Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç Kimlere İyi Gelir?
Yazılar

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç Kimlere İyi Gelir?

A. Dilek Şimşek

1864-1944 yılları arasında yaşamış olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın aslan burcundan olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Kitaplarını ve yaşamını analiz edenler daha çok cinsel tercihleri yüzünden izolasyonu seçtiğini, hatta Miralay Hulusi Bey’in bir arkadaştan ötesi olabileceğini iddia ediyor. Dantel, örgü örmesi, nefis reçeller ve dondurmalar yapması çok önemli kanıtlarmış gibi sunuluyor. Bana kalırsa burcunun özellikleri gözardı edilmiş. Farklılıkla parlamak aslan burcunun özelliği değil mi zaten.

 

Yaşamını yazarak kazanan şanslılardan olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın dönemine göre en büyük özelliği hiçbir ekole bağlı olmaması. Dolayısıyla bağımsız sayılabilir. Dil ve üslubunun sıradan olması ve toplumsal eleştirilerinde yeterince derinleşmediği için zamanında eleştirilmiş. Osmanlıdan Cumhuriyet dönemine geçişi, bu zamanın İstanbul’daki ruhunu canlı ve rengarenk sunması, her çeşit insan ve insan davranışı hakkında yazmış olması övüldüğü yönler.

 

Kendine özgü ironisiyle batıl inançların, cehaletin, toplumsal eşitsizliğin, kadın erkek ilişkilerinin yazarı olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, realist ve natüralist akımlara dahil ediliyor. Romanda kahramanların kendi gerçeklikleriyle konuşturmanın öncüsü. İstanbul yaşamının ayrıntılarını, folklorik ögelerle renklendirmiş. Sanatın toplum için yapılmasına inanıyor.

 

Gündelik ve sosyal yaşamıyla sokağı edebiyata taşımanın arka planında, Aksaray’da bir ev dolusu kadınla yaşamanın yanısıra arka sokakları, gölgeli, karanlık yerleri çok iyi bilmesi de yatmakta. Gece hayatında girip çıkmadığı yer yok sanki. Yazarın bu kadar renkli ve çeşitli karakterleri, yazarken çocukluk anılarından başka şeylerden yararlanmış olabileceğini düşündürtüyor.

 

Hüseyin Rahmi Gürpınar batıl inanışların gülünç ve saçma yanlarını ortaya koyarak insanları aklı kullanmaya davet ediyor, güldürerek düşündürtmek istiyor. Aslında yazar bilim ve felsefeyle ilgilenmiş, bu ilgisi sonucunda bilgisini çok arttırmış.

 

Bu yazıyı aslen az önceki cümle için kaleme alıyorum. Ortaokulda okuduğumda Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç’ın İstanbul’un bir mahallesinde geçen, çok konuşan cahil kadınlarla dolu bir yerde, sersem bir erkeğin kurnaz ve güzel bir kadınla evlenmesini konu ettiğini sanmıştım. Eğlendiğimi çok net anımsıyorum.

 

Yıllar sonra başka bir kitap için uğradığım Adnan Ötüken Halk Kütüphanesi’nde karşıma çıkınca ödünç almadan edemedim. Bir solukta okurken şaşırdığım yerleri paylaşma isteği oluştu. Hüseyin Rahmi, mahalle kadınlarının boş inanışlarından, evlilikten, batı özentisi yarı cahil erkeklerden çok daha fazlasını anlatıyordu. Evreni, uzayı, maddeyi, güneş sistemini, gezegenleri, çekim kuvvetlerini, yörüngeleri ve dahasını.

 

Kitaptaki kahramanlardan İrfan Galip Bey komşulara rasyonalite, realite, bilinç gibi sözcükleri “sade” bir şekilde anlatmaya kalkışınca herhangi bir cismin ne geometride ne matematikte ne de kimyada sade ya da basit bir şekilde anlatılamayacağını, her şeyin bir özelliği dışında birçok özelliği daha bulunduğunu düşünerek işin içinden çıkamayacağını kavrıyordu.

 

Kuyruklu yıldız dünyaya yaklaşırken neler olacak, nasıl olacak, kimse bilmezken, gökyüzünden sürekli dünyaya düşen taşlar olduğunu, nedenini nasılını İrfan Galip Bey’in ağzından oldukça ayrıntılı bir şekilde öğreniyordu mahallenin kadınları. Şu satırları okurken yazara ve üslubuna hayran kaldım, “Demek ki uzayda parçalanmış, dağılmış başka dünyaların enkazları dolaşıyor. Bu dünyalar bizimki gibi besbelli birçok canlının doğum yeri olmuşken şimdi tuzla buz olmuşlar.” Bendeki var olmanın dayanılmaz can sıkıntısı tetiklendi. Camus’un Yabancı’sından özümsediğim anlamsız hiçlik kaygısından, romandaki kadın karakterlerin telaşlı kuyruklu yıldız korkularını okurken sıyrıldım, hatta biraz gülüyordum.

 

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç romanı sürprizlerle doluydu. Uzay bilgisi sunmanın yanısıra çevre aktivistliği ögeleri de içeriyordu. İnsanlar doğanın bir parçası, onun bir kopyası olduğunu akıldan çıkarmamalılar diyor yazar. Doğayı öldürmek kendimizi öldürmek ona göre. Çevrecilerin en önemli başlıklarından fırsat eşitliğine değindiği “Bugüne kadar yüzyıllardan beri bencilliğin insanlar arasına koyduğu bilgisizce, haince farkları yok edecek adaletli eşitliğin hep birden yardımcısı olmak faziletini gösteremedik.” cümlesinin altına imzamı atarım.

 

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Freud’un Uygarlığın Huzursuzluğu’nu okumamış olması mümkün müdür, sorarım, “İnsanlar neden varlıklarını garanti etmeyi birbirine karşı düşmanlıkta, savaşta, kan dökmekte görmek gibi yanlış bir yola gitmişler? Medeniyetin, ilerleme ve mükemmelleşme fikrinin gayesi birbirini öldürmeye uğraşmak mıdır?” Medeniyet, doğayı ve insanlığı mahvedecekse buna göz yummak ikiyüzlülüktür iddiasında olan yazar okumuştur kanımca.

 

Romanı kapadığımda saat ilerlemiş, gecenin karanlığı sessizlikte yoğunlaşmıştı.    Sıradan bir aşk hikâyesinden çoğunu sunmuş ve beni şaşırtmıştı Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç.  Sokaktan tek tük geçen araç sesi de olmasa tüm dünyanın oturduğum kanepe ve elimdeki kitap olduğunu iddia edebilirdim. Yazı yazma derdinde olanlar için iyi bir kaynak olmasa da yazı yazamadığı için ara vermişlere iyi bir okuma önerisi olacağını düşündüğüm için bilgisayarın başına geçtim. Bu yazıyla selam etmek istedim Hüseyin Rahmi Gürpınar’a. Başlık hazırdı, gerisi… Gerisi size kalmış.