Başar Yılmaz’ın öyküleri halk takvimindeki Kasım günlerini tefsir eden bir anlatıma sahipse de, onun kaleminde aynı zamanda Kasım günlerinin içine bir tohum misali düşen cemrelerin, şehre dönen kırlangıçların, bitkileri onaran kalem aşılarının, dut yaprağını yuva yapan ipek böceklerinin baharı muştulayan umudu da vardır.
Meteoroloji raporlarında şöyle geçer: “Bazı yerlerde yağmur yağabilir.”
Ötesini söylemek yazarın üstüne borçtur: “Bazı yerlerde eleğimsağma görünebilir.”
Kara Kışın Gün Işığı, tanıtım bülteninden
1.Kitabınızı yazarken sizi en çok zorlayan öykü hangisiydi ve neden?
Öykü için şunu daha net söyleyebilirim: Akışına kapılmadığım hiçbir hikâyeyi yazmıyorum. Bu, bildiği sularda yüzmek veya kolaya kaçmak olarak anlaşılmasın. Bana temas eden konu, coğrafya ve karakterlerle, toplum ve tarihin mesele edindiğim taraflarıyla bir kurgu evreni oluşturmayı isterim. Gerçeğ(im)e en yakın mesafede durmalıyım. Buradan bir kurgusal metin türetmeyi kıymetli bulurum.
Kimileri de bunda zorlanabilir. Dar koridorlardan bir labirent kurar veya esaslı bir mühendislik olmadan rahat yazamaz. Bunu da anlıyorum.
Zorlanmayı duygusal manada ele alacaksak (dilimizin farklı manalar sunan büyülü imkânları ne hoş) Hiç Yaşanmamış Gibi öyküsü yazarken duygularımla cebelleştiğim bir metindi. Hikâyenin içinde karakterin yarattığı iç kurgunun varlığı ve ağır bir kaybın ardından “baş etme” güdüsü ile bunu yapıyor olmasından dolayı belki.
2.Öykülerinizde sessizliğin, anlatılmayanın ya da boşlukların yeri nedir? Okura bıraktığınız kısım için neler söylemek istersiniz?
En geveze yazar bile okura bir alan bırakır. Edebiyatın müstesana taraflarından biri de bu aslında: Her kitabın okuru kadar yönetmeni var. Metin, her birinin zihninde dönüştürebilir, geliştirebilir. Bazen hikâyelerimizi onların ağzından farklı bir formda dinleriz ve yazarın kendine şunu söylediği de olur: Anlattığı hikâye benimkinden de iyi.
Bu oyunsuluğu giderek daha çok seviyorum. Metinlerimde o boşlukları giderek arttırdığımı fark ettiğimde anladım bunu ve evet, kimi zaman bana anlatılan hikâyelerim benimkinden de iyi olabiliyor
3.Kitaplarınızın bir yazar olarak size öğrettiği en önemli şey nedir?
Kendin dâhil hiçbir şey o kadar da önemli değil.
4.Yazma ritüeliniz metninizi ne şekilde etkiliyor?
Genellikle geç saatlerde yazarım. Bu ritüel, tercihten ziyade mecburiyetten ötürü gelişti. Bana kalan zaman bile diyemeyeceğim, başka şeylerden çaldığım bir zaman.
Gece, verim kattığı kadar tuzaklıdır da. Sivrilmeye müsait kılar. Yontmaya yarayacak bir gündüz gerekir. Bu temize çekme işini, ihtiyaç olduğunu bilsem de, uygulamam bazen. Bazı işler gecenin kiriyle kalmalı.