3.Bazı yazarlar karakterlerini tam anlamıyla kontrol edemediklerini, onların bir noktadan sonra kendi yollarını çizdiğini söylüyor. Sizce bir yazar karakterlerine ne ölçüde yön vermeli?
Kurmacanın tüm öğelerini yazar oluşturur. Hiçbir şey yazardan bağımsız hareket etmez. Hiçbir şey durup dururken olmaz. Hiçbir şey yazar istemediği halde belli bir yöne gitmez. Ama bu yazarın aldığı her karara hâkim olduğu anlamına da gelmez. “Karakterlerimi kontrol edemiyorum” cümlesi, karakterlerin ayrı bir iradesi var demek değildir. Ben bir hikâye kurarken, karakterleri oluştururken onlarla uzun da zaman geçiririm. Bu da aslında bilincinde olduklarım kadar, bilincinde olmadıklarımın da filizlenmesine yol açar. Bazı şeyleri bile isteye oluştururken bazı şeyler de yazarın bilinçdışına atılır. Düşünüp unuttuklarımız vardır sonra. Karakter ne kadar özgün bir kendiliğe sahip olup derinleşirse, yazar aslında o kadar ona hâkim olamaz hale gelir. Fakat yine ne olup bitiyorsa yazarın zihninde oluyordur. Nasıl ki rüyalarımız bizim bilinçdışımızdan çıkar ama biz onlara söz geçiremeyiz, nasıl ki bilinçdışımızdan geliveren kimi davranışlar bizim kendimizi de şaşırtıyorsa, karakterlerin kimi eylemlerine de şaşırabiliriz. Yazma esnasında kendimizi hikâyeye, karaktere, metnin akışına bırakabildiğimiz ölçüde de bu tür sürprizler daha çok olur. Yazarın karakterini iç dünyasında köklü ve derin şekilde inşa ettiğinde ortaya çıkan bu tür sürprizler de zaten tutarlıdır. Yazarın amacına aykırı değildir ve zenginliktir. Ön çalışmadaki emeğin bir hediyesidir. Ama eğer böyle bir derinleşme olmadan, karakter yeterince iyi kurulmadan yazıya oturulduysa karakterin kendi kendine hareket edişinin bir savrulma, bir ne yapacağını bilememe hali olabilir. Zira aslında yazar karakterle ne yapacağını bilemediği için her tür rüzgâra kapılıyordur.
4.Bir roman yazarken en çok hangi duygu ya da düşünce sizi zorlar? Tıkanma anları yaşadığınızda nasıl bir yöntemle tekrar akışı yakalarsınız?
Çoğunlukla şununla mücadele ediyorum; romanı tasarlama aşamasında katmanlar kurmuş oluyorum ve yazma sürecinde sürekli beni tedirgin eden, hayali düzlemde var olan katmanları, metinde var edebiliyor muyum, edemiyor muyum? Sürekli bu tür bir sorgulama içinde oluyorum romanı yazarken. Şunu yaptım ve bu yüzden yaptım, peki bu okura geçecek mi? Ya da meseleme dair vermek istediğim bir düşünce, bir soru var. Bu okurda da uyanacak mı? Katmanlı bir hikâye kurduğunuzda sürekli dağılma ve kaybolma korkusu yaşamanız kaçınılmaz. Bu kaygıları aşmaya çalışmak yerine, onlarla barışmak ve bu huzursuzluğa ihtiyacınız olduğunu, bunun insanın zihnini ve metinle ilişkisini diri tutan bir duygu olduğunu fark etmek gerekiyor. Eğer büyük bir huzurla, yaptığım her şeyden memnun bir yazma süreci geçirsem, asıl o zaman yazdıklarımdan şüphe ederim. Orada bir şeyler mutlaka ters gidiyor demektir. Çünkü derinliği olan bir metin ele geçirilemez. İnsan ne zaman huzur duyar? Her şeyden emin olduğunda. Her şeye hâkim olduğunda. Belirsizlikler olmadığında. Oysa bu aynı zamanda yalınkatlığın işareti de olabilir.
Tıkanma anlarında yaptığım genellikle uzaklaşmaktır. Bir süre zihnimi başka yöne çeviririm. Başka şeylerle meşgul olurum, geri döndüğümde tıkanmanın aşılmasını umarak. Aşılmadıysa beni tetikleyecek metinler okumaya çalışırım. İlham aldığım yazarların metinlerine dönerim. Ya da filmlerle kendimi beslerim. Zihnimi havalandırmaya çıkarırım yani. Bu da olmazsa, son çare tıkanmayı yazmaktır benim için. Metinde yaşadığım tıkanmayı hikâyede temsil etmek, hem o an en iyi yazabileceğim şey içinde bulunduğum duygu olan tıkanıklık olduğundan hem de yazarak tıkanmayı aşmış olacağımdan böyle bir çözüm bulmuştum, ilk romanım Eşik’i yazarken. Orada kendi tıkanmamı, Eylül’ün babasına yazacağı mektuba nasıl başlayacağını bilemeyişini ve duygusal tıkanmasını yazarak aşmıştım.
