‘‘Garip bir odanız varmış. Aynı zamanda kafamda canlandırdığımdan daha farklı görünüyorsunuz?’’
‘‘Kafanızın içinde nasıl görünüyordum ki?’’
‘‘Hippi tarzı belki. Açıkçası karşımda biraz çılgın bir karakter görmeyi bekliyordum. Oldukça sıradan gözüküyorsunuz’’
‘‘Anladım, o zaman önyargınıza yenik düştüğünüzü söyleyebilir miyiz?’’
‘‘Arkadaşım, sivri dilli olduğunuzu söylemişti. Yanılmamış. Gerçekten dedikleri doğru mu? Buraya gelmek için ülke değiştirdim. Zamanımın boşa gittiğini duymak büyük bir hayal kırıklığı olur.’’
‘‘Dedikleri doğru olmasa bile zamanınızı boşa harcamadınız. Neticede başka bir ülkeyi ziyarete geldiniz. Son günlerinizde başka bir diyarı keşfetmek kulağa pek kötü gelmiyor. Öyle değil mi?’’
‘‘Se… Sen bunu nereden biliyorsun? O mu söyledi sana? Öleceğimi nasıl anladın, yeteneğin sayesinde mi? Ne saçmalıyorum ben. Zayıf düşen vücudum kendini ele veriyor sanırım.’’
‘‘Ölümün pençenizde olduğunu anlamam için özel yeteneğime ihtiyacım yok. Gözleriniz bayım, öleceğinizi gözleriniz söylüyor.’’
‘‘Hayat ışığını kaybetmiş gözlere sahibim, diyorsun yani. Takdir etmeliyim ki: ağzınız kesinlikle iyi laf yapıyor. Neden sizi görmeye geldiğimi biliyor musunuz?’’
‘‘Sönmeye yakın diyelim. Ama unutmayın: Sönmek üzere olan ışık en beklenmedik anda parlayabilir. Neden buradasın sorusunu sormama izin dahi vermediniz. Olmadı bu. Buraya gelme sebebiniz bence bariz. Onca yolu aşıp yanıma gelmenizin sebebi keşkeleriniz.’’
‘‘Söyleyin bana, görüşmemizi ayarlayan dostumun bahsettiği yeteneğe sahip misiniz? Yoksa bu da bir çeşit dolandırıcılık yöntemi mi? Konu maddiyatsa gerçeği söylemeniz için para verebilirim. İnsanın sayılı günü kalınca parayı dert etmeyi bırakıyor. Samimi olmam gerekirse anlatılanlar kulağa peri masalı gibi geliyor.’’
‘‘Endişenizi anlayabiliyorum. Kelimelerin gücünü kullanarak insanları kandırmak günümüzün can sıkıcı sorunlarından birisi. Lakin size sormak isterim: Dört buçuk milyarı aşkın yıldır var olduğu söylenen dünyada özel yeteneklere sahip kişilerin var olma ihtimali sizce de yok mu? Sanırım, sözlerimle sizi inandırmaya çalışmaktansa eylemlerimle merakınızı gidermem gerek. İsterseniz daha fazla zaman kaybetmeyelim. Size ilettiğim kuralları uyguladınız mı? Aksi takdirde başlayamayız.’’
‘‘Bir hafta boyunca sadece su içme şartını mı söylüyorsunuz? Öyleyse, anlam veremesem de kurala uydum. Açıkçası aç mıyım değil miyim artık anlayamıyorum. Her şey gibi insan açlığa da alışıyor.’’
‘‘Güzel. Bilmenizi isterim ki kuralları ben koymuyorum.’’
‘‘O zaman, belki de kuralları koyan kişiyle görüşmeliyim.’’
‘‘Ölülerin sizle konuşacaklarını sanmıyorum. Belki öldükten sonra kuralı koyan atalarıma sorabilirsiniz.’’
‘‘Bakıyorum da acımasızsınız.’’
‘Kesinlikle değilim. Her canlı ölümü tadacaktır. Son yokmuşçasına yaşayan insan gibi sonu bekleyen insan da ölecektir. Ölümden korkanda ölümü kucaklayanda son nefesini verecektir. İster toprağın altına gömülelim, isterse vücudumuz ateşin sıcaklığıyla yansın bu dünyaya elbet veda edeceğiz.’’
‘‘Hepimizin öleceği gerçeği yaşadığımız hayatları değersiz kılmıyor mu? Milyarlarca ölen insandan sadece biri olacağız.’’
‘‘Sorunuzun cevabını verme yetkisine sahip değilim. Aslında kimse değil. Yetkili olan kişi sadece sizsiniz. Ölümü birazcık erteleyelim. Ne dersiniz?’’
‘‘Başlamadan önce merak ettiğim şeyi sormak istiyorum.’’
‘‘Tabii ki, dinliyorum.’’
‘‘Yeteneğini nasıl keşfettin? Doğuştan mı sahiptin? Sonradan olduysa ne oldu da anladın?’’
