SON’A SONE
Zamanın en işlek caddesiydi
Ruhumun ergenleştiği, ruhunun kapandığı
Uzun süren bir kısa zamanda
Sözsüz ve sessizce yeniden buluştuk
Gözlerinde topraklı gerçeği aradım
Güldün, karanlıkta gül açtım
Yapraklarımı erken yağan dikenlerinden topladım
Öfkende babanın beş parmak izi
Bir zamanlar aynaya baktığında görürdün
Küçülürdün son kez,
Hep ‘son kez’di kendine bakıp söylediğin
Kabuklanırdın
Kabukları kırmayı, cüreti bir duvar gibi aşmayı
Kadın kalbine sakladın
Sesimde sana dörtnala heyecanım
Gergin gözlerini okşayan nehir
Bir papatyayı korur gibi tuttum ellerinden
Aynı renkti tenimiz, bedenim seni ben sandı
Sarılmak, kendini her gün yeniden hatırladı
Anneliğim gönüllü sarmaldı toyluğuna
Sevgim hırçınlığına yün kabuk
Çocuksuluğum dalgalı adanda uyanan hayal
Sevmek hiç bu kadar kasırgalı olmadı
Sen öfke soluyan doğu rüzgârı
Ben acı cümlelerle üşümüş beden
Yutağında özdeyişler biriken yumak
Doymamış ruhun açıp kanattığı yara
Savrulduk aşk sanıp konduğumuz dalda
Tatlılığımın yetmediği az şekerli Türk kahvesi,
Dilime vurmayan intikam cümlelerini bastırıyor
Kendimi kalabalık hissetmeliyim
Boş anlarım sensizlik kokuyor
İçimden kendimi çıkarıp
Katılaşmış bir nesne koymalıyım oyuğuma
İkimizi birden taşımak, kanıma ağır geliyor
Bunca yük, akıllanmış yanıma büyük ceza
İnsan anlıyor ruhundaki ziftleri, eline bulaştığında
Aynada gözlerini görmediğimde anladım,
Kuşlarım göçmüş, kelebeklerim tek kanat
Kim bilir şimdi kimin kalbinden akan yaşla
Şahlanıyor kimliksiz tırnakların
Hangi deriden akıttığı kanda
Çocukluğunun katilini öldürüyor
Geçmişin intikamını alıyor aç kalan yanın