Eksik Paragraf: Başar Yılmaz’dan Kara Kışın Gün Işığı
Söyleşi

Eksik Paragraf: Başar Yılmaz’dan Kara Kışın Gün Işığı

İlay Bilgili

Yazarların metinleriyle, kitaplarıyla ilişkisini merak ettiğim Eksik Paragraf’ın bu haftaki konuğu sevgili Başar Yılmaz.

 

Yılmaz’ı 2023 yılında Vacilando Kitap etiketiyle okurla buluşan Kara Kışın Gün Işığı isimli ilk öykü kitabı ile ağırlıyorum.

 

Yazarın 2021 yılında Luna Yayınları tarafından yayımlanan Beni Hatırla isimli bir de romanı bulunmaktadır.

 

Keyifli okumalar.

 

Eskiler, takvim derken insanı değil tabiatı gözetiyorlardı. Yıl, bir elmanın iki parçası gibiydi: Kasım ve Hızır günleri…


Kasım günleri; günlerin kısaldığı, Ayaz Paşa’nın kol gezdiği, kırağının acı patlıcanı bile çaldığı günlerdir. Gelgelelim her fırtına içinde bir gökkuşağı saklar.

Başar Yılmaz’ın öyküleri halk takvimindeki Kasım günlerini tefsir eden bir anlatıma sahipse de, onun kaleminde aynı zamanda Kasım günlerinin içine bir tohum misali düşen cemrelerin, şehre dönen kırlangıçların, bitkileri onaran kalem aşılarının, dut yaprağını yuva yapan ipek böceklerinin baharı muştulayan umudu da vardır.


Meteoroloji raporlarında şöyle geçer: “Bazı yerlerde yağmur yağabilir.”
Ötesini söylemek yazarın üstüne borçtur: “Bazı yerlerde eleğimsağma görünebilir.”

 

Kara Kışın Gün Işığı, tanıtım bülteninden

 

1.Kitabınızı yazarken sizi en çok zorlayan öykü hangisiydi ve neden?

Öykü için şunu daha net söyleyebilirim: Akışına kapılmadığım hiçbir hikâyeyi yazmıyorum.  Bu, bildiği sularda yüzmek veya kolaya kaçmak olarak anlaşılmasın. Bana temas eden konu, coğrafya ve karakterlerle, toplum ve tarihin mesele edindiğim taraflarıyla bir kurgu evreni oluşturmayı isterim. Gerçeğ(im)e en yakın mesafede durmalıyım. Buradan bir kurgusal metin türetmeyi kıymetli bulurum.

 

Kimileri de bunda zorlanabilir. Dar koridorlardan bir labirent kurar veya esaslı bir mühendislik olmadan rahat yazamaz. Bunu da anlıyorum.

 

Zorlanmayı duygusal manada ele alacaksak (dilimizin farklı manalar sunan büyülü imkânları ne hoş) Hiç Yaşanmamış Gibi öyküsü yazarken duygularımla cebelleştiğim bir metindi. Hikâyenin içinde karakterin yarattığı iç kurgunun varlığı ve ağır bir kaybın ardından “baş etme” güdüsü ile bunu yapıyor olmasından dolayı belki.

 

2.Öykülerinizde sessizliğin, anlatılmayanın ya da boşlukların yeri nedir? Okura bıraktığınız kısım için neler söylemek istersiniz?

En geveze yazar bile okura bir alan bırakır. Edebiyatın müstesana taraflarından biri de bu aslında: Her kitabın okuru kadar yönetmeni var. Metin, her birinin zihninde dönüştürebilir, geliştirebilir. Bazen hikâyelerimizi onların ağzından farklı bir formda dinleriz ve yazarın kendine şunu söylediği de olur: Anlattığı hikâye benimkinden de iyi.

 

Bu oyunsuluğu giderek daha çok seviyorum. Metinlerimde o boşlukları giderek arttırdığımı fark ettiğimde anladım bunu ve evet, kimi zaman bana anlatılan hikâyelerim benimkinden de iyi olabiliyor 

 

3.Kitaplarınızın bir yazar olarak size öğrettiği en önemli şey nedir?

Kendin dâhil hiçbir şey o kadar da önemli değil.

 

4.Yazma ritüeliniz metninizi ne şekilde etkiliyor?

Genellikle geç saatlerde yazarım. Bu ritüel, tercihten ziyade mecburiyetten ötürü gelişti. Bana kalan zaman bile diyemeyeceğim, başka şeylerden çaldığım bir zaman.

 

Gece, verim kattığı kadar tuzaklıdır da. Sivrilmeye müsait kılar. Yontmaya yarayacak bir gündüz gerekir. Bu temize çekme işini, ihtiyaç olduğunu bilsem de, uygulamam bazen. Bazı işler gecenin kiriyle kalmalı.

 

5.Bir öykü karakterinizle bir gün geçirme şansınız olsaydı, bu hangi karakter olurdu ve o gün neler yapmak isterdiniz?

Mutluluktan Öleceğiz ‘in şairi ile bir meyhanede sabahın erken saatlerine kadar içip söyleşmek isterdim.

 

6.Hangi öykünüz ipleri kendi eline aldı ve sizin planınızdan saparak bambaşka bir yere evrildi?

Öykünün sonunu bilip yazmaya başlarım. Hikâye, zihnimizde elbette pürüzsüz ve parlak bir biçimde doğmuyor. Kafamın içinde bir oyun hamuru gibi oynuyorum onunla. Karakterler gelişiyor, katmanlar yaratacak fikirler çıkıyor… Kafamda yazıp silerim. Yazı masasına oturduğumda hikâye bellidir. Ama garip gelecek belki, ilk hallerini hatırlamam. Rüyalar gibi. Bunu bilinçaltımda kendi isteğimin bir sonucu olduğunu fark ettim. Nereden, nasıl doğduysa doğdu, hikâye yalnızca son haliyle hatırlanmalı. Saçmalıyor da olabilirim ama benim için böyle.

 

7.Okurlarınızdan biri kitabınızı kapattıktan sonra bir cümle ile sizi hatırlayacak olsa, o cümle ne olsun isterdiniz?

Mutluluktan öleceğiz.

 

8.Sizin için yazmak neyin eksikliğini gideriyor ya da hangi boşluğu dolduruyor?

Yazmak benim baş etme biçimim. Bunu yalnızca kendime dönük bir mevziden söylemiyorum. Bir köşesine iliştiğim dünyanın adaletsizlik, sömürü ve baskı mekanizmalarına yönelik de böyle.

 

9.Yazarken kendinize mi daha çok yaklaşıyorsunuz yoksa kendinizden uzaklaşıp bambaşka birine mi dönüşüyorsunuz?

Bana uygun cevabın kendimden uzaklaşmak olmadığına eminim. Gelgelelim diğer seçenek de beni şüphesiz bir şekilde tanımlıyor mu, bilemiyorum. Kendimi gerçekleştirmeye çalışıyorum demek daha uygun olacak.

 

10.Kendi yazınınızdan bir alıntı yapın ya da bir cümlenizin altını çizin desem bu hangi cümleniz olurdu?

Bugün hayatının ilk günü Nasip’in; oysa dün kendini asacaktı.