Kelimelerin sihrine inanan Esra Kahya’nın romanı “Tepsideki Melek” 2025 yılında İletişim yayınlarından çıktı. “Kambur” romanıyla Tanpınar Edebiyat Ödülünü alan Kahya’nın “Tepsideki Melek” romanı üzerine çok konuşuldu. “Benim Rüyalarım Hep Çıkar” öykü kitabını da okuyan bir okur olarak yapılan söyleşi ve yazılan eleştiriler ışığında yeni yeniden bir söyleşi yapmak istedim.
A.A. Edebiyatta Tanpınar ödülüne layık görülmüş bir romanla tanınmak nasıl bir his anlatır mısınız?
E.K. Ahmet Hamdi Tanpınar benim için söz cambazı, kelime doktoru, büyük usta. Eşyaya ruh üfleyen, karakterlerinin ruhunu didik didik eden, bir cümleyle dağıtan, bir susmayla toparlayan, söze musiki katan büyük usta… Lise yıllarımdan beri hayranı olduğum iki kalemden biri. Onun adıyla anılan bir yarışmada ödül almış olmak; kalemime kanat, hayalini bile kuramayacağım bir düşü yaşamak, ömrüm boyunca gururla taşıyacağım bir nişan. Yolun taa en başında, omzuma bir melek konmuş gibi. Ne zaman sağ yanıma dönsem, onu görüp gülümsüyorum. O da bana gülüyor. Yekpare, geniş bir anın parçalanmaz akışında biz ikimiz…
A.A. Kitaplarınıza aklınıza düşen ilk cümleyle başladığınızı ifade ediyorsunuz, olay örgüsünü akışına bırakarak yazmak yazınsal sürecinizi nasıl etkiliyor? Bu seçiminizi yazarların tercihleri açısından açıklayabilir misiniz?
E.K. Evet, ilk cümle ile yazıyorum. Olay örgüsünü akışa bırakınca kendimi daha özgür hissediyorum. İlk cümle toprağa düştükten sonra karakterleri, atmosferi, kurguyu, çatışmayı, metaforu, olması gereken ne varsa beraberinde getiriyor. Bu geliş anını bizzat yaşıyor olmayı seviyorum. Karakterlerin hırkasını giymekten ziyade, onların bedenine girip onlarla yürümeyi, gidecekleri yolu kendilerinin tayin etmesini, o anı yaşamayı tercih ediyorum. Kurgu ilerledikçe geldiğimiz noktaya şaşırmak, bende okurun yaşadığına benzer bir hazza, bir şaşkınlığa sebep oluyor. Süreci nasıl etkilediğini sormuşsunuz. Böyle yazabiliyorum, daha özgür, daha özgün. Yazarken buna hiç takılmıyorum, ileride neler olacak endişesi taşımıyorum. Kervan yolda düzülürcülük bu. Kimi kılı kırk yarar, kurgusunu günlerce, aylarca kafasında gezdirir; kimi önce finali bulur, sonra metnin matematiğini oluşturur. Herkesin yoğurt yiyişi işte. Kurguyla yazmayı denediğim zamanlar, kendimi kapana kısılmış hissediyorum. O akışa uygun ilerlemek zorundalığı, kelimelerimin aksamasına neden oluyor. Yazmak, beni rahatlattığı sürece kıymetli. Sancılı bir hale dönüşmesi, kalemime iyi gelmiyor. O nedenle ilk cümlenin kutsiyetine inanıyorum.
A.A. Dile yenilik katan “Haykıra höyküre”, “susuşmak”, “sevceleşmek”, “sarışmak”, “yutuşmak”, “çımçırıl”, “şirinlemek” gibi kelimelerinizle ve “Dövünsen de sövünsen de”.“Hepsine kusuldu. Tadımız kaçıldı”, “Aralarından bir geçmiş geçti.”,“…aklımın kesmediği konularda çaylarca konuşurdu.” Cümleleriniz kulaklarımızda farklı bir tını bıraktı. Dile getirmek istediğiniz bu yeni soluktan bahsedebilir misiniz?
E.K. Yeni bir soluk getirmek gibi bir gayem hiç olmadı. Az evvel de söyledim, yoğurt yeme meselesi. Özgünlük diyebilirsiniz. Yolun başından beri, ki hâlâ yolun başındayım, hep şunu söyledim: Kelimelerin sihrine inanıyorum. Onların her manaya gelebileceğine, eklenip çıkarılabileceğine, kırılıp büküleceğine, mümkünlüğüne, dipsizliğine, bir umman olduklarına… inanıyorum. Hal böyle olunca da metin hangi kelimeyi nasıl taşımak isterse o halde kullanıyorum. Türkçe öğretmeniyim, kuralları biliyorum. Lakin kelimeler pranga vurulmayacak kadar özgür olmalı. Kımıl kımıl. Canlı. Dünya üzerindeki milyarlarca insanı bir arada tutan asıl şey onlar. İletişimin temeli, birçok şeyin nedeni ve sonucu. Bu kadar önemli misyonu olan kelimeleri sınırlamayı, daraltmayı, özgürlüklerini ellerinden almayı istemiyorum. Bugüne kadar o şekilde kullanılmadı diye bundan sonra da öyle kullanılmayacak diye bir dayatmayı kabul etmiyorum. Yapım ekleri böyle bir şeyi mümkün kılıyorsa neden yapmayayım? Kulağa farklı gelen tınılar, alışılagelmediğinden. Bundan sonra böyle kullanılacak/alışılacak diye bir iddiam da yok. Kaldı ki, ben bunu bile isteye yapmıyorum. Kurgusuz yazmanın özgürlüğüne bağlı olarak bu bahsettiğiniz kelimeler, kendiliğinden gelip konuyor metne. Yeni bir soluk getirmek değildir amacım, tamamen kelimelerin tercihidir. Öyle olmak istedikleri için.