5.Okurların sizin karakterlerinize duyduğu bağın ya da tepkilerin sizi şaşırttığı oldu mu? Beklenmedik bir şekilde yankı uyandıran bir karakteriniz var mı?
Yazı hesaba gelmez. Yazarken hiçbir şey hesaplamam. Yani şu karakter tutar, bu karakter okuru etkiler; böyle bir hikâyenin gideri var, öyle bir hikâye şu kesimi yakalar gibi hesaplar yapmam. Bu tür beklentilerim olmadığı için de beklenmedik bir durum yaşanmış gibi hissetmedim hiçbir zaman. Ama Son Bakış’ın Tina’sı okurun en çok bağ kurduğu, diğerkâmlık hissettiği, hikâyesinden etkilendiği karakterim oldu galiba.
6.Yazarken kendinizle ilgili yeni şeyler keşfettiğiniz oluyor mu? Kitabınız/Kitaplarınız size ne öğretti?
Benim için yazmak içe bakmanın bir yoludur. İçeri doğru bir kazı yaparım, orada bulduklarımı incelerim, değerlendiririm. Sonra onları alıp yeryüzüne çıkarırım, dışarıdaki karşılıkları üzerine düşünürüm. Bunun için kitaplar okurum, filimler izlerim, etrafıma bakarım, insanları gözlemlerim. Bir arının polen toplaması gibi. İçeride bulduklarım ışığında dışarı bakarken bu ikisi birbiriyle yoğurulur. Bunun sonucunda ortaya çıkan düşünceler, sorular, keşifler ışığında bakışımı sonra tekrar içeri döndürürüm. Bu kaçınılmazdır. Çünkü yazmaya hazırlanırken oluşturulan malzeme yazarın bilinçdışında birikir. Bazı şeylerin bilincinde olsam da pek çok keşif henüz bilinçdışındadır. İşte yazma eylemi esnasında orası harekete geçer ve benim bütün bu süreç içinde keşfettiklerim, bildiğimi bilmediklerim, öğrendiklerim ama henüz farkında olmadıklarım metne yansır.
İlk üç romanım doğrudan kendi içime baktığım, meşgul olduğum meselelerden doğdu. O romanlarda önce kendimle uğraştım. Bu uğraşının sonunda, bulduklarımın aslında başkalarıyla da ilgili olduğunu gördüm. Yani aslında insan kendine bakarken, kendini bir denek gibi de ele almış oluyor. İnsanın özüne dair sorular, sorunlar üzerine düşünmüş oluyor. Bu bağlantı kurulabilirse ortaya bir edebiyat yapıtı çıkabiliyor, kurulmazsa günlükten hallice oluyor. Sonraki romanlarımda ise ilk andaki bakışım dışa yönelik oldu. Göçmen bir kadına, bir erkeğe, bir karanlık ruha… Ama her seferinde kendi içimdeki göçmeni, kendi içimdeki erkeği, kendi içimdeki karanlığı da keşfettim. Demek ki yazma süreci ille de önce kendi içine bakarak başlamak zorunda değilmiş. Başlangıç noktası başkaları olabilirmiş. Ama o başkalarında kendini de bulabildiğinde dışarıdan vaaz eden bir yazar olmaktan çıkabiliyor insan. Kendiyle de ilgili düşünebildiği için, ahkam kesmek, başkalarına bir fikri dikte etmek değil de yazarın kendisinin de keşfettiği bir süreç oluyor yazı.
Bunların dışında yazdığım her metin bana edebiyata dair de bir şeyler öğretti. Ben yazdıkça roman yazmayı öğrendim. Yazdıkça yeni anlatım biçimlerinin mümkün olduğunu, yazdıkça dilin dönüşümünün ve esnemesinin sonu olmadığını, yazdıkça katmanlar kurmayı, yazdıkça insan zihninin ucu bucağı olmadığını öğrendim.
7.Okurlarınızdan biri kitabınızı kapattıktan sonra yalnızca bir cümle ile sizi hatırlayacak olsa, o cümle ne olsun isterdiniz?
Umarım bitirip kapatmıştır, ama ne olursa olsun okurun düşüncelerine karışılmaz.