Mantığını Kullan, Duygularınla Yol Al
Öykü

Mantığını Kullan, Duygularınla Yol Al

Rıdvan Şahin

Soru soran gözlerle bana bakan köpeğin yanından geçip sokağın köşesini dönünce kendimi geride bıraktığım yerin izbeliğine inat bir keşmekeşin ortasında buldum. Her yerde insanlar, arabalar, neon ışıklı dükkân tabelaları, yüksek katlı binalar ve daha yüksek katlı binalar… İnsan burada aradığı bir yeri bulmayı bırak, kendini bile unutur diye düşündüm. Sanki tüm insanlar ve arabalar üstüme üstüme geliyor, dar sokaklar ve caddeler beni yutacak gibi daha da daralıyordu. Arkamı dönüp baktığımda ne geldiğim izbelikten bir iz vardı ne de bana soru soran gözlerle bakan köpeğin esamesi okunuyordu. Sanki bundan önce hiç yaşamamış, bir geçmişim yokmuş gibi geliyordu.

 

Reklam panolarında bana bakan yüzler vardı. Sadece bana bakan. Çok tanıdık bakışlardı bunlar. O kadar insan içinde arayıp beni buluyorlardı. Bana bir şey anlatmaya mı çalışıyorlardı yoksa beni bir yabancı olarak mı görüyorlardı, bilemiyordum. Derken panolardan birinden gözlerini bana dikmiş bir adam, bulunduğu araba markası reklamından çıkıp bana doğru gelmeye başladı. Gündüz düşü gördüğümü sandım ama adam gittikçe yaklaşıyor ve panodayken yalancı bir güven telkin eden gülümsemesi giderek sahici bir tedirgin edici somurtuşa evriliyordu. Yaklaştı, yaklaştı ve yaklaştı. Sonsuza kadar uzayıp gidecekmiş hissi veren bu yaklaşma esnasında insanlar dondu, arabalar durdu, neon ışıkları söndü. Şehir geçmişi olmayan bir sessizliğe gömüldü. Adam nihayet yanıma vardığında kaşlarını çatmış, kolumdan çekiştiriyordu. Ben bir an için düştüğüm hayret uçurumlarından bu çekiştirmeyle ana tutundum. Tutunduğum gibi kolumu hızla çekip adamın pençelerinden kurtardım. Adam pişmanlık ve kızgınlık arası bir ifadeyle derin bir nefes alıp verdi. Ve kulaklarıma ilmek ilmek, nakış nakış işlenip hafızama kabzolan şu sözcükleri boşluğa fırlattı:

 

-Esneklik hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı.

Ne saçmalıyordu bu adam. Reklam panosundan çıkıp somurtarak yanıma gelmesinin nedeni bu saçma cümle olamazdı.

-Nasıl yani, ne, ne dediniz?

-Elektrik enerjisine yükseleceksin!

-Bu, bu berbat bir şaka herhalde beyefendi!

-Mantığını kullan, duygularınla yol al. Anlatılmaz, yaşatır!

-Bakın beyefendi, ben sizin dediklerinizden hiçbir şey anlamıyorum. Ne yolu ne duyguları ne mantığı? Lütfen bana, reklam panosunun içinden niçin geldiğinizi söyler misiniz?

-Aracınız, yollara da yıllara da meydan okusun. Standart sunduklarımız, standartların çok üstünde. Anlatılmaz, yaşatır! Test sürüşüne davetlisiniz. Mantığını kullan, duygularınla yol al! Mantığını kullaaan, duuuuyguuularrınnnlllaaaa…

 

Adam bir anda geldiği gibi gitti. Ama giderken ardına bile bakmadı. Çünkü arkasını dönmeden, yüzü bana dönük şekilde reklam panosundaki yerine ışınlandı. Bu esnada giderek uzaklaşırken bir yandan da son söylediği cümleyi tekrar ediyordu. Sesi bir süre sonra duyulmaz oldu.

 

Mantığını kullan, duygularınla yol al. Bu cümleyi en az üç kere tekrarlamıştı benim duyabildiğim kadarıyla. Büyük ihtimalle duyamadığımda da birkaç kez tekrarlamıştı. Bununla beraber anlatılmaz, yaşatır; cümlesini de iki kere tekrar etmişti. Söylediği birbiriyle ilintisiz ve saçma şeyler, aslında reklamını yaptığı arabanın reklam metinleriydi. Büyük olasılıkla saçma olmayanlar da öyle. Ama saçma olmayanlarla bana bir mesaj vermeye çalışıyordu: Mantığını kullan, duygularınla yol al! Anlatılmaz, yaşatır! Ben bunları düşünürken o reklam panosundaki yerini almış, yalancı bir güven telkin eden gülümsemesini bir maske gibi yüzüne takmıştı. Reklam panosuna dikkatli bakınca kocaman puntolarla yazılmış bir yazı dikkatimi çekti: GELECEK HERKESİNDİR!

 

Nereden düşmüştü yolum buraya. Her zamanki gibi ofisimden çıkmış, durakta otobüs beklerken otobüsün gelmesine daha kırk dakika olduğunu duraktaki elektronik tabeladan görünce şöyle bir diğer durağa kadar yürüyeyim demiştim. Demez olaydım. Dümdüz gittiğimde diğer durağa ulaşacağımı sanmış, epey bir zaman yürüdükten sonra yolum, bana soru soran gözlerle bakan köpeğin sokağına varmıştı. Bu sokakta selası okunmuş bir hüzün gibi yaslı bir yağmur yağıyordu. Apartman diplerini tekinsiz tipler mesken tutmuş, teskin edilemeyecekmiş gibi duran bir öfkeyle bana bakıyorlardı. Bense şöyle bir diğer durağa kadar yürüyeyim diyen aklıma rahmet okuyordum. Sonra yol bitti ve bana soru soran gözlerle bakan köpeğin yanından geçip sokağın köşesini döndüm ve şimdi buradayım. Daha doğrusu neredeyim?