‘‘Doğduğum andan itibaren bu yeteneğe sahip olup olmadığım sorusu ailem tarafından sorulmaya başlanmış. Anlaşılan sahip olduğum şey nesilden nesile düzenli bir şekilde geçmiyormuş. Benden önce bu yetenekle kutsanmış son kişi babamın babasının babasıymış. Doğal olarak tüm ailem kutsanmış olduğuma inandı. Aile arasında lakabım kutsanmış çocuk oldu. Kuzenlerim, amcam, halam hatta kardeşim bile beni kıskandı. Şu an düşünüyorum da gerçekten kutsandım mı yoksa lanetlendim mi emin değilim.’’
‘‘Neden lanetlenmiş olabileceğin kanısındasın?’’
‘‘Sebebini keşke anınızı deneyimledikten sonra söyleyeceğim. Şimdi gelin böyle. Gördüğünüz taşın üzerine uzanın. Telefonunuzu kapattınız diye umuyorum. Herhangi bir elektronik eşya olmaması gerek. Radyasyon yayabilecek her şeyden uzak durmamız şart.’’
‘‘Girişte yazan telefonlar kapalı olmak zorundadır tabelasını görmemek için kör olmam lazım. Merak etmeyin, telefonumu kapınızı çalmadan önce kapattım.’’
‘‘Kurallara uyduğunuz için teşekkür ederim. Adım adım gidelim. Uzanmadan önce lütfen çoraplarınızı çıkarın. Ayaklarınızın taşla temas halinde olması gerekiyor.’’
‘‘Bu nasıl mümkün olabilir? İnanılmaz. Bu taş çok soğuk. İçerisi sıcacık olmasına rağmen uzandığım taş nasıl desem sanki Antarktika’da olduğumu hissettiriyor.’’
‘‘Bu daha başlangıç. Şaşırmak için çok erken. Şimdi lütfen başınızı kaldırın. Su kovasını olması gerektiği gibi yerleştirmem elzem.’’
‘‘Nereden buldun bu suyu? Buzullardan mı getirdin? Kafam soğuktan adeta titriyor. Neden başım su içinde olmak zorunda anlayamıyorum. Çok saçma değil mi? Nasıl bir mantıklı açıklaması olabilir ki?’’
‘‘Bir makine olduğunuzu varsayın.’’
‘‘Makine mi?’’
‘‘Evet, çok fazla ısınan makineye ne olur?’’
‘‘Çalışmaz hale mi gelir?’’
‘‘O makine üretilen enerjiye dayanamaz. Aşırı ısındığı için patlar. Yapmış olduğum her şeyin bir sebebi var. Çoraplarınızı çıkarmanız, varlığını anlayamadığınız garip taş ve kullandığım su hepsi bir çarkın olmazsa olmaz parçaları. Sizi korumak için bunlar şart. Aksi takdirde beyniniz yanacak. Vücudunuz yapacağımız şeyi kaldıramayacak ve öleceksiniz.’’
‘‘Duyduklarım çok saçma geliyor ama bir yandan da doğru söylediğinize içten içe inanıyorum. İnanmak istiyorum. Arkadaşım olacak salak o kadar şey anlattı ama bu detaylardan bahsetmedi.’’
‘‘Muhtemelen anın büyüsünü kaçırmamak için sizden saklamıştır. Kuşkunuzu ortadan kaldırma zamanı geldi, geçiyor bile. Şimdi gözlerinizi kapatın. Vücudunuzu titreten soğuğa alıştığınızdan eminim. İnsan hayatı aynı zamanda keşkeler hayatıdır. Hepimiz keşkelere sahibiz. Büyük yazarlar boşuna ne yaparsak yapalım pişman öleceğiz dememişlerdir. Pişmanlıklarımız aslında keşkeleri oluşturur. Dostunuz yaşadığı deneyimi size nasıl aktardı fikrim yok ancak süreci bizzat açıklamak isterim: Sizin hayatınızın tamamını göremiyorum. Sahip olduğum yetenek insanların keşkelerini görmemi sağlıyor. Bunun içinse yaşanan olayı spesifik olarak bilmem gerekiyor. Örnekle açıklamam gerekirse: Birinin geçmişte sevdiği kadını görmeye gittiğini düşünün. Zamanında vermiş olduğu karar keşke yıllar önce onu görmeye gitmeseydim demesine neden olduğunu farz edelim. İşte yeteneğim sayesinde sevdiği kadını görmeye gitmediği gerçekliği görebiliyorum. Peki bu gerçekliği nasıl görebiliyorum? O kişinin rüyası sayesinde spesifik olan keşkeyi görebiliyorum.’’
‘‘Tam anlayamadım ama rüyadan bahsettin. Şu an hiç uykum yok. Her bir keşke için uykumun gelmesini mi bekleyeceğiz?
‘‘İster uykudan yeni uyanmış ol istersen saatlerce uyumuş ol önemi yok. Saniyeler içinde uyku bastıracak, göz kapakların ısrarla kapanmak isteyecek. Neler olup bittiğini anlayamadan uyuyakalacaksın. Gözlerini kapalı tutmayı sürdür. Elimi alnına koyacağım. Endişelenme. Bu da sürecin bir parçası. Başlamamak için sebebimiz kalmadı. Başlayalım artık. İlk keşke anını duyalım. Ardından kafanın içinde canlandırmanı istiyorum. O zamanı, kişiyi veya anı düşünmen gerekiyor. Hazır mısın?’’
‘‘Tek yapmam gereken gözlerimi kapalı tutmak ve keşkemi sana söyledikten sonra kafamda canlandırmaya çalışmak. Aklıma ilk gelen şeyle başlamak istiyorum.’’
‘‘Sahne sizin bayım. Hazır hissettiğiniz an başlayalım.’’
‘‘Aklıma ilk gelen şeyin onun olacağını tahmin etmiştim. Hatta içten içe biliyordum. Beni gerçekten seven kadınla evlendim. Bana üç çocuk bahşetti. Çocuklarımın annesi oldu. Onları olabilecek en iyi şekilde büyüttü. Tüm bunlara rağmen onu sevemedim. Sevmek için çok çabaladım fakat kalbim buna izin vermedi. Geçen onca yıla rağmen Katherine’ı kalbimden söküp atamadım. En güzel rüyalarımın kahramanı, kabuslarımın ise başkahramanı oldu. Tanışma hikayemiz olağanüstü ya da dillere destan değildi. Onunla lisede tanıştım. Katherine’ı gördüğüm an aşık oldum. Ona aşık olmayı ben seçmemiştim. Benim suçum yoktu. Aşık olmakta istememiştim ama ne yapalım insanın elinde olan bir şey değil bu. Aynı sınıftaydık. Hislerim o zamanlar platonikti. Kötü bir ilişkimiz yoktu ama lise boyunca asla çok yakın olmamıştık. Zaman zaman flört ettiğimizi sansam da asla sonraki aşamaya da geçememiştik. Flört ettiğimizi düşünen tek taraf muhtemelen bendim. Saçma hayallere kapılıyordum. Belki şans belki de kader adına ne denirse densin lise sonrası da kendimizi aynı okulda bulduk. Her insan olayları farklı yorumlar. Aynı manzarayı gören iki insan bile birbiriyle tezat hislere kapılabilir. Bense bu tesadüfü Tanrı’nın bana vermiş olduğu ikinci şans olarak yorumladım. Herkesin yabancı olduğu, bilinmezlikle süslenmiş üniversitenin ilk gününde birbirimizi bulduk. Doğup büyüdüğün şehirden, ailenden uzaklaşıp başka şehre taşındın mı insan başta biraz bocalar ve garip hisseder. Bu garip hissiyatı en aza indirmenin yolu eski hayatından tanıdık birilerine sahip olmaktır. İşte bu sebepten ötürü Katherine ile daha yakın olduk. Tüm mazimizi anlatmaya kalksam ikimizde muhtemelen sıkılırız. Kısaca inişli çıkışlı bir ilişkimiz olduğunu söyleyebilirim. İlişkimize asla isim koyamadık. Birbirimizden uzaklaşmaya çalışıyor fakat mıknatıs gibi birbirimizi çekiyorduk. Uzaklaşmaya çalışsak bile çekim gücüne karşı mağlup oluyorduk. Sahip olduğumuz şey insanların toksik dediği türdendi. Neden böyleydik bu yaşıma geldiğim hala tam olarak bilmiyorum. Her gönül bağının kendi özellikleri olurdu ki bizimki de maalesef bu şekildeydi. Yine de öyle ya da böyle hayatımın merkezinde yer aldığı için çok mutluydum. Yaşamdaki en korkutucu şeyin zaman olduğunu düşünürüm. Gençlik zamanlarımızda zamanın ne kadar tehlikeli bir şey olduğunu fark edemeyiz. O zamanlar kendimi başkalarına kıyasla akıllı sanıyor olsam da ben de fark edememiştim. Zaman akıp gitti ve göz açıp kapatıncaya kadar okuldan mezun olduk. Lisede olduğu gibi çoğumuz üniversite sonrası da yakın gördüğümüz insanlardan bile uzaklaşırız. Birkaç yakın arkadaş dışında dışarıda vakit geçirdiğin insan pek olmaz. Hayat kurma stresi olsun, hayatta kendini bulma çaban olsun odak noktalarımız değişir. Şunu biliyordum ki beraber olabilmemiz için son şansımız mezuniyet balosuydu. Belki hemen olmayacaktı ama elbet birbirimizden kopacaktık. Katherine çok güzeldi. Büyüleyiciydi. Birçok erkekten balo için teklif aldığını biliyordum ama o beni bekliyordu. Benimle baloya gelir misin sorusunun dudaklarımdan dökülmesini istiyordu. Her şeye rağmen ondan vazgeçemeyeceğimi hissediyordum. Cesaretimi topladım ve elimde tek dal beyaz gül ile bana eşlik etmesini istedim. Cevabı sözlerle olmamıştı. Güzel gülümsemesi ile evet cevabını almıştım. Sayılı gün çabuk geçer derlerdi fakat balo gününü beklediğim günler geçmek bilmemişti. O kadar sabırsızdım ki zaman makinesi icat edip balo akşamına ışınlanmak istiyordum. Akmamaya yemiş etmiş zamanda elbet geçti ve tarihler balo gününü gösteriyordu. Onu evinden alacak şekilde sözleşmiştik. Ne giyeceğini bilmiyordum. Ailesiyle birkaç kez görüştüğümden üzerimde gerginlik yoktu. Babamın arabasını ödünç almıştım. Yol boyunca üzerimde hafif yoğunlukta gerginlik hissettim. Evlerinin önüne geldiğimde başta hemen inemedim. Birkaç dakika arabada kendimle baş başa kalmak istedim. Hazır hissettiğimde hadi bakalım dedim kendi kendime ve arabadan indim. Yavaş adımlarla kapıya doğru yürüdüm. Geriye tek adım kalmıştı. Derin nefes aldım ve nazikçe zillerine bastım. Kapıyı açan annesiydi. Aynı Katherine gibi gülümsedi. Güzel gülüşünü annesinden almıştı. Ardından ‘gelecek şimdi, hazır mısın?’ diye, sordu. Merdivenlerden inmeye başlayan ayak seslerini duyabiliyordum. Sesin geldiği yöne doğru başımı kaldırdım. Merdivenlerden inip yanıma gelmesi kaç saniye sürdü bilmiyordum. Tek bildiğim sanki o an zaman benim için durmuştu. O kadar güzeldi ki gözlerimi ondan alamamıştım. Üzerindeki beyaz elbisesiyle adeta meleği andırıyordu. Bu dünyaya ait değil gibiydi. Güzelliği için destanlar yazılabilirdi. En yakın dostuma bile anlatamadığım, hayatım boyunca kimseyle paylaşmadığım bir şeyi sana söyleyeceğim: O gece ona evlenme teklifi edecektim. Biriktirdiğim tüm parayla ona yüzük almıştım. Üzerimdeki gerginliğin altında yatan gerçek sebep buydu. Hayat bilinmezliklerle doluydu. Ne olacağını öngöremiyorduk fakat emin olduğum tek şey oydu. En azından öyle olduğunu sanıyordum. Başlangıcından itibaren balo hayallerimde kurduğum gibi geçmişti. İnsanların gözleri bizim üzerimizdeydi. Övünmek istemem ama en şık çift bizdik. Güzel bir akşam geçirmiştik. Ortak arkadaşlarımızla içki eşliğinde uzun uzadıya sohbet etmiştik. Yaşanmışlıklar ve gelecekte bizi bekleyen olasılıklar hakkında konuşmuştuk. Genel olarak herkes hotel seçimini ve ortamı beğenmişti. Herhangi bir tatsızlık da genel olarak çıkmamıştı. Sohbet muhabbet derken saatler geçiverdi. Gecenin sonlarına doğru onunla yalnız konuşmak istediğimi söyledim. Hotelin deniz manzaralı terası saatler sonra sonunda boştu. Herkesin fotoğraf çekilmek için ilk durağı teras olmuştu. Loş ışıkların korkutucu denizi aydınlattığı teras evlilik teklifi için mükemmeldi. Ellerinden tuttum ve onu teras kısmına götürdüm. Rüzgarın esintisi, dalgaların şarkı söyleyen sesleri kısacası her şey olması gerektiği gibiydi. Hatta her şey fazla iyiydi. Sevgiyle ona seslendim. Gözlerim cennet bağlarına ait yeşil gözleriyle buluşmuştu. Sadece o gözler için insan yıllarını heba edebilirdi. Birbirimize aşkla bakıyorduk. Bu kez lisedeki gibi değildi. Platonik olmadığını tüm benliğimle hissedebiliyordum. O gece onu öpme şansım vardı. Ona doğru bir adım ilerleyecek ve belinden tutup onu kendime çekecektim. Ardından dizlerimin üzerine çöküp eşim olmasını isteyecektim. Ama her zaman bir ama vardır. O adımı atamadım. Belinden tutup onu kendime çekemedim ve onu öpemedim. Emin olduğumu sandığım şey de yanılmıştım. O an bunun doğru olan şey olduğunu hissetmedim. İçimdeki ses adeta çok büyük hata yapmak üzeresin diyordu. Belki de o an farklı insanlar olduğumuzu anlamıştım. Yine de öğrenmek istiyorum. Keşke o gece onu, Katherine’i, öpseydim.’’
‘‘Onu öpmeniz halinde yaşayacağınız hayatı gördünüz. Nasıl buldunuz?’’
‘‘Ne desem bilemiyorum. Sanırım kelimenin tam anlamıyla hayal kırıklığını olduğunu söyleyebilirim. Hayallerimdekiyle tamamen tezat. Rüyalarımı güzelleştiren Katherine ile sahip olacağım hayatın bu denli kötü olacağını söyleseler hayatta inanmazdım.’’
‘‘Hayallerle gerçekler bazen kesişir bazen de teğet geçer.’’
‘‘Demek, onu öpüp evlenme teklifi etseydim bana evet diyecekti. Evetle başlayan hikayemiz mutlu sonla değil, hüsranla bitecekti. Maddi açıdan ona yetemediğimden dolayı beni aldatacaktı. Şirketi büyütmek için harcayacağım parayı Katherine tatmin olsun diye harcayacağımdan yerimde sayacaktım. Kıçımı yırtmama rağmen beni yeterli görmeyecek ve ona daha fazlasını sunan ilk adamla kaçacaktı. Katherine olsaydı şu an sahip olduğum başarıların hiçbirine sahip olmayacaktım. Beni terk ettikten sonra kendimi alkole verecektim. İnsanların acıyacağı tarzda birine dönüşecektim. Ailem bile benden utanacaktı. Hatta bir dönem evsiz kalacaktım. İmparatorluk haline getirdiğim şirket de batacaktı. İnanılır gibi değil. Bana aşkla bakan Katherine gerçekten de bu kadar değişecek miydi? Ben mi gerçek yüzünü görememiştim? O zamanlar aşk gözlerimi kör mü etmişti? Hayatımın ışığı olduğunu düşündüğüm kadın cehennemim olacaktı.’’
‘‘Unutmayın. İnsanlar değişir, en çok da değişmez dediklerimiz.’’
‘‘Bu görmüş olduğum mutlak gerçek mi? Katherine ile mutlu olduğum olasılıklar yok mu?
‘‘Maalesef, mutlak gerçek. Peki size sormak isterim: Bir zamanlar aşık olduğunuz kadınla sahip olabileceğiniz şey mutlu bir hayat olsa bu sizi daha çok üzmez miydi?’’
‘‘Hangisi daha kötü karar veremiyorum.’’
‘‘Katherine denen kadın ile evlenmeniz halinde yaşayacağınız hayatı gördünüz. Gördüğünüz manzara sizin için sarsıcı olmuş olmalı. Biraz dinlenmek ister misin?’’
‘‘Kendimi iyi hissediyorum. Durmak istemiyorum. Cevabını merak ettiğim çok önemli bir şey var. Mümkünse devam edelim.’’
‘‘Tabii ki. Bundan sonra dinlenmeniz lazım. Unutmayın, kendinizi makine gibi düşünün. Bu suya rağmen fazla zorlamamalıyız. Öyleyse, keşkenizi duyalım.’’
‘‘Üç çocuğum olduğunu az önce dile getirmiştim. Oğlum ile ilişkimiz uzun zaman önce bitti. Çocukluğundan beri onu çok sert yetiştirdim. Kendi babamdan böyle görmüştüm. Doğru olup olmadığı konusunda emin olmasam da bende oğluma bu şekilde davrandım. Babama benzemeyeceğim deyip dursam da nihayetinde onun küçük bir kopyası oluvermiştim. Oğluma karşı bazen sınırımı aştım. Onu küçümsedim. Yaptığı hataları belki de olduğundan daha büyük gösterdim. Bu davranışlarımın altında yatan kendimce yüce sebebim vardı. Şirketin başına geçirmeyi düşündüğüm için onu hazırlamam gerektiğini düşünüyordum. Şu an anlıyorum ki bunu bahane olarak kullanmışım. Damlaya damlaya göl olur diye boşuna demiyorlar. Oğlum da içine atıp durdu her şeyi. Gözlerinden anlıyordum bana karşı olan öfkesini. Elbette bir gün patlayacaktı. Uzun süre içine atılmasından ötürü yanardağın patlaması gibi ölümcül oldu. Ailemiz dağıldı desem yeridir. O 21 yaşındayken sebebini dahi hatırlayamadığım bir şeyden ötürü tartıştık. Benim için küçük olan bu meseleye tepkisi ağırdı. Tartışma her geçen saniyede biraz daha büyüdü ve tatsız şeyler yaşadık. Oğlum o gün evi terk etti. Bir daha da dönmedi. Bunun üzerinden 10 sene geçti. Ne yaptığını, nasıl bir hayat yaşadığını karım aracılığıyla öğrenebiliyorum. Tek sevincim bensiz olmuş olsa bile oğlumun başarılı olmuş olması. Benden bir kuruş almadan kendi fikirleriyle iyi yerlere geldi diyebilirim. Yine de hangi baba oğluyla böyle olmak ister ki? Keşke ona daha iyi davranıp, onu istemediği şeyler için zorlamasaydım.’’
‘‘Elimi alnınıza koyacağım. Gözlerinizi kapatın lütfen. Başlıyoruz.’’
‘‘En azından bu kez iyi hissettim diyebilirim. Sonucun Katherine gibi olması ruhumda kalıcı hasar bırakabilirdi. Kendimi uzun yıllar suçladım. Hala da hatalı olduğumu düşünüyorum ama görüyorum ki tam zıttı davranmak daha kötü sonuçlara yol açacakmış.’’
‘‘Oğlunuza karşı sert olmasaydınız şimdi olduğu gibi hırslı ve başarılı olmayacaktı. Sizi uzun süre zorba ve katı biri olarak görmüş olsa bile bilinçaltına işlemişsiniz. Bir şeyler başarmalıyım, kendimi göstermeliyim hissiyatını oğlunuzda oluşturmuşsunuz. Evi terk etmeseydi kendi yolunu asla çizemeyecekti. İnsanın bazen kendini bulabilmesi için herkesten ve her şeyden uzaklaşması gerekir. Gördüğünüz gibi ona karşı katı olmak yerine çok iyi davransaydınız, diğer bir deyişle isteklerine kolayca ulaşmasını sağlasaydınız toplumun istediği bir birey olamayacaktı. Kaç yaşına gelirse gelsin size bağımlı olacaktı. Sizin her daim ona yardım edeceğinize inanacaktı. Şirketi ona emanet edecek ve o da birkaç yıla kalmadan işleri batıracaktı. Sonuç olarak güçlü karakter yerine silik biri olacaktı. Suçlu olduğunuzdan emin olduğunuz bir şey aslında iyi sonuçlar vermiş. Hangi versiyonu tercih edeceğiniz beni ilgilendirmez. Yorumumu isteyecek olursanız oğlunuzu hayata iyi hazırlamışsınız derim.’’
‘‘Teşekkür ederim. Üzerimden büyük yük kalktı. Her ne kadar oğlumu görememek kalbimin en derin yerini bile acıtıyor olsa da onu rüyadaki gibi görmek istemezdim. Kendi muhtemelen asla bilmeyecek belki de ben göçtükten sonra fark edecek ancak gördüğüm manzara sonrası kesinlikle söyleyebilirim ki pişman değilim.’’
‘‘Bunu duyduğuma sevindim. Geriye kaç tane keşkeniz kaldı? Belli etmiyor olsam da bu süreç benim için de oldukça yorucu. Bedenim aynı gün içerisinde en fazla beş kere bu işlemi yapabiliyor.’’
‘‘Düşünecek olursam onlarca hatta yüzlerce keşke diyebileceğim durum ve olaylar bulabilirim ama buraya gelmeden önce cevabını bulmam gereken üç soru olduğuna karar kıldım. Diğerlerini bilmesem de olur. Bu üç sorudan birincisi Katherine’di. İkincisi az önce gördüğümüz oğluma ilişkindi. Anlayacağınız sizin yeteneğinize danışacağım son bir keşkem kaldı.’’
‘‘Anladım. Siz nasıl isterseniz. Öyleyse sonuncuya geçmeden önce biraz dinlenelim. Taşın üzerinden kalkabilirsiniz. Endonezya’dan getirttiğim çok güzel kahvem var. Ondan içelim ne dersiniz?’’
‘‘İçelim bakalım. Ölümün kıyısında gezdiğim bu dönemde yeni deneyimlere yok diyecek değilim. Eskiden her şeye hayır diyen huysuz adamın biriydim. Neden böyle biriydim gerçekten bilemiyorum. Sanırım hala da öyleyim aslında.’’
‘‘Benim tanıştığım versiyonunuz kesinlikle huysuz değil bayım. Madem yeniliklere açıksınız. Kahvemizin yanında da güney Amerika’dan hediye olarak gelen romlu keki de yiyelim.’’
‘‘Maşallah. Her şey başka topraklardan. Yiyelim, anasını satayım.’’
‘‘Hazırlıyorum o zaman. Buyurun koltuğa geçin. Beş dakikaya gelirim.’’
‘‘Kek şahane duruyor. Kahvenin de kokusu çok yoğun.’’
‘‘Tatlarına bakın. Kaç puan vereceksiniz merak ediyorum.’’
‘‘Kek görünüşünden de güzel. Tatlı ile pek aram yoktur ama bunu doyasıya yerim gibi. Bakalım nasılmış.’’
‘‘Evet, ne düşünüyorsunuz?’’
‘‘Efsane. Çok beğendim. Kahve de güzel ancak çok sert kahve sevmiyorum artık. Puanım sen sevin diye değil on üzerinden dokuz.’’
‘‘Beğenmenize sevindim. Şanslısınız. Kekten birkaç kutu gelmişti. Elimde kalan son bu. Onu da sizle paylaşıyorum. Size kısmetmiş.’’
‘‘Öyleyse, şanslıyım gerçekten. Hazır dinleniyor ve sohbet ediyoruz. Seans sonrası anlatırım dediğiniz şeyi şimdi anlatabilir misiniz? Böylesine özel bir yeteneğin neden lanet olduğunu düşünüyorsunuz?’’
‘‘Bu sorunun geleceğini biliyordum. Bunun tek bir sebebi yok aslında. Öncelikle tahmin ettiğiniz üzere yanıma gelen ilk kişi siz değilsiniz. Aklınızın alamayacağı sayıda kişi bana danışmak üzere geldi. Kendi keşkelerini öğrenmek istediler. Can sıkıcı sorun kendi adıma şu ki: Ben kendi keşkelerimi göremiyorum. Bu yeteneğimi kendi üzerinde kullanamıyorum. Birçok kez denedim fakat ne yaparsa yapayım ne kadar ustalaşırsam ustalaşayım sonuç hep aynı kaldı. Dile getirdiğim bu can sıkıcı unsur en fazla yan unsur olabilir. Lanetlendiğimi düşünmemin ana sebebi başka bir hayata sahip olamıyor olmam.’’
‘‘Nasıl başka bir hayata sahip olamıyorsun?’’
‘‘Biz insanlar hatta hayvanlar yemek yemezsek ve susuzluğumuzu gidermezsek ne olur? Vücudumuz bu durumu kaldıramaz ve ölürüz. İşte benim içinde durum tıpatıp aynı. İnsanların keşkelerine bakmadığım takdirde beni bekleyen şey ölüm.’’
‘‘Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir? Hem mümkünse bile nereden biliyorsun?’’
‘‘Bizzat deneyimledim. İnsanların keşkelerine bakarak ta çocukluktan yeterli denebilecek servet edindim bile. Benim de herkes gibi heveslerim, hayallerim olamaz mı? Gözlerimi açtığım andan itibaren kaderim belliydi. Tüm ailem hayat amacımı bilerek doğduğumu söyledi. Hayat sizce de bir keşif değil mi? Gözlerimizi açtığımız bu garip yerdeki amacını bulmak için çabalamaz mı insan denen varlık? Bazıları bu amacı bulur bazıları ise bulamadan son nefesini verir. Yine de güzel olan o yoldaki arayıştır. İşte ben buna asla sahip olamadım. Bir süre kendi heveslerimin üzerinden koşmaya çalıştım. Yeteneğimi kullanmamı isteyen insanları reddettim. Günler geçtikçe vücudum katlanılmaz bir acıyla doldu. Doktorlar teşhis koyamadı. İlaçlar etki etmedi. Dünyada adı konulmamış garip bir hastalık sizinki dendi. Her geçen saniyede ölüme biraz daha yaklaşıyordum. Ailem bunun babamın babasının babasında da görüldüğünü, tek çözümün keşkeleri görmeye devam etmek olduğunu söyledi. İnanmak istemesem de haklı çıktılar. Ölmek istemiyordum. Bilinmezlik korkutucuydu. Hiçbir şeyin deva olamadığı hastalığım yanıma gelen birinin keşkelerine bakmamla sanki asla var olmamışçasına ortadan kayboldu. Pişmanlıklar yaşayamamak, keşkelere sahip olamamak lanetlenmekle eşdeğer değil midir? Hayatım hiçbir zaman bana ait olmadı. Olamadı.’’
‘‘Kulağa gerçekten trajikomik geliyor. Bu yeteneğe sahip olabilmek hem lütuf hem de lanetin ta kendisi gibi. Sizce de bunun üzerine sigara yakılmaz mı be?’’
‘‘Sizin de dediğiniz gibi anasını satayım yakalım birer dal.’’
‘‘Sigaranız da başka ülkeden mi gelme?’’
‘‘Yok bu seferlik lokal takılıyoruz. Buyurun, yakayım sigaranızı.’’
‘‘Normalde sigara içmemem gerek ama böyle bir günde kuralları unutmuş gibi davranacağım.’’
‘‘Öyleyse, tek dal bayım. Başka vermem ona göre.’’
‘‘Sağlımı düşündüğünüz için teşekkür ederim. Hayatınız boyunca burada mı yaşadınız?’’
‘‘Yeteneğimin belki de bana en büyük katkısı dünyayı gezmemi sağladı. Dünyanın çeşitli yerlerinden müşterilerin misafirleri olarak birçok ülkeye gittim.’’
‘‘Bilsem sizi yanıma çağırırdım. Buraya gelmem zor oldu sayılır.’’
‘‘Madem, birbirimize her şeyi anlatıyoruz. Sır saklamanın bu saatten sonra kimseye faydası yok. Haklısınız, yanınıza gelebilirdim ama dostunuz böyle olmasını istemedi.’’
‘‘Kurnaz tilkiye bak sen. Arkamdan yine ne işler çevirmiş. Neden peki?’’
‘‘Ne dediğini size açıkça söylememi ister misiniz?’’
‘‘Bir zahmet. Baklayı ağzından kaçırdın artık. Dönüşü yok.’’
‘‘Bana söylediği şuydu: Parası olmasına rağmen kıçını kaldırmıyor. Dünyayı gezme isteğinden yoksun. Bu güzel ülkeyi görsün. O yüzden yanınıza gelebilirim gibi şeyler söyleme. Ben onu ikna edeceğim. Gönülsüz bile olsa o senin yanına gelecek.’’
‘‘Adam haklı. Kızamam. Oturmuş düzenim var. Bana artık çok ihtiyaç olmamasına rağmen şirketi bahane ediyorum. Gitme şansım olduğu halde bulunduğum yerde demir attım adeta. Şimdi düşünüyorum da eşimi ve kızlarımı tatile yollarken onlara eşlik edebilirdim. Ne kadar da keşkelerim varmış bu hayatta.’’
‘‘Mükemmel varlıklar değiliz. Karmaşık ve zayıfız. Kim bilir sanılanın aksine bizleri güzel yapan şey de budur.’’
‘‘Senin gibi biriyle daha önce tanışmayı isterdim.’’
‘‘Karşılaşmamız gereken gün bugünmüş bayım. Daha önce tanışmış olsaydık belki de uyumlu olmayacaktık.’’
‘‘Gerçekten de her şeye yerinde lafın var. Bu da büyük bir yetenek sayılır.’’
‘‘Eksik olmayın. Yılların deneyimi diyelim. Her türlü insan türünü gördüm diyebilirim. Kendinizi dinlenmiş hissediyor musunuz? Hazırsanız devam edebiliriz’’
‘‘Mola iyi geldi. Hazır gibi hissediyorum. Ağrım sızım yok. Devam edebiliriz.’’
‘‘Öyleyse, sahne sizin.’’
‘‘Tüm keşkelerim birbiriyle bağlantılı. Eşime iyi bir hayat sunsam da onu tüm kalbimle sevmediğimi ona hissettirdim. İkimizde bu durumun farkındaydık. Beni çok sevmesine rağmen ben onu asla sevemedim. Zaman zaman sözlerimle ruhuna zarar verdim. Mutsuzluk sebebim olarak onu suçladım. Durumumum pek olmadığı zamanlarda bile yanımda durmasına rağmen sanki param için benimleymiş gibi davrandım. Çocuklarımın annesi olan kadına karşı böyle davranmamalıydım. Benimle tanıştığında güzel bir gülüşe sahip olan eşimin gülümsemesini çaldım. Kendi kurduğum yalanlara inandım. Beni böylesine güzel seven kadının hak ettiği bu değildi. Son keşkem şudur: Keşke onu sevebilseydim, ona laik bir koca olabilseydim.’’
‘‘Öyleyse başlayalım.’’
‘‘İnanamıyorum. Be… Ben gördüklerime inanamıyorum. Özür dilerim. Göz yaşlarıma engel olamıyorum.’’
‘‘Asla özür dilemeyin. Duygularınızı gönlünüzce gösterebilirsiniz. İçinize atmayın. Ağlama sebebini sorabilir miyim?’’
‘‘Nasıl ağlamayayım. Karımı sevmiş olsaydım kızım ölmeyecekmiş.’’
‘‘Bundan bahsetmemiştiniz. Siz anlatmadan gördüğüm için kusura bakmayın. Defalarca söylediğim gibi işleyişi ben belirlemiyorum.’’
‘‘Sizle paylaşmayı düşünmüyordum. Kendime saklamak istiyordum.’’
‘‘Gerçeklerin gün yüzüne çıkmak gibi bir huyu vardır.’’
‘‘Beni seven kadını sevebilseydim ne kızım kendini öldürecekti. Oğlum benle her halükarda kavga edip evden ayrılacaktı fakat benimle görüşmeyi sürdürecekti. Aramız şimdikinden çok daha iyi olacaktı. Bana nefretle bakmayacaktı. Eşim ise mutlu olacaktı. Güzel gülüşünü kaybetmeyecekti. Bu aileyi yok eden benmişim…’’
‘‘Kızınız nasıl öldü?’’
‘‘Daha çocukluk zamanlarında bipolar hastalığına sahip olduğunu öğrendik. Her şey gibi bunu da parayla çözebileceğime inandım. İhtiyacı olan ilaçları ve psikolojik desteği sağladım fakat kızıma gerçek anlamda zaman ayırmadım. Hastalığı için gerekenleri karşıladığım için onunla ilgilendiğimi ve iyi bir baba olduğumu sanıyordum. Sahip olduğu hastalığından dolayı değişken olan davranışlarından ötürü ona kızdığım ve suçladığım da çok oldu. Eşim hep onun yanında oldu. Sevgisini gösterdi ama sonuç değişmedi. Bir sabah kızımın odasının kapısını açtığımızda karşılaştığımız manzara kendini asmış olan kızımdı. Genç yaşında canına kıymıştı. Bunun için bile bir müddet eşimi suçlu buldum. Kaçış yolum buydu. Onla yeterince ilgilenmediğini düşündüm. Kızımın ihtiyacı olan şey babasıymış. Sanırım o da annesini sevmediğimi biliyordu. Mutlu bir aile olsaydık yaşayacağı zorluklara rağmen hayatından vazgeçmeyecekmiş. Biliyorum, size bu son dedim ancak bir şeyi daha öğrenmek istiyorum.’’
‘‘Nasıl arzu ederseniz. Hakkınız var.’’
‘‘Keşke seni görmeye asla gelmeseydim.’’
‘‘Anladım. Derin nefes alın ve gözlerinizi açmayın. Cevaba bakalım.’’
‘‘Neden? Anlayamıyorum. Uykuya daldım fakat rüya kapkaranlıktı. Hiçbir şey görmedim. Neler oluyor?’’
‘‘Bazen insan kaçınılmazdan kaçamaz. Hiçbir şey görmemenizin sebebi böyle bir gerçekliğin olmamasından kaynaklanıyor. Bu demek oluyor ki bambaşka bir hayat yaşamış olsaydınız bile, çok farklı karar almış olsaydınız bile benim yanıma gelecektiniz. Belki daha erken belki daha geç ama olabileceğiniz her versiyonunuzda birbirimizle karşılaşacaktık. Keşkelerinizden asla kaçamayacaktınız.’’
‘‘Keşkeler…