Bereketli Topraklar Üzerinde
Yazılar

Bereketli Topraklar Üzerinde

Sibel Unur Özdemir

Bereketli Topraklar Üzerinde, Orhan Kemal’in 1954 yılında edebiyat dünyasına kazandırdığı gerçekçi bir roman.

 

Everest Yayınları’ndan çıkan Bereketli Topraklar Üzerinde 391 sayfa. Roman otuz bölümden oluşuyor.

 

Orhan Kemal gerçek hayatın içinden çekip çıkardığı roman kahramanlarını bir kurgunun içine yerleştirerek onları okurunun hayatına dahil etmiş. Romanın karakterleri gerçekçi boyutlarıyla anlatılmış, ilerleyen sayfalarda belirli konumlara oturtulmuş.

 

Pehlivan Ali’nin saflığı, kadına düşkünlüğü yolunu şaşırmasına, Çukurova’ya geliş sebebini unutmasına neden oluyor mesela. Haftalığını alıp şehre gitmek, şehir kadınlarının hayallerini süslemesi yaşamının ön sırasına gelip yerleşiyor.

 

Köse Hasan’ın dayanaksız bedeninin sulu kozanın ağır yüküne dayanamayışı, hastalanması, hayatını kaybetmesi, kardeş bildiği arkadaşlarının ihanetine uğraması okurun yüreğine dokunuyor.

 

Hidayet’in oğlu kötü bir karakter çizse de her insanın iyi bir yanı olduğunu gösteriyor bize. (Köse Hasan ile yemeğini paylaşması, sırtında taşıyarak tuvalete götürmesi, taretini yapması ondan beklenmeyecek bir davranış gibi gözükse de hemşerilerinin yapmadığını yapıyor, yardım ediyor hastaya.)

 

Ve İflahsızın Yusuf. İçlerinden bir o muvaffak oluyor, çalışıyor, kumar oynamıyor, esrar içmiyor, kadına kıza gitmiyor, çalışıyor. Doğru bildiği yoldan –amcasının tavsiyelerini de dinleyerek- ilerliyor, kazanıyor, biriktiriyor. Şehrin onu telef etmesine izin vermiyor, hayalini süsleyen gaz ocağını alıyor. Köyüne dönmeyi başarıyor. Ezilen insanların arasından bir kahraman edasıyla sıyrılıp çıkıyor Yusuf.

 

Orhan Kemal olay örgüsünün daha iyi anlaşılması, zihinlerde belirginleşebilmesi için Çukurova’nın sarı sıcağını, göğün mavisini, toprakların kırmızısını, tarlaların yeşilini, beyaz altın için dökülen alın terini, yok pahasına verilen, karşılığı alınamayan emeği gerek betimlemeleri ile (çok görülmese de) gerek roman kahramanlarının diyalogları ile anlatıyor. Bir de inen kara şalvarı gören, pusuya düşürülüp tehdit edilen, her şeye tanıklık eden hendekler var. Ah o hendekler, dilleri olsa da anlatsa neler neler gördüğünü, neler neler işittiklerini.

 

Romanda yöresel deyişlere, küfürlere, deyimlere, atasözlerine, aforizma benzeri cümlelere rastlanıyor. Yazar, kendi düşüncesini katmadan hayat verdiği kahramanlar üzerinden veriyor anlatmak istediğini.

 

Bereketli Topraklar Üzerinde de iş yaşamı, sosyalleşme, köy ve kent hayatlarındaki tezatlıklar, kadının sadece cinsel obje olarak görülmesi, değer verilmemesi, ihanet, haraç almanın hak kabul edilişi, kumar oynamak, esrar içmek, menfaatin ön planda tutulması, hainlik, yapılan haksızlığa karşı içlenmek fakat dillendirememek, orospuluğun açık seçik anlatılışı, namus mevhumunun yok oluşu anlatılıyor.

