Engin KÜKRER: Önceki sorularda kısmen belirttiğim gibi sizi sanatın birçok alanında görüyoruz ve keyifle takip ediyoruz. Çok yönlü bir sanatçısınız. Tiyatro ve sinema deneyiminiz öykü yazma sürecinizi nasıl besliyor? Öykülerinizi kaleme alırken karakterlerin “canlı” olmasında oyunculuk deneyiminiz nasıl bir katkı sağlıyor?
Nilüfer AÇIKALIN: Oyunculuk eğitimi aldığım sırada fark etmemiştim ancak yıllar içinde anladım ki eğitimin beni şekillendirmiş, geliştirmiş, güzelleştirmiş. Her iki disiplin birbirinden pek güzel besleniyor. Gözlemlemeye dayalı bir bakış açım var bunun da faydasını görüyorum. Tarihleri, isimleri, ünvanları aklımda tutamam belki ama gözleri, bakışları, etkileri, mekanları ve hissettiklerimi unutmam.
Oynarken bir kişiyi oynuyorum yazarken birçok kişi olabilme hâli müthiş bir özgürlük alanı sağlıyor. Bir çeşit savunma, dayanma, var olma ihtiyacımı karşılıyor.
Engin KÜKRER: Yeni kitabınız Beklediğim Odalardaki tüm öyküleri okudum. Hepsinde de ben diliyle anlatılan karakterlerin derin içsel çatışmalarına ve mücadelelerine rastladım. Ağlayan adam da yalnızlıkla yüzleşen, duyarlı iki insanın hikâyesini okuyoruz. Fakir avında yoksul insanların yaşam mücadelelerine tanık oluyoruz. Kitaba adını veren Beklediğim Odalarda öyküsünde de bu sefer bir yazarın öykülerini yayınevinde bastırma mücadelesi var. Hatta öykü yazdıklarını bastırmak için çabalayan yerli bir “Martin Eden” kararlılığında ilerliyor. Kitaptaki öykülerinizde dikkatimi çeken nokta karakterlerinin başına ne gelirse gelsin her öykünün sonunda illa ki bir umut ışığı illaki var. Öykülerinizde umudu ve direnci nasıl inşa ediyorsunuz? Siz de öykü karakterleriniz gibi dirençli ve umut dolu bir insan mısınız?
Nilüfer AÇIKALIN: Umut dolu bir insan olduğum doğrudur. Hatta bazen aşırı derecede sinir bozucu olabiliyor benim bu koşulsuz umudum. Hayat bazen belki çok kötü ancak yaşamak her zaman çok güzel. Dirençli miyim şimdi ben de onu düşünüyordum, dirençliyim bence yoksa bu kafayla bu yaşa kadar gelmem zordu.
Engin KÜKRER: Beklediğim Odalarda kitabınızda “Ağlayan Adam” öyküsü beni çok etkiledi. Öyküde bir yandan kendi yalnızlığıyla baş eden bir kadının mücadelesini okurken bir yandan da alt katta sürekli ağlayan bir adamın sesi kulaklarımıza çalınıyor. Bu öykünün çıkış noktasından, yazılma sürecinden ve sizde bıraktığı etkiden bize biraz söz edebilir misiniz?
Nilüfer AÇIKALIN: Ağlayan Adam çok kendiliğinden gelişen bir öykü oldu. Öyküdeki kadın karakterin taşındığı bina, yaşadığı ev, içinde yaşadığım evdi. O yalnız yaşamaya başlama hâli, bunun verdiği özgürlük beni çok etkilemişti. Evi ve o sırada hissettiğim mental dönüşümü anlatmaya başladığımda birden kâğıdın üzerinde belirdi ağlayan adam. O zaman bambaşka bir hâl aldı hikâye ve bana kendini yazdırdı. Yalnızlık, iletişimsizlik, sevme ve sevilme arzusu, merak, acımak, umursamazlık gibi başımıza dert olan problemleri çözümleme ihtiyacı diyelim.
Engin KÜKRER: Son kitabınızdan sorularıma devam etmek istiyorum. Kitaptaki “Fakir Avı” öyküsünde anne ve babanıza da selam göndermişsiniz, kitaptaki Solmaz karakterini okurken bazen sanki Nilüfer Açıkalın bize içeriden göz kırpıyor. Bu kitabın ya da en azından Fakir Avı öyküsünün otobiyografik bir kurmaca olduğunu söyleyebilir miyiz?
Nilüfer AÇIKALIN: Tam da öyle aslında. Annem, babam ve ben varız öyküde. Ayan beyan ve çok bariz bir şekilde otobiyografik bir öykü. En sevdiğim öykülerimden biri. Beni ben yapan aile eğitimimin yansıması. Aynı zamanda ilişkiler konusunda başarısızlığa uğramış bir insanın 47 senelik bir ilişkiye hayreti, gençlik yaşlılık, zenginlik yoksulluk, evlilik yalnızlık meseleleri konusunda yaşadığı kafa karışıklığı öykümdeki gibi hem trajik hem de komik. Çevremdeki yoksulluğu, ezilmişliği nasıl kavrayacağımı öğrendiğim bir ders niteliğinde benim için ailemle yaşadığım ilişki.
Engin KÜKRER: Hani Sait Faik haksızlık anına tanık olduğu bir öyküsünün sonunda “…kalemimi yonttum ve yazmaya başladım. Yazmasam deli olacaktım.” diyor. Siz de yazmadan önce aynı duyguları yaşıyor musunuz? Yazmak sizi iyileştiriyor mu, yoksa bazen daha da ağırlaştırıyor mu? Yazmak sizce yazar için bir kaçış mı, yoksa yüzleşme biçimi mi?
Nilüfer AÇIKALIN: Bazen öyle bazen böyle. Öyküler yazdığım için her öykünün kendine göre bir meşrebi olduğunu ve canları istediği şekilde hayat bulduklarını söyleyebilirim. Bazen ağladığım da oluyor yazarken bazen çok gülüyorum yazdıklarıma bazen sinir oluyorum yırtıp atıyorum bir sürü şeyi. Kaçış mı yüzleşme mi? Bazen her ikisi bazen hiçbiri.
Engin KÜKRER: Peki bir okur olarak Nilüfer Açıkalın en çok kimleri ve hangi türleri okumaktan hoşlanır? Bize biraz kitap okuma rutininizden bahsedebilir misiniz?
Nilüfer AÇIKALIN: Okumadığım klasikleri yavaş yavaş okuyorum, ilgimi çeken yepyeni kitapları bir çırpıda okuyorum. Her gün bir-iki tane şiir okuyorum mutlaka. Tür konusunda bir ayrımım yok ama mesela biyografi okumayı pek sevmiyorum. Polisiyeye da bayılıyorum denemez. Doğrusunu söyleyeyim polisiye ya da biyografide oynamayı tercih ederim. Okumaya sıra gelince, Tolstoy, Fante, Zweig favori yazarlarım. Şu sıralar Suat Derviş, Cibran, Camus aynı anda elimin altında.
Engin KÜKRER: Sanat ve edebiyatın pek çok alanında sizi izlemekten ve/veya okumaktan büyük bir keyif alıyoruz. Peki, bu kadar çok yönlü bir sanatçı olarak şu anda üzerinde çalıştığınız yeni projeler var mı? Gelecek planlarınız nelerdir? Okurlarımıza biraz bahseder misiniz?
Nilüfer AÇIKALIN: Çok uzun yıllardır üzerinde çalıştığım kısacık bir deli romanım var ve eylül ayında kitapçılarda yerini alacak. Onun son okumalarını yaparak zamanımı harika geçirdim. Çok sevdiğim gözbebeği bir roman oldu.
Oyunculuk anlamında gelen senaryoları değerlendirmeye çalışıyorum. Gönlüme göre bir rolde yine seyirciyle buluşmayı umut ediyorum. Birkaç ay önce çok sevdiğim yönetmen Reis Çelik’in bir filminde rol aldım onu merakla bekliyorum.
Her şey yolunda.
Engin KÜKRER: Karnaval Dergi’ye vakit ayırıp sorularımıza içtenlikle cevap verdiğiniz için teşekkür ederiz. Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?
Nilüfer AÇIKALIN: Derginizde bana yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Yeniden görüşmek üzere sevgiler saygılar iyilikler dilerim.