Nazım’dan Ilgaz’a <br> “Sınıf”ın Yazarı…
Yazılar

Nazım’dan Ilgaz’a
“Sınıf”ın Yazarı…

Tzan Cosmo

‘’…Bir gün bankların üzerinde Nazım Hikmet’e benzeyen biri oturuyordu. Yanında koruyanlar da(!) vardı(…) Şöyle bir kestirdim; ‘Bu Nazım’dır’ dedim. Yanına gittim, selam verdim, iliştim. Koruyanlar rahatsızlandılar. Ben kayıtsızca, çekinmeden konuşmaya başlayınca benden korkmadılar. Bana ‘Siz ne vesileyle geldiniz?’ dedi. Hava almaya geldiğimi anlattım. ‘Yahu çok acayip bir şey’ dedi…’’*

 

1939 Nisan’ında Yakacık Sanatoryumu’nda geçen bu sohbetteki hava almaya gelen ve Nazım’la ilk defa karşılaşan adam, ciğerlerine on günde bir pnemoktraks yani hava verme işlemi uygulanan sosyalist şair-yazar Rıfat Ilgaz’dan başka kimse değildi.

 

Yazdığı şiirleri beğenmeyip kendi deyimiyle ‘toplumcu bir çizgi’ aramaya başlayan Rıfat Ilgaz’ın arayışına ışık olan Nazım ile ilk tanışması işte böyle olmuştu.

 

‘’…Dışarıdan mı bulmalı, yaşayışımdan mı çıkarmalıydım? (…) Toplumcu bir bilinç gerekirdi bana. Buna sanat kültürü, dil ustalığı, yeni bir biçim becerisi de eklenmeliydi. Bu gereği duyuyordum, hele Nazım Hikmet’in 835 Satır’ını okuduktan sonra…’’**

 

İlk tanışmadan on yıl önce Nazım için bunları söyleyen Rıfat Ilgaz hakkında, 1942 yılında Nazım Bursa Cezaevi’den şöyle sesleniyordu:

 

‘’…Gençlerin içinde çok beğendiğim şairler var, hepsinin ismini aklımda tutamıyorum. İsimleri henüz yer etmedi, ama şiirlerini pek beğeniyorum. Şöyle aklımda kalanları sıra tefriki yapmadan sayayım; Dinamo, Suat Taşer, Rıfat Ilgaz, A. Kadir, Orhan Kemal, Saffet Irgat vesaire…’’***

 

Bir başka sesleniş de O genç şairler arasında yer alan Orhan Kemal’den;

 

‘’ Nazım’ın yanında bulunuyordum. Dehşetli etkisi altındaydım. Nazım ‘kendi sesini bul’ diye bağırırdı. Rıfat Ilgaz’dan Celal Sılay’dan örnekler gösterirdi…’’****

 

Bir daha birbirleri ile yüz yüze karşılaşamayan iki yazar uzunca bir süre karşılıklı eserlerini takip ettiler. Belli bir süre sonra ise Ilgaz’ın tek taraflı olarak Nazım’dan etkilenmediği Nazım’ın da çevresindekilere Ilgaz’ı örnek gösterdiği anlaşıldı.

 

1944 yılına gelindiğinde Nazım gibi Ilgaz’ın da yüzüne karşı aynı şeyler söylenerek cezaevi günleri başlamış oldu.

 

‘’… Bilirkişi bu kitap hakkında komünistlik propagandası… Yukarıda izah edildiği veçhile memleketimizdeki zenginler aleyhinde ve bu zümreyi ortadan kaldırmaya matuf bir propaganda gayesi ile yazıldığı kanaatine ekseriyetle varıldığından dolayı maznun Rıfat Ilgaz’ın hareketine uyan T.C. Kanunu’nun 142. maddesinin 1.fıkrası mucibince 6 ay hapsine…’’*****

 

Birçok aydının daha düne kadar yargılandığı bu madde Rıfat Ilgaz’ın da cezaevi hayatıyla tanışmasına neden olmuştu.

 

Yıllar sonra Aziz Nesin’in ‘Kitapların niçin toplatılıyor?’ sorusuna 54 yıl önce verdiği yanıt ise bugün Nazım’ın ‘Vatan Haini’ şiirine denk düşmekle beraber ülke aydınlarına da egemenlerin nasıl baktığının yanıtı oluyor.

 

‘’Bir şairin kendinden bahsetmesi kadar tabii ne olabilir. Veremim, hastaneden bahsediyorum suç oluyor. Öğretmenim, çocuklarımdan bahsediyorum suç!… Rahatça yaşatın bizi de rahatladığımızdan bahsedelim! Vatandan, Milletten bizim kadar candan söz eden olmadığı halde onların dilinde Vatan haini, Millet haini oluyoruz.’’

 

Nazım hayranlığı ile başlayıp sonucu olarak kendi şiirlerinde toplumsal vurguları ön plana çıkararak devam eden siyasal kimliği 1946 yılının Ağustos ayında Türkiye Sosyalist Partisi’ne üye olması ile ivme kazanıyor, anlam buluyordu.

