Eksik Paragraf: Özgür Çırak’ın Kurgu Evreni
Söyleşi

Eksik Paragraf: Özgür Çırak’ın Kurgu Evreni

İlay Bilgili

Yazarların metinleriyle, kitaplarıyla ilişkisini merak ettiğim Eksik Paragraf’ın bu haftaki konuğu sevgili Özgür Çırak.

 

Çırak’ı 2019 yılında Notabene Yayınları tarafından yayımlanan ve 2020 Türkan Saylan Sanat Ödülü’ne layık görülen ilk öykü kitabı Sıcacık Bir Ev, yine Notabene Yayınları tarafından 2023 yılında okurla buluşan Ormandan Gece Gelen ve İletişim Yayınları etiketiyle 2024 yılında raflarda yerini alan son öykü kitabı Biz de Yarın Güleriz ile ağırlıyorum.

 

Keyifli okumalar.

 

“Salonun kapısından, L koltuğumda yatan adama bakarken pırıl pırıl bir taş sekti göğsümde, ta uzaklara kadar, kalbimdi belki de bilmiyorum.”

 

Özgür Çırak, Biz De Yarın Güleriz’de kendilerinin, kendi zamanlarının farkında olan, o zamanın şimdi değilse bile bir gün mutlaka geleceğine inanan insanların öykülerini anlatıyor. Ama kibirli, “en özel benim” ateşiyle yanıp kavrulan bir farkındalık ya da köksüz bir iyimserlik değil bu.

Etraftaki toz dumanın geçiciliğini, anların ve duyguların kalıcılığını özümsemiş bir farkındalık. Bazen bir perdenin tedirgin eden aralıklığında, bazen ikili ilişkiler arasındaki iplerin kopma noktasına geldiği o tedirginlikte, bazen bir nesneyle kurulan tutkulu bir bağda kendini gösteren insanlık halleri… (Biz de Yarın Güleriz, tanıtım bülteninden)

 

1.Kitaplarınızı yazarken sizi en çok zorlayan öykü hangisiydi ve neden?

Tek te şu öyküyü yazmak benim için zordu veya şuna aylarca uğraştım demem zor. Benim için en zor olan bilgisayarın başına oturmak, yazmak için oturmak. Tembellik ettiğimden mi belki sorumluluğun birazı tembelliğe yazılabilir ama müsebbibi sanırım tedirginlik. Ne anlatacağım, nasıl anlatacağım, iyi anlatabilecek miyim? Lakin illa soruya belli bir cevap vereceksem “Ormandan Gece Gelen” yazarken tutukluk yaptığım kitabımdır.

 

2.Öykülerinizde sessizliğin, anlatılmayanın ya da boşlukların yeri nedir? Okura bıraktığınız kısım için neler söylemek istersiniz?

Sait Faik’in “Alemdağ’da Var Bir Yılan” kitabından beri boşluk bırakıyoruz, eksiltiyoruz, okuru oyunun içine davet ediyoruz. Bunlardan azade bir modern öykü yazılabilir mi, muhakkak yazılabilir, ama ben okur olarak metnin bir parçası olacaksam işte orası boşluktur, eksiltmedir, davettir.

 

3.Kitaplarınızın bir yazar olarak size öğrettiği en önemli şey nedir?

Kitaplarımın bana öğrettiği bir şey yok esasen, ama başka kitaplardan öğrendiğim bir şey var ki yalnızca hikayeler hayatta kalıyor.

4.Yazma ritüeliniz metninizi ne şekilde etkiliyor?

Bir ritüelim var mı onu da bilmiyorum, çokça tedirginlik, beyhudelik havası, şimdi ne güzel kitap okumak, film izlemek, dolaşmak vardı acaba yazmayıp da, diye hiç dinmeyen bir ses. Tabii kimse beni yazmaya zorlamıyor, yazmasam edebiyat da dünya da hiçbir şey kaybetmeyecek ama sadece hikayeler hayatta kaldığı için, bir hikayem olsun, ben öldükten sonra birkaç yıl sürsün istiyorum. Ne sordunuz ben ne yanıt verdim. Ama zaten cevaplar da hep yolda bulduklarım oluyor.

 

5.Bir öykü karakterinizle bir gün geçirme şansınız olsaydı, bu hangi karakter olurdu ve o gün neler yapmak isterdiniz?

İlk öykü kitabım Sıcacık Bir Ev’de Yosun isimli bir öykü var. Öykünün kahramanı da Naim. Naim’le bir akşam oturmak isterdim. O çok istediği istifa dilekçesi hakkında konuşmamız lazım Naim. Naim beni bul.

 

6.Hangi öykünüz ipleri kendi eline aldı ve sizin planınızdan saparak bambaşka bir yere evrildi?

Cevaplarım yolda bulduklarım oluyor diye bitirmiştim galiba dördüncü soruyu, yazdıklarım da çoğu zaman yolda bulduklarım oluyor. Elbette her öyküyü iyi kötü tasarlıyorum ama neredeyse hiçbiri son noktayı koyarken kafamda tasarladığım gibi olmadı.

 

7.Okurlarınızdan biri kitabınızı kapattıktan sonra bir cümle ile sizi hatırlayacak olsa, o cümle ne olsun isterdiniz?

Sanırım aforizma cümlelerle hatırlanmak istemezdim, hikayedeki duygu ile, metnin    okurun ahlaki süzgecinden geçtikten sonra ona kalan kısmıyla hatırlanmak isterim, ya da herhangi bir öykünün karakterinin adıyla. Aslanım Naim veya Mülayim. Tanıştınız mı?

 

8.Sizin için yazmak neyin eksikliğini gideriyor ya da hangi boşluğu dolduruyor?

Doğrusu dört başı mamur yapabildiğim bir şey yok. Yazmak da okumak da buna dahil. Zevklerim çok sınırlı. Tipik bir müdavim hayatı benimki. Edebiyat beni can sıkıntısından koruyor biraz. Bir de Sevda seviyor bir şeyler yazmamı. Onun için de yazıyorum biraz biraz. Onun eğleneceğini, heyecanlanacağını biliyorum. Bazen de salt sevdiklerimizin yüzü gülsün diye yazarız. Ben de öyle yapıyorum.

9.Yazarken kendinize mi daha çok yaklaşıyorsunuz yoksa kendinizden uzaklaşıp bambaşka birine mi dönüşüyorsunuz?

Metin yazarından bağımsız düşünülebilir mi, yazarı mecazen öldürmek fikri edebiyat eleştirisinde hoş bir bakış, zaman zaman da yapıyorum bunu ama bir metni, yazarından, yazıldığı çağdan ve kültürün gelişim çizgisindeki yerinden bağımsız yorumlamak bizi metnin anlatmak istediğinden farklı bir yere, aşırı bir yoruma sürükleyebilir. Ben de yazarken kendime ve aslında çağın insanına yaklaşmaya çalışıyorum.

 

10.Kendi yazınınızdan bir alıntı yapın ya da bir cümlenizin altını çizin desem bu hangi cümleniz olurdu?

Kendi metnimden alıntı yapmamayı tercih ederim. Cımbızlanmış estetik bütünün derdini maskeler gibi geliyor bana. Bırakayım da altı çizili cümlenin eğer bir keyfi varsa zaman ve emek harcayıp okuyanlara kalsın.

 

Sorular ve nazik davet için teşekkür ederim. Bu vesile ile ben de bir kere daha yazmak üzerine düşünmüş oldum.