Aysun Şener: Merhabalar, Detay Sanat Galerisi’nde 21 Ekim – 14 Kasım 2025 tarihinde düzenlenen “Masumiyetin Kaybı” sergisi hakkında konuşacağız. Eserlerin arkasındaki hikayeyi merak ediyorum. Ancak buna geçmeden kendinizi biraz tanıtır mısın?
Numan Seven: Elbette. Ankara doğumluyum. 2006 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldum. Yüksek Lisans derecemi aynı okuldan 2022 yılında “Gizemli Büyülü Tuhaf İmgeler” başlıklı tez çalışmamı tamamlayarak aldım. Yine aynı okulda halen sanatta yeterlilik programına devam ediyorum. Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak ders vermekteyim. Ayrıca özel atölyelerde yetişkinlere yönelik sanat eğitimlerine devam ediyorum. Yaratıcı sürecimi atölyemde sürdürüyorum.
A.Ş: Eserlerde duygusal yoğunluk ve sembolik dil dikkat çekiyor. Serginin teması hakkında bilgi verir misin?
N.S: Tabi ki, Masumiyetin Kaybı benim 6. kişisel sergim. Bu sergi diğerler sergilerime göre daha duygusal yoğunluğa sahip. Burada bir ağıt teması var. Bu sergi benim için dünyada yaşanan hızlı dönüşümler ve insani değerlerin sorgulanmaya başladığı dönemi, terapi yaklaşımıyla ele aldığım ağıt niteliğinde.
Sembolik dil olarak da sergide artık uçamayan melek figürü etrafında şekillenen metaforik bir anlatı işleniyor. Melek figürü, insanlığın kırılganlığını, kaybın ardından gelen farkındalığı, yeniden doğma arzusunu simgeliyor. Eserler, geçmişin saflığına ve kaybolan değerlere duyulan özlemin kabullenme ve yüzleşmeyle dönüşümüne odaklanıyor. Bu seri için 18 figüratif yağlıboya eser ürettim. Bunların tamamı sergide yer alıyor.
A.Ş: Serginin çıkış noktası neydi? Bu temayı seçmeni tetikleyen bir olay veya içsel bir süreç var mıydı?
N.S: Bu süreç benim için 2022 yılında ortaya çıkmaya başladı. Pandeminin üstümüze yapışan karamsarlığını henüz atamamıştım. O zaman kafamda sadece “çember”, “döngü”, “yüzleşme” gibi kavramlar vardı. Bu fikirleri olgunlaştırmaya girişmişken Rusya-Ukrayna savaşı patlak verdi. Sonra da İsrail’in Gazze ve Orta doğudaki amansız saldırıları gerçekleşti. Savaş acılarının dışında o sırada sosyal medyada ilginç görüntüler görmeye başladık. Eğitimli askerlerin modern techizatlarıyla küçücük ve ucuz dronlardan korkarak kaçma görüntüleri teknolojinin geldiği korkutucu gücün göstergesiydi. Bu savaşları yapay zekaların yönetmeye başladığı taktik cepheler olarak düşünmek sanırım yanlış olmayacak. Ayrıca çılgın liderlerin diplomasiyi ekranların önünde bir kenara itmeleri, toplumsal olarak nezaket kültürünün giderek yok olması beni daha da karamsarlaştırdı. Bu duygumu seri bir üretimle bertaraf etmek istedim. Bu görüntülerin giderek artması bana dünyanın değişimin eşiğinde olduğunu çağrıştırıyor. Bu kabuk değişim sancısı, kendini çağın sorunları olarak dışa vuruyor. Ben bundan artık kaçışımız olduğunu düşünmüyorum. O yüzden kaçmak yerine yüzleşmeyi, kabullenip yol almayı seçiyorum. Belki bu sorunlara çözümler de üreteceğiz, farklı bakış açıları da geliştireceğiz. Ancak şimdilik kaygıyla çözüme odaklanmamızın güç olduğunu düşünüyorum.
A.Ş: Serginin kayıpla ilişkisi sanırım burada kuruluyor, kaybettiğimiz değerler üzerine sorgulama yapıyorsun.
N.S: Evet kaybettiğimiz değerleri sorgulamamız gerekiyor. Neleri kaybettik bakalım. Öncelikle post-truth denilen bu çağda gerçekliğimizi kaybettik. Belki de zaten olmayan gerçekliğimizdi bu, yeni ilan ettik. Hangisi doğru olursa olsun gerçek olmayan gerçek, güven duygumuzu derinden sarsıyor. Romantikliğimizi, duygularımızı, anlayışımızı, ustalığımızı, kaybettik. Şiir okumayı, yazmayı, şarkı söylemeyi bıraktık. Bunlar insan doğasının kusurlu da olsa günü güzelleştiren çabalarıydı. Makineleşmeyen o masum insanın bu çabalarını artık yitirdiğimizi düşünüyorum. Herşeyin yapay, herşeyin yalan olduğu bir çağın inşasına eşlik ettik. Geleceğe kaygıyla bakan anneler ve gençlerin sayısı giderek artmakta. Toplum için belirsizlik durumu yaşanıyor. Bu belirsizlik hepimizi daha güvensiz yapıyor. Her kayıp süreci yas yaşatır. Ben de kişisel olarak bu yükten kurtulmak, eski dünyaya ağlamayı bırakmak, yasımızı yaşayıp önümüze bakmayı seçtim.
A.Ş: Sergide tekrarlayan bir melek figürü görüyoruz.
N.S: Bu bahsettiğim eskiye dair dünyayı sembolize eden bir figür. Kırılgan doğamızla ürettiğimiz eski bir imge. Aynı zamanda bize iyi gelen, iyi çağrışımlar yapan bir simge. Dini ikonalarda veya mitolojik sahnelerde yardımseverliği ile iyliği yüceltiğini görürüz. Eserleri üretirken bu simge üzerinde gerginlik yaratabileceğimi düşündüm. Uçmaya çalışan ama artık uçamayan, bir odaya hapsolmuş, yetisini kaybeden melek figürü; çağın gerginliği ile oldukça benzeşiyor. Dini bir sembol olmaktan çok iyilik – kötülük arasındaki çatışmayı yansıtan bir metafor olarak ele aldım. Sergideki resimler meleğin dönüşümüne odaklanıyor. Kanatlarının kayboluşunu, kabul ederek insana dönüşmesini, aslında bunun da değerli olabileceğini bize anımsatıyor. Yani bana şunu söylüyor: kendimizi iyleştirebilirsek artık ne melek ne şeytan sadece insan olacağız.