Tekrar
Öykü

Tekrar

Fırat Haza

tekrarlanıp duruyorum. kendimden parça parça bırakmışım sürüklendiğim yerlere. sakin, uslu, huysuz ben. öfkeli, karamsar, çaresiz ve saygısız benler. hiçbir şey kalmamış etimden, düşümden, dilimden geriye. benek benek tekrarlanıp duruyorum zaman denen balığın sırtında. şimdi olduğu gibi. birazdan dağılacak oturduğum ağaç masa. bu mevsimde ceviz olmaz. ne yap ne et kal benimle, diyor güzel kadın. gözlerinde emanet bıraktığım sevgim. dudakları kiraz. bu mevsimde kiraz olmaz. elleri ihtilaçlı. yoksunluk deniz gibi çekiliyor içinden. balık boğuluyor. ben karnındayım. yaşım yirmi üç. bu işlediğim kaçıncı cinayet. eskişehir’de tren istasyonundayım. koynuna uzanan bir sürat treni. ölümle yaşam arasında mesafe. beyaz bembeyaz ölüm kadar beyaz bir ten aklımda. bana surat yapıyor sonbahar. ağlıyor mu gülüyor mu belli değil. seni nasıl özledim. seni nasıl özledim demiyorum seni nasıl özledim diyorum. itiraf edemem. bırakıyorum ağaç dalları gibi titreyen ellerini. bırakmasa mıydım? masa mıydım? neydim ben? koparıyorum kendimi zamanın etinden. birazdan gürültüyle dağılacak yemek masasında buluyorum kendimi. kesinlikle bir masayım ben. ayakta annem, tabakta babam, çorbada tuzum. mesela babam çocukken hiç yakmamış kâğıttan gemilerini. elime tutuşturduklarının dumanı genzimi yakarken kısa kısa anlatırdı bana bunları.  dünkü küfürlü dudaklar kaşık seslerine uygun dans ediyorlar. biraz huzursuzum. yaşım kaç? hatırlamıyorum. annem neden yarım kepçe dolduruyor çanağımı. dilimde soğumuş mercimek çorbası kadar yarım mıydım ben? yarın mıydım? neydim ben? bir parçamı daha bırakıyorum yaşın otuz oldu adam olmayacak senden derken babam. uzun uzun hatırlatıyor. geri alamıyorum parçamı. tutup yapıştıramıyorum üzerime. hamur gibi sarkıyor, büzüşüyor, eriyor ve orada öylece kalıyor. kesinlikle yarımdım ben. cebimde kuruş yokken kalanlarımla kapıyı çarpıp çıkıyorum. dışarıda enflasyon, dışarıda paket servis, dışarıda bir kız çocuğu çalıyor akordeon. dinleyen varmış gibi. kuruş yok üzerimde, olsa verirdim. afişler dökülüyor üstüme ve porselen dişli siyasetçiler ahlaklı sloganlarla tokatlıyorlar beni yüzümden. belli ki adam olmayacak benden. çünkü ben bayrak taşımayı bilmiyorum. hepsi benim yüzümden. yine bir tren istasyonunda buluyorum kendimi. söğütlüçeşme. elimde sigara, üstümde ceket, başımda şapka. eski zamanlardan şarkılar var dudaklarımda. mesela babam hiç trene binmemiş. zaten uçamazdı da ama ne hikmetse yok olabilirdi. puf. ne yana baksam eksiklik görüyorum. ne yana baksam kaygı, savaş, sanki bir bitkinlik var insanlarda. herkes suçlu arar gibi bakıyor birbirine. eller yukarı. suratların ifadesi alınmış. kaç parçayım ben? kaç bölümdüm sahi? kaça satıldı bu elbise? biz kaça satıldık? beynimdeki sus. yüzümdeki gülümseme dikiş tutmuyor. boşuna sıkıp sıkıp gevşetiyorum yanaklarımı. çene kaslarıma çağanozların gücü yetmiyor. gerçekten kimi bekliyordum bu istasyonda? bu çağın ortasında. bıçağın ucunda. bazen unutuyorum. böyle dallanıp budaklanıyorum enime doğru. az sonra yüzünde gülümseyen plastik bir maskeyle çıkageliyor eski dostum. sahi onu bekliyordum. neden şaşırdım. sana bir tebessüm getirdim diyor sakince. sabahları yüzüme takıp öyle çıkacakmışım dışarı. acıklı çizgi filmlerdeki gibi. sen yeterince komiksin demişti. terzi kendi söküğünü dikemiyormuş. bak gülümsemelerim dikiş tutmuyor. cebinde, macaristan’da sırt sırta vuruşurken sakladığı mermiler. emanet ettiğim arkasında şiirler yazılı bebekli ultrason kâğıtları. sevdiğim kadının tırnaklarla ismi yazılı dostumun yaslandığım sırtında. bin kere daha tekrarlanacağım burada. geçmişi değiştirene kadar. taşları üst üste tekrar tekrar koyacağım. biliyorum her seferinde yeniden başıma yıkılacaklar.

 

mesela babam hiç ihanete uğramamış. onu ağlarken de görmedim. bir keresinde benim için çok üzüldüğünü söylemişti. sırıtarak. birazdan ağlayacağım. çocukluğuma düşüyor etli gölgem. tekâsüf ediyor tüm parçalarım. henüz kopmamışım sanki annemin kordonundan. kesinlikle bir çocuktum ben. onunda. bilseydim her adımda beynim yerine kalçalarımı hissedeceğimi çoktan dökerdim cam kavanozdaki balıkları. belimdeki ruhsatsız boncuklu tabanca insan öldüremez. ellerime tutuşturulan kağıt parçaları evimi ısıtmaz. mesela hiç başını secdeye koymamış babam. tekrarlanıp duruyorum. biliyorum hiçbir zaman düzelmeyecek akıl sağlığım. kağnılar geçiyor kaburgalarımdan. az önce bileklerime mıknatıs tuttum. hiç intiharı denememiş babam.

 

tekrar, fırat haza – kasım 2025, ankara.