Cahit Külebi, 80’lerde TRT’ye verdiği bir röportajda: “Benim şiirim sanıyorum bir tür gerçekçi şiirdir; bir yönden ise bir tür yeni romantik şiir ile tepki şiiridir.” demiştir. İlk zamanlarda “Külebi” takma soyadını, o dönem okul müdürü olan Fuat Köprülü’nün şiir yazmasına kızacağını düşündüğü için kullanmaya başlamıştır. Öğretmen okulunda öğrenim görürken Ahmet Hamdi Tanpınar hocası, Behçet Necatigil ise okul arkadaşıdır. Bu edebiyat çevresinin içinde iken Cahit Külebi şiirinin gelişmemesi mümkün değildir.
Cahit Külebi, kendi dilinin oluşmasındaki etkileri Mehmet Akif İnan’la yaptığı bir röportajda anlatırken; Tanzimat dönemi edebiyatının Batı özentisiyle değişime uğradığını, Kurtuluş Savaşı sonrası ise başka bir değişime gidildiğini söyler. Ziya Gökalp’in bile Cumhuriyet’in başlangıcında yazılan şiirlerin millî şiir olmadığını, Türk şiirinin daha sonra gelişeceğini söylediğini aktarır. Çağdaşlık anlayışının Anadolu’ya inme, kadın hakları ve toplumsal değişim gibi kavramlarla Kurtuluş Savaşı’ndan sonra geliştiğini; halka inen bir şiir anlayışının doğduğunu ifade eder.
Aslında dönemini çok iyi anlayıp değerlendiremese de “İstanbul” şiiri, yaşadığı şehirdeki gündelik ve sıradan bir olayı betimlerken, şairin artık bu sıradanlığın bir parçası olamayacak kadar kendini dışarıda hissettiğini ima eder. Bu, bir tür içsel sürgün hissidir. Şiirin sonundaki “Fakat içimde şarkı bitti” dizesi, kişinin umutlarının tükenişini ve içinde bir coşku kalmadığını gösterir. Bu durum, biraz da zorunlu sürgünlüğün getirdiği duygusal boşluğu ve çaresizliği yansıtır. Şair bu şiiri, savaş sonrası Türkiye’sinin yoksul ama umut dolu atmosferini, Anadolu’nun saf güzelliğini ve sıradan insanların içtenliğini anlatmak için yazmıştır.
Şehirlerarası yolları seyreden insanlarda bir müddet sonra, bu kayıtsız zamanın akışı içinde süreğenlik hissi oluşur. Cahit Külebi de kavun kamyonlarını seyrederken, zamanın akıp geçmesine ve içindeki özgürlük ya da özgürleşme fikrinin bir süreğenlik hissiyle kaybolduğuna dair imgeler kurar. Zaman içinde hem şehrin değişip başkalaştığını hem de sürekli kavun kamyonları geçen bu şehrin farklılaştığını anlatır. İçindeki coşkunun, şarkılar gibi, zamanla bittiğini ve sonlandığını hissettirir.
Bu şiir, Türk şiirinde belki de zamanın akışındaki devinimi ve içsel değişimi, deyişlerde de rastladığımız ritmik yapı ile en iyi vurgulayan şiirlerden biridir. Külebi’nin şiirleri; deyişlerin ve türkülerin ritminden faydalanan, halkçı ve toplumdan yana gerçekçi şiirlerdir.
Bu iki değişim birleşerek “başkadır” imgesini güçlendirir. Şehir, eski anıların mekânı olduğu için, sevincin kaybolmasıyla “başka bir şehir” gibi gelir. Bir zaman ve yere tutsak olma hâli aynı zamanda içsel ve psikolojik bir olgudur; bu, hayatın örgüsüyle de alakalıdır. Şair o şehirden gitse bile “kamyonlar yine kavun taşır”; hayat bir şekilde devam eder. Ancak dönüştüğümüz şey artık aynı şey değildir.
