Eksik Paragraf: Demet Çaltepe’den Çeper
Söyleşi

Eksik Paragraf: Demet Çaltepe’den Çeper

İlay Bilgili

Yazarların metinleriyle, kitaplarıyla ilişkisini merak ettiğim Eksik Paragraf’ın bu haftaki konuğu sevgili Demet Çaltepe.

 

Çaltepe’yi Varlık Yayınları tarafından düzenlenen Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde dikkate değer görülüp 2020 yılında Eksik Parça Yayınları etiketiyle okurla buluşan “Çeper” isimli ilk öykü kitabı ile ağırlıyorum.

 

Keyifli okumalar.

 

Öyküsünün hissettiren bir anlatı olduğunu okur/un/a anlatan öyküler birikimini sunuyor bize Demet Çaltepe. Saflık, duruluk, arınmışlık duygusuyla birlikte; dildeki saydamlık onun öyküsünün başat öğesi olarak da karşımıza çıkıyor.


Kısa anlara, tüketilemeyen zamanlara, sığlaştırılan duygulara dönük bakışında insanın tedirgin sevinçleri, tükenmeyen umutları var. Deyim yerindeyse hisli, bir o kadar da düşünceli bir anlatıcıyla karşı karşıyayız.


Dilde, düşte, düşüncede var olan anlatı geleneğinin içinden çıkıp gelen özgün bir ses, sezgili; adeta bir oda müziği ezgisinde dilsel tınıları olan anlatıcı Demet Çaltepe. İnsana doğru yürüyen, insanın gerçekliğine içten, içerlikli oluşuyla bakan özgün bir ses… Yeni zamanın, yeni duyarlıkların öykülerini bulacaksınız “Çeper”de…
Feridun Andaç

Çeper, tanıtım bülteninden.

 

1.Kitabınızı yazarken sizi en çok zorlayan öykü hangisiydi ve neden?

Aslında en çok zorlayan hiçbir zaman en uzun süren değil; en derine inmemi isteyen oluyor. Çeperde “Silgi” beni en çok oyalayan öyküydü. Çünkü orada kendimin içinden geçmem gerekti. Sadece bir karakteri değil, kendi belleksizliğimi, kendi silinişimi, kendi tutunma çabamı yazdım. Bazı cümleleri yazmak değil, yazdıktan sonra kalmak zor geliyor insana.

 

2.Öykülerinizde sessizliğin, anlatılmayanın ya da boşlukların yeri nedir?

Ben boşluklara çok inanıyorum. Sözün bittiği yerde okurun iç sesi başlıyor. Sessizlik, benim için metnin karanlık madde hâli. Göremediğimiz ama her şeyi tutan. Öykü dediğimiz şey bazen kurduğumuz değil, bıraktığımız yerdir. Okurla tam da o kırık noktada buluşuyorum.

 

3.Kitabınızın bir yazar olarak size öğrettiği en önemli şey nedir?

Yazının beni dönüştürdüğünü öğrendim. Yazdıkça kabuğumu, sesimi, içimde saklanmış eski beni fark ediyorum. Öykülerim bana sabrı, susmayı, yeniden başlamayı ve bakışın göze değil ruha değdiği o yeri öğretti.

 

4.Yazma ritüeliniz metninizi ne şekilde etkiliyor?

Ben masa başına oturup “şimdi yazayım” diyen biri olmadım hiç. Bir cümle, bir görüntü, bir rüya, bir koku… Benim ritüelim çoğu zaman sessizlikle başlıyor. Kendimi dünyadan biraz geri çektiğim anlarda, sanki zihnimde bir kapı aralanıyor. Bir görüntü, bir kelimenin titreşimi, bazen de içimde beliren çok küçük bir sızı… Yazı çoğu kez beni hazırlıksız yakalıyor; masaya oturmadan çok önce başlıyor aslında.

 

Metinlerimin duygusu da buradan geliyor bence: Bir anda beliren o iç titreyişten. Yazdıklarım planlanmış olmuyor; aksine kendini yazdırmak için doğru anı kollayan bir ses gibi. O sesi duyduğumda, başka hiçbir şeyi düşünmeden o duygunun içine giriyorum. Yazdığım her şey, o ânın dürüstlüğünü taşıyor.

5.Bir öykü karakterinizle bir gün geçirme şansınız olsaydı, bu hangi karakter olurdu ve neler yapmak isterdiniz?

Mağaradaki üç çift gözden biriyle bir gün geçirmek isterdim. O karanlığın içindeki bekleyiş, dışarıdan sızan çok ince bir ışığın yarattığı dönüşüm… O öyküde beni en çok sarsan şey, görünmeyenlerin birbirine temas etme ihtimaliydi. Onlardan biriyle bir gün geçirsem hiçbir şey konuşmadan sadece aynı karanlığın içinde durmak isterdim. Belki o sessizlikte, insanın kendi iç mağarasını nasıl büyüttüğünü ya da nasıl yırttığını daha iyi duyardım.

 

Bir gün değil, belki birkaç saniye bile yeterdi; çünkü Mağara zaten insanın içine saniyelerle işleyen bir öykü.

 

6.Hangi öykünüz ipleri kendi eline aldı ve sizin planınızdan saparak bambaşka bir yere evrildi?

“Karga Çarpışması.” Başka bir şey yazıyordum aslında; ama kelimeler kargaların kanatlarına tutundu ve beni bambaşka bir yere sürükledi. Ben yön veremedim. Öykü kendi deliliğini, kendi ritmini kurdu. Ben de arkasından gittim.

 

7.Okurlarınız kitabınızı kapattıktan sonra bir cümleyle sizi hatırlayacak olsa, o cümle ne olsun isterdiniz?

“İnsanın içindeki çeperi yırtmadan hayat başlamıyor.”

İsterim ki okur, benden bir cümleyi değil; kendi içindeki yankıyı hatırlasın

 

8.Sizin için yazmak neyin eksikliğini gideriyor ya da hangi boşluğu dolduruyor?

Yazmak, dünyayla aramdaki görünmez perdeyi inceltiyor. İçimde hep yarım kalan bir şey var; yazı o yarımı tamamlamıyor belki, ama ona ad koyuyor. Eksikliği gidermiyor; eksikliği anlamlandırıyor.

 

9.Yazarken kendinize mi daha çok yaklaşıyorsunuz yoksa kendinizden uzaklaşıp bambaşka birine mi dönüşüyorsunuz?

Her yazıda biraz daha kendime yaklaşıyor, her karakterde biraz daha kendimden uzaklaşıyorum. Yazı benim için iki ucu keskin bir yol: Bir yanım aydınlanıyor, diğer yanım kararıyor. İkisi de gerçek. İkisi de benim.

 

10.Kendi yazınınızdan bir alıntı yapın ya da bir cümlenizin altını çizin desem bu hangi cümleniz olurdu?

“Çeper yırtılıyor. Sessizlik ele geçiriyor her şeyi.”

Bu cümle benim için bir eşik… Yalnızlığı, yüzleşmeyi, değişimi ve yeniden doğmayı aynı anda taşıyor.