 

Bereketli topraklar demek ekmek parası demek. Ekmek parası gurbet demek. Bana göre topraklar bereketli/zengin ama insanlarda kıtlık ve yoksulluk çok yoğun.  Neden toprakların bereketinden yeterince rızık alamıyor marabalar? Çünkü insanlar kötü. Marabanın hakkını vermiyorlar. Kırk beş kişinin yapacağı işi otuz kişiye yaptırıyorlar. Dinlenme zamanlarından çalıyorlar. Bedenen çalışan ırgatları bulgurla, bayat/ kurtlu ekmekle doyuruyorlar.

 

Ahlak kavramı çökmüş. Namus kelimesi nedense kadınlarla özdeşleştirilir genellikle ancak görüyoruz ki marabanın haftalığından haraç alan, hasta yatağındaki Köse Hasan’a parası karşılığı bir bardak çay ve ilaç veren, zulasına sahip olunmak istendiği için boğularak öldürülen Köse Topal, arabası kirlenecek diye patoza bacağını kaptıran Pehlivan Ali’yi hastaneye götürmeyen patron, hastalanınca ayak bağı olarak gördükleri Köse Hasan’ı kaderine terk etmek, kumar oynamak için Pehlivan Ali’den borç alması ve karısı ile olmasına göz yuman Ömer Zorlu, sıtmalı kadına yardım edip koyununa almak ve daha pek çok şey ahlaksızlık/ namussuzluk değil de ne?

 

Nasıl bir yoksulluk yaşanıyor Çukurova’nın bereketli topraklarında? Temizlik yok. (Pilavın üzerine düşen çekirge atılıp yemeğe devam ediliyor. Dışkının üstüne fırlayan soğan cücüğünü alıp yeniliyor. Fışkının üzerinde birlikte olunuyor, dışkının üzerine yorgan serip yatılıyor, eller mintana siliniyor, rüyalanan erkekler gusül abdesti alamadan çalışmaya başlamak zorunda kalıyor.)

 

Merhamet duyguları kayıp. (Yola birlikte çıktıkları hasta kardeşlerini bırakıp ekmek parasının ardına saklanıp arayıp sormayışları. Arabanın döşemesine verilen değer, iş kazası sonucu bacağı kopan insana gösterilmiyor. Hastaya ilaç, çorba, çay vermek için para talep ediliyor.)

 

Sosyalleşebilecekleri hiçbir ortam yok. O yüzden cinsellik bu kadar ön planda tutulmuş belki de romanda. Gelecek bilinmiyor, an yaşanıyor. Öncesi sonrası düşünülmüyor. Yine de umutları var.

 

‘Yeşil bir saç tokası kırmızı tarak’ nasıl da basit bir istek, ne kadar masum. Ve Köse Hasan’ın kızına olan sevgisi, hemen alması kızının siparişini.

 

İflahsızın Yusuf, Pehlivan Ali, Köse Hasan aynı köydendi. Kardeşten yakındılar birbirlerine. Ekmek parası kazanmak uğruna köylerinden kalkıp Çukurova’nın bereketli topraklarından nasiplenmek için düştüler yola hem de hemşerilerine güvenerek. Sandılar ki hemşerileri onları görür görmez bağrına basacak, güzel bir iş verecek, koruyup kollayacak. Saftılar, cahildiler. Büyük başın büyük derdi olurdu, bilmiyorlardı. Hemşerilerine ulaşmaya çalıştıkça kimler kimler çıkmadı karşılarına. Onların sırtlarından para kazanmak isteyen, hemşerileri ile aralarına duvar ören, kul hakkı ve haraç yiyen ırgat başları ve diğerleri.

 

Ahlaki çözülmeler, menfaatler uğruna yaşanan çatışmalar, çözülmeler, kıskançlıklar ve pek çok olumsuz davranış biçimi bereketli yapraklar üzerinde yaşanıyor. Oysa nasıl da güzel duygularla başlamıştı yolculukları.

 

Roman, yazarın toplumsal sorunlara bilinçli bir gözle baktığı, yakından tanıdığı coğrafyayı ve o coğrafyanın insanını, yapılan işi, dönen dolapları, ağır işin yanı sıra menfaatlerin çakıştığı bir dünyayı gözler önüne seriyor.

 

Kişileri köyde yaşayan, köylünün dünya görüşü doğrultusunda oluşturulan eserler ‘köy romanı’ olarak tanımlandığına göre Bereketli Topraklar Üzerinde’yi köy romanı olarak düşünebilir miyiz? Roman, Çukurova’nın bereketli toprakları üzerinde geçiyor yani genellikle açık havada yaşıyor romanın kahramanları.

 

Gelin birlikte yol alalım romanın derinliklerine doğru.

 

Çukurova’da Kadın Olmak

 

Yıkmıştı kızı dışkının üstüne… (31)

Zorlu avratlar, memeleri kabarmadan gebe kalan kızlar, doğurup anne olmak, gene gebe kalmak, gene doğurmak, gene gebelik, gene doğum.

Çirkinleşince koca tekmesiyle elden ele dolaşan, sonunda babası yaşındaki adamın kahrını çekmek zorunda kalan kadınlar.

Geneleve düşenler,

Tarlada çalışırken sıtmaya tutulan ya da güneş çarpması soncunda ölenler,

Avrat dediğiniz bir esvaplı şeytan,

Zorlu avrat,

Sancıdan kıvransa da namahreme sesini duyurması günahtı doğuracak kadının,

Ahırda kendi kendine doğurmak, kesmek paslı jiletle göbek kordonunu bebenin,

Doğururken damarları oklava oklava olan avrat,

Avrat dediğin ne? Dört parmak sidikli bağırsak.

O biçim inilti, o biçim kıvranışlar,

Avrat esasta yollu,

Erkeğe istediğini vermeye alıştırılan kadınlar,

Kıza kulak asma, el malı,

Nikah olmadan, çiftlikte kalabilmek, rahat yaşayabilmek için elden ele dolaşan kadınlar.

Yeni bir ipek çorap al bana.

Beni orospu yapacaklar. Beni kurtar.

 

Evet, bu ifadeler anlatıyor bize Çukurova’da kadının adının olmadığını. Erkeklerin, kadınlara bakış açısını ve kadınların belini büken fakirlik, yoksunluk, çaresizlik sonucu başlarına geleni, kendilerine dayatılanı kabullenmek zorunda bırakılmaları.

 

Zenginliği ve Yoksulluğu İfade Eden Terimler

Para su gibi, şehirden bavulla rakı getirmek, gramofonlu kahve, külot pantolon, gıcır gıcır rugan çizme, incecik kapkara bıyık, ekmeğin hasını, yemeğin etlisini, sütün yağlısını yiyenler, gümüş köstek, küçük ağanın spor arabası, güzel duşlar, banyolar, yıkanmak, pijama giymek, karyolaya uzanmak, ahlar oflar, öfkeli bir küfür, Şafak Lokantası’ndan yemek getirtmek, püfür püfür beyaz ipek gömlek, ince sadakor pantolon, geniş kenarlı beyaz hasır şapka, kara şemsiyenin gölgesi, bir giydiğini bir daha giymemek, altın saat, cigara ağızlıkları, tomafiller, okuma yazma bilmek, şehir uşağı.

 

Varsıllık bu ifadelerle pekiştirilirken yoksulluk nasıl anlatılmış okura, bir bakalım.

Omuzlarda beyaz torba, koltuklarında birer er kaputu gibi kıvrılıp kınnapla çeke çeke bağlı yorganlar, ırgat yüklü trenler/kamyonlar, harçlığa kördüğüm atmak, yorganların yarısı altlarında yarısı üstlerinde, Köylü sigara paketi, çarşı somunu ve kara zeytin, kuru soğan, donmuş mercimek çorbası, bulgur pilavı, duru suda kaynamış nohut, ahırın dışkısı üzerine serilen yorganlar, para karşılığı tencere kaynatan Köse Topal, iflahı kesen sulu koza, köyünden uzak, yazının gurbeti, yalnızlık, ölüler üst üste, burnunu kulağını sıçanlar yemiş, sabır, kanaat, tevekkül, analar kucaklarında ölü ölüveren yavrularına ağlamamalı sevinmelidirler, yaşlılarla aç çocuklar ölür, marabalar, değdiği yeri köz gibi yakan güneş, sıtma, cahillik, beyaz irin bağlamış çatlak dudaklar, akları damar damar kızarmış gözler, ağızda kuruyan tükürükler, zırıl zırıl terlemekten kupkuru kalanlar, ikiye bölünmüş somunun içinde beyaz beyaz kıvrılan kurtlar…

 

Bereketli Topraklar Üzerinde’ki Gürültü Kirliliği

Uzaklardan düdük öttürerek gelen tren, egzoz patlaması, örslere inen balyoz sesleri, makine şakırtıları, çırçır makinelerinden çıkan şiddetli sesler, makine şakırtısı, vızıltı, uğultu, ırgatbaşının fırıldaklı düdüğü, iştahlı ağız şapırtıları, gevrek kahkahalar, arkadaşlar ile yapılan fiskoslar, atsineklerinin vızıltıları, iniltili sızılı horultular, genizlerden gelen makaralı homurtular, kamyonların mazot kokulu homurtuları, yorgun ırgat homurtuları, çocuk viyaklaması, karmakarışık iniltiler, fabrika, iniltileri, bekçi düdüğü, Gürültüyle çarpan pencere, ağlamalar, hıçkırıklar, sarhoş narları, kahkahaları,  şimşek yüklü bulutlar, eşek anırtıları, kurşun sesi, tahta kaşıkların sesi, takırtı, kurbağa vırakları, köpek havlaması, böcek çıtırtıları, patozun ( harman makinesi) sesi, beygir kişnemesi, öküz böğürtüsü, kumarcıların sesi,  ses kalabalığı, ayak sesleri, türkü tutturmak, diş  gıcırtıları, hayret ıslığı, ağaç hışırtısı, arabaların geceye ses veren çıngırakları, patozu sarsan müthiş çatırtı, sert bir nara, yırtık kahkahalar, açık küfürler, ağustosböceklerinin cıvıltısı, yanık bir gazel, çalgı sesleri, hıçkıra hıçkıra ağlamak, sert rüzgar, ağıt, feryat figan.

 

Deyişler, Atasözleri, Deyimler

 

Kadere kırk beş (Sayfa 53)

Ölüm Allah’ın emri, emri ya… (Sayfa 87)

Evli mi ergen mi bu akılsız? (Sayfa 147)

Belki Arabımız güler bu akşam1 (Sayfa 150)

Peygamberler kitaplar dolusu sabır getirmiştir Allah adına! (Sayfa 172)

Doymadınsa ecik ye, derelerde böcük ye, kaynananın etini ye, kayın babanın götünü ye! (Sayfa 191)

Senin canının bülbülü sağ olsun… (Sayfa 245)

Atın aptalı rahvan, adamın aptalı pehlivan olur. (Sayfa 260)

Tazısız tavşan mı tutardın? (Sayfa 309)

Bize hükmedenin Allah’ını kitabını, yedi göbek sonra gelecek zürriyetini…

(Adana’ya mahsus bir küfür) (Sayfa 333)

Sen ağa, ben ağa bu ineği kim sağa! (Sayfa 377)

İnsan elbirliğiyle dağları devirir be. (Sayfa 377)

Ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane. (Sayfa 384)

Var mı nallı Fatma? Tamam. (69)

 

Altını Çizdiğim Cümleler

 

Bastın mı ateş püskürür, hem de yılan ıslığı gibi seda verir. (Sayfa 11)

Bir kez yolun gurbete düştü mü, yu elini kendi kendinden! (Sayfa 13)

Bizim köyden değil ya bizim sancaktan! (Sayfa 27)

Siz siz olun, şehir uşağına tav olmayın! (Sayfa 57)

Çukurova’nın bereketli topraklarından binler, on binlerce insanın çabası, alın teri, emeğiyle elde edilen “Beyaz Altın!” (Sayfa 64)

Şehir dediğin bir para tuzağıymış. Bir yerden kurtuluyoruz, bir yere düşüyoruz.” ((Sayfa 108)

Hepimizinki de bir ekmek derdi. Gözü çıksın. Yurdumuzu, yuvamızı ne diye teptik yoksa?” (Sayfa 110)

Hani üçümüz de kardeşten ileriydik. (Sayfa 148)

Olma kula kul, öpme el ayak, kirlenmesin ağzın. Ya ver canını insan için ya da etme kalabalık dünyamıza! (Sayfa 165)

Şimşek yüklü bulutları, aydınlık yağmuru, kancık kokusu almış eşek anırtılarıyla Çukurova baharı harikadır. (Sayfa 171)

Çukurova’da bahar harika’dır! Gök masmavi, kırmızı topraklar, yemyeşildir! Çukurova’nın bereketli toprağına dört kilo çiğit at, seksen kilo kütlü, yani tohumlu pamuk versin! (Sayfa 174)

 

Bereketli Topraklar Üzerinde’nin Özünü Anlatan Kavramlarla Romanda Yer Alan Kişi Ve Olayların Eşleştirilmesi

Yoksulluk: Diz boyu

Çaresizlik: Köse Hasan’ın hastalığı

Cahillik: Birlik olmayı bilememek

Saflık: Hemşeri dedik, aldık ağzımızın payını. Ne kadar safmışız.

Kadın: Çaresizlik /Cinsel obje /Naylon çorap

Eşitsizlik: Irgatbaşı- ırgat / Kadın-erkek / Zengin- fakir

Ahlak: Yok.

Zorba/ Zalim: Şehir Uşağı

Gurbet: Ekmek parası/ Kınnaba bağlı yatak/ Umut

Kötülük: Köse Topal / Pehlivan Ali’nin patronu

İyilik: Hidayet’in Oğlu / Yusuf’a iş öğreten Kılıç Usta

Kapitalizm: İnsan üstü çalıştırılma / Emeğin sömürülmesi / Farkında olmamak

Sevgi: Yeşil bir saç tokası kırmızı tarak / Genellikle sevgi yok insanlar arasında

Vicdan: Sen bu dünyada insanım diye gezme. / Yusuf’un köyüne dönmedeki tereddüdü

Arkadaşlık: Anca beraber kanca beraber / Arkadaş olarak kalmayı becerememek

Kurnazlık: Irgatbaşı / Hidayet’in Oğlu

Yolculuk: Üç arkadaşın Çukurova’da yaşadıkları / Vay şehir vay kahpe şehir.

Romanın basılmasının üzerinden yetmiş yıl geçmiş olmasına rağmen değişmeyen, aynı kalan şeyler var gibi. Ölen öldüğü ile kalıyor, ateş düştüğü yeri yakıyor, hayat devam ediyor. Fakir yine fakir zengin yine zengin.

 

Kitabın arka kapağında yer alan, Orhan Kemal’in sözlerinden oluşan bir paragraf ile nokta koyayım yazdıklarıma.

 

“Bu kitap, kendi bilgi ve görgülerim dışında, bir lokma ekmek için kötü iş şartları içinde zehir gibi bir hayatı yaşayanlardan derlenmiş malzemeyle meydana gelmiştir. Yayımlanmadan önce, çeşitli ırgat, usta, usta yardımcısını toplayarak bir gece sabaha kadar okudum onlara. Dinlediler. ‘Pardon,’ dediler, ‘bu bu kadar olur. Bütün anlattıkların doğru. Eksik bile. Çukurova’nın bereketli topraklarında öyle işler olur ki, aklın durur. Sana anlatsak, bir değil beş roman çıkarırsın…”

 

Kaynak: https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/issue/56642/775174