‘Vasat’ın Yüzleri – III
Kartoela Karmijin'in Karmaşık Kağıtları

‘Vasat’ın Yüzleri – III

Aydın Afacan

KartoKa der ki,

 

‘Bilimci’ler bu ‘kâğıt’ta siz varsınız!

 

Biliyorsunuz, Dünyayı eve hapseden malûm virüs dolayısıyla bilimin dünyamız için değeri bir kez daha ortaya çıkmıştır. -Tamam, politikacı cümlesi gibi oldu, ama ‘diplomatik’ değil samimi bir cümle bu.-

 

Biliyorsunuz ki, ‘bilimden çok bilimci’ olanlar da var; onlar ki, Modernizm ve Pozitivizme dair her türlü eleştiriyi anında ‘postmodern’e kaydetmeye can atarlar ki, ‘müspet’ yani ‘pozitif’ bilimleri savunan kahramanlardır! -Bir soru: Ne demek ‘pozitif bilim’? ‘Negatif’ veyahut ‘menfi’ bilimler de mi var?(!)- Bir de bunların cetvel kafalı tipleri var ki, onlar başka bir kâğıtta…

 

‘Intellectus sacrificum intellectus’!

 

İyi laf ama değil mi? KartoKa bunu Adorno’dan çaldı; o da bir Cizvit düsturundan yürütüp uyarlamış zaten! Pek pozitivist ‘aydınlanmacı’ kafayı özetler: ‘Aklı akla kurban etmek’! Bilim tamam, akıl da; ama ‘saf akıl’ bazı durumda “kıt zekâlılıkla aynı şey haline gelir” diyen Adorno haklı değil mi? Dünyayı mitlerden arındıran bilimin tuhaf bir şekilde yeni bir ‘mit’ haline gelmesi neyin işareti? Peki, Nazilerin ‘muhteşem deneyleri’ konusunda ne dersiniz? Bizdeki bir kısım ‘salt kendini okur’ ve ‘çok bilir’ zevat pek meraklıdır saf ‘aydınlanmaya’; her fırsatta ‘post’a posta koyarak kükrer ki, ardı tamamen boştur, aslında savunduğunu zannettiği bilimin en ufak bir izi yoktur ‘duruşunda’! -Şimdilik bir parantezde dursun: Malûm ‘post’a, içinde bir kısım akıllı zevat bulunsa da ‘muhabbet’ duymadığım açık! Her şeyi ‘post’a saran ‘pozitifçiler’ ise ‘evlere şenlik’! –

 

‘Homo Videns’in trene baktığı gibi!

 

Mr. Snow’un meşhur ‘İki Kültür’ meselesi neden aşılamıyor? Onca mürekkebe, onca sempozyum vb. etkinliklere, Wallerstein’den Michel Henry’e onca sosyal bilimcinin uğraşına, feryadına rağmen o ‘mesele’ duruyor durduğu yerde. ‘Dünya sistemi’ böyle mi istiyor? Ya bir türlü gelişemeyen ve gözü ‘maneviyat’tan başka bir şey görmeyen memleketlerin ‘müspet ilim’ ve ‘hendese’ merakına ne demeli? Sanki çok büyük ‘‘müspet âlim’ veya ‘mühendis’ler yetiştirmişler de felsefeyi sanatı okullarda asgariye indirdiler! Edebiyatı düpedