölçüyü kırmak.

 

Ü.Y: Süreç içinde bazı kalıpları kırabildiğimizi bazılarını henüz kıramadığımızı fark ettik. Bence kırılması gereken en büyük ve en tehlikeli kalıp, ‘kurban ve mağdur kadın’ anlatısıdır. Bu kalıbı belli ölçüde kırdık. Zira, Adı:Kadın Öykü Yarışması iki kez düzenlendi. İlkinde daha çok mağdur ve kurban kadın hikayeleri varken ikinci yarışmada güçlü ve kurban olmayı reddeden kadın kahramanların varlığını gördük. Biz kadınlara ‘Bize sadece acılarınızı değil, o acıyla nasıl başa çıktığınızı, nasıl direndiğinizi, nasıl küllerinizden doğduğunuzu yazın’ diyoruz.

 

Henüz kırılamadığını fark ettiğimiz alan ise oto-sansür. Biliyorsunuz, toplumda kadının sürekli ‘makbul, kusursuz, fedakar ve uyumlu’ olması gerektiği dayatması var. Bu dayatma kadınların zihnine o kadar yerleşmiş ki, yazarken bile oto-sansür uyguluyor, kendi karanlıklarından, öfkelerinden, hatalarından veya arzularından bahsetmekten çekiniyorlar. Adı: Kadın Platformu olarak şu mesajı veriyoruz: “Burada iyi kadın, mükemmel anne ya da itaatkar evlat olmak zorunda değilsiniz. Öfkenizi, isyanınızı, kusurlarınızı ve o çok insani olan çelişkilerinizi yazabilirsiniz.” Biz, kadınların sadece aydınlık ve uysal yüzünü değil; gerçek, sahici ve zaman zaman dünyayı yakmak isteyen o güçlü, asi yüzünü görünür kılmayı istiyoruz.

 

A.Ç: Kadın hikayelerinin ‘değersiz’ ve ‘sıradanlaşmış’ olduğu fikri sanırım kırmamız gereken en önemli nokta. Oysa her bir hikaye koca bir dünya. Burada kadını durmadan bir madur olarak yansıtan o eril dil de kırılması gereken bir kalıp. Madur edebiyatına dönüşen kadının hikayesi gerçekliğini yitirerek sadece kurban olarak görülmesini sağlıyor. Oysa kadın tüm o kendine dayatılanların içinden ses veren, karşı duran, eyleyen, var olan, kendini tekrar tekrar dirilten güçlü bir canlı.

 

Bu platformun geleceğine baktığınızda, nasıl bir etki yaratmasını hayal ediyorsunuz?

 

Y.S: Ben Adı: Kadın’ın yalnızca bugünün değil, geleceğin de hafızası olmasını istiyorum. Yıllar sonra bir kadın dönüp baktığında “Ben yalnız değildim” diyebilsin. Bu çok büyük bir şey. Çünkü yalnızlık hissi, kadınları en çok susturan yer. Biz o sessizliği dağıtmak istiyoruz. Hayalim şu: Bu platformun bir arşiv değil, yaşayan bir direniş alanı olması. Kadınların birbirine değdiği, birbirini çoğalttığı ve birlikte dönüştürdüğü bir alan. Çünkü biz değişimin tek başına değil, birlikte mümkün olduğuna inanıyoruz.

 

Ü. Y: Adı Kadın Platformu’nun Türkiye’nin “kadın hafızası arşivi” olarak anılmasını hayal ediyorum. Yıllar, hatta on yıllar sonra birileri dönüp “21. yüzyılda bu coğrafyadaki kadınlar ne yaşadı, neye isyan etti, neye umut bağladı?” diye sorduğunda, resmi tarihin soğuk sayfalarına değil, bizim kadınlarımızın yazdığı, Adı:Kadın Öykü Seçkilerinde yer alan öykülere baksınlar istiyorum.

 

A.Ç: Öykü seçkisi projesinde hikayeleri okurken kendimi şöyle düşünürken bulurdum; tüm bu hikayesini okuduğum kızkardeşlerimle masmavi bir gökyüzünün altında bir çimenlikte oturmuş birbirimizin yaralarıyla, sevinçleriyle, başarıları övünçleriyle, gözyaşları kahkahalarıyla bir olup çoğalıyoruz. Bu beni hep güçlü hissettirdi. Dilerim gücünü kadından alan bu platform da yanlız olmadığını, bir arada güçlü olduğumuzu her kadına hissettirir.

 

Verdiğiniz samimi cevaplar için her birinize Karnaval Dergi adına ayrı ayrı teşekkür ederim.