 

Aziz Nesin’le yaya olarak partiye gidip geldiği günlerden birinde yolunu kesen parti üyesi işçilerin yoğun istekleri sonucu ülkenin ilk politik mizah dergisi denilebilecek Marko Paşa isimli bir dergisi çıkarıyor. Bu dergiyi yine 1946 yılında Esat Adil, Sabahattin Ali, Aziz Nesin ile çıkarttıkları ve sonradan Türkiye Sosyalist Partisinin yayın organı olacak olan ‘Gerçek’ gazetesi takip ediyor.

 

Sonraki yıllarda Söke TİP İlçe kongresi ile ilgili yazdığı yazı hoşuna gitmeyen Demokrat İzmir Gazetesi sahibi Adnan Düvenci ile aralarında geçen polemiğe şahit olan Fethi Savaş olayı şöyle anlatıyor.

 

‘’-Kardeşim çok işlek bir kalemin var… Ama hep sol tarafa yatıyor… Halbuki benim gazetemi sağcılar da okuyor…

-N’apalım okuyorsa?

-Biraz da sağ tarafa yatır kalemini!…

Rıfat Ilgaz ayağa kalktı, elindeki kurşun kalemi Düvenci’nin yüzüne atarken;

-Bende satılık kalem yok! Sen kendine başka bir satılık yazar ara!… Dedi.

Merdivenlerden aşağıya koşarak indi, arkasından yarı hayran, yarı heyecanlı, yarı korkulu gözlerle bakakaldık.’’ ******

.

 

SINIF

Ilgaz’ın yaşamında ki en önemli dönemeçler hep ‘sınıf’ kelimesi yüzünden oldu.

 

Önce öğrenci olarak girdiği sınıfta öğretmen oldu. 1944 yılında yayımladığı ve sadece 25 gün satışta kalan Sıkıyönetim kararı ile de toplatılan ‘Sınıf’ adlı şiir kitabından dolayı hapishaneye girdi. Ve ‘Hababam Sınıfı’ ile de Türk mizah tarihine sınıf bilincini vererek yeni bir sayfa açmış oldu. Gerçi içeriği tamamen değiştirilerek, apolitikleştirilerek ve hatta yıllarca eser sahibi olarak ismi dahi belirtilmeyerek çekilen Hababam Sınıfı bugün bile haftada en az 1-2 kez televizyonlarını süslemeye devam ediyor. Buna rağmen kitabı birçok engeli, baskıyı aşarak kitaplığımızdaki yerini Rıfat Ilgaz adıyla alabilmişti. 71 yılında kurduğu ve kendi kitaplarını yayınladığı yayınevinin adı da yine “sınıf”tır.

 

“(…) Çevresine güvenmek, çevresindeki kişilere güvenmek, emekçilere güvenmek. Çünkü emekçi en haklı toplum içinde. Üreten kişiye güvenmek. En haklı insan bence üretendir. Üretenden yana olmak. Biraz daha yüreklice konuşacak olursak ki bugün bunu bile söylemek yüreklilik istiyor, işçi sınıfından yana olmak. Onun sorunlarını sanat yoluyla dile getirmek. Sanatın olanaklarından yararlanarak işçi sınıfının bir kelimeyle buyrultusunda olmak. Onun doğrultusunda, onun verdiği görev ve ödevde yerini almak. Ama her zaman dediğimiz gibi, sanatçının üzerine düşen en büyük iş, bu sınıfın başında bile olsa, her şeyi değiştirmek, yenilemek, daha ilerisi için hazırlamak; hatta işçi sınıfının başı olarak bile üzerine düşen iş bu. Onun için sanatçı kendi sınıfından kopmuş kişi değildir. Kopmuş kişi olmamalıdır.  Kendi sınıfının görevinde, işlevinde olmalıdır…”

 

‘Gençlere’ başlığıyla yazdığı bu yazı aslında aydının dününü, bugününü ve hatta yarınlarda ki konumunu en açık bir ifade ile tabir ediyor. Daha da ilerisi ‘işçi sınıfının siyasete ekmek kadar su kadar ihtiyacı var’ kelimesinin altını çiziyor ve Ilgaz memleketin işçilerini, öğrencilerini, aydınlarını göreve çağırıyor.

 

7 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta yakılan 37 canın ateşi İstanbul’daki Rıfat Ilgaz’ı kavurmaya başlamıştı. 83 yıllık yüreği bu acıya daha fazla dayanamadı. 10 Temmuz’da hemen Asım Bezirci’nin bitişiğinde bir yere yatırılan Rıfat Ilgaz’ın üzerine öncelikle “Sınıf”ının öğrencileri sonrasında ise Şoför İdris, Minibüsçü Süleyman, Rasih Nuri İleri gibi birçok aydın toprak serpti.

 

Ne mutlu bize ki Nazım’ın ve Rıfat Ilgaz’ın “sınıf”ının öğrencileriyiz…

 

 

1911 Kendi söylemine göre 1911 yılı karlı bir şubat ayında Kastamonu Cide’de duvarları deniz kokan bir evde doğmuştur. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı.
27.07.1927‘de ilk şiiri günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı.
Ayrıca; Açıkgöz (Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü nedeniyle buradan ayrıldı. Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi’nde öğrenim gördü.
1930 yılında mezun oldu. Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova’da ilkokul öğretmenliği yaptı.
1938‘de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı.
1939‘da İstanbul Karagümrük Ortaokulu’nda Türkçe Öğretmenliğine başlayan Ilgaz’ın, yazı ve şiirleri büyük dergilerde yayınlanmaya başladı.
1940‘da Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Hasan Tanrıkut, Sabahattin Kudret Aksal, Salah Birsel’le tanıştı.
9 Eylül 1942‘de Ömer Faruk Toprak ile Yürüyüş Dergisi’ni çıkardılar. Bu dergide Orhan Kemal, Sait Faik, Cahit Irgat, A.Kadir, Nazım Hikmet (İbrahim Sabri) ile birlikte çalıştılar.
1943‘te ilk kitabı “Yarenlik” yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü.
Ocak 1944‘de “Sınıf” adlı şiir kitabı çıktı. Sıkıyönetim kararı ile toplatıldı. Pertev Naili Boratav “Sınıf” için: “Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat Ilgaz’ın kitabını okuyup anlamalarını dilemekten başka yapılacak bir şey yoktur” diye yazdı.
1945‘te Gün Dergisi çıktı. Ilgaz bu dergide sekreterdi. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz Nesin’in Cumartesi Dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı.
1946‘da Esat Adil, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte Gerçek Gazetesini çıkardılar.
1946 Ekim ayında Yığın Dergisi’ni Esat Adil ve Adil Yağcı ile birlikte çıkardılar. Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat’a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Valide bağ/Yakacık Sanatoryumlarında yattı.
Şubat 1947‘de Sebahattin Ali, Aziz Nesin ve Mim Uykusuz ‘un çıkardığı Marko Paşa kadrosuna girdi. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa gibi dergilerin adı sık sık değişiyordu.
1950‘li yıllarda Ilgaz, gazetecilik yapmaya başladı. “Sakıncalı” olduğundan gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler.
1952-1960‘da Tan Gazetesi’nde dizgici-düzeltmen ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Turhan Selçuk ve İlhan Selçuk’un çıkardığı Dolmuş Dergisi’ne “Stepne” takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalar (Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul’da bu dergide dizi olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı’nı da gerçek isminin sakıncalı olması nedeniyle “Stepne” (Yedek Lastik) takma adıyla yazdı.
Ocak 1953‘te Devam adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı.
1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kendi adıyla yazı ve şiir yayınlama özgürlüğüne kavuşan Rıfat Ilgaz Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organlarında ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazabildi. Sınıf Yayınları’nı kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi.
1970‘te Basın Şeref Kart’ını aldı.
1974‘te emekli oldu. Doğum yeri Cide‘ye yerleşti.
12 Eylül 1980 döneminde göz altına alındı. 70 yaşında gerekçesiz işkenceye ve sorguya çekildi, günlerce gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul’da oğlu Aydın Ilgaz ile birlikte ölümüne kadar yaşamaya başladı. Bu olaylar “Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra” adlı kitabında anlatılır.

 

Hababam Sınıfı: Dönemin Kastamonu Valisi Abdurrahman Paşa tarafından Anadolu’da ilk lise olarak 1885 yılında kurulan Kastamonu Lisesi, daha sonraki yıllarda kurucusun ismini aldı. 1927 yılında Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesi’ne ‘65′ kayıt numarası ile başlayan Rıfat Ilgaz, sınıfında yaşadıklarını ‘Hababam Sınıfı’ isimli romanında yazdı. Romandaki ve filmlerdeki “Güdük Necmi” karakteri Rıfat Ilgaz’ın kendisidir. Abdurrahmanpaşa Lisesi’ndeki sınıfında hocalarına ve arkadaşlarına taktıkları lakapların bazıların değiştirerek Hababam Sınıfı’nı oluşturan Rıfat Ilgaz’ın haylazlıklarla dolu sınıfı, yıllar sonra üniversiteli oldu. 1920’li yılların sonunda 4 yıllık lise eğitiminin 3 yılını Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi’nde tamamlayan Ilgaz, daha sonra 1930 yılında Muallim Mektebi’ne kaydolarak oradan mezun oldu.

 

Onu hepimiz Hababam Sınıfı’nın yazarı olarak bildik. Altmış kitabı olmasına karşın onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir.

 

Sivas Olaylarının acısına dayanamayan aydın duyarlılığı ve yüreği 7 Temmuz 1993 de aramızdan ayrılmasına neden oldu.

 

*(Saydur,R.I.Y. s155)

**(Sarı Yazma,S.164)
***( Bursa Cezaevi’nden Vâ-Nû’lara Mektuplar. 1970.s55)
****(Cumhuriyet,1992 Kendi Ağzından Orhan Kemal)
*****(Sınıf, S.22-23)

******(Yokuş Yukarı.s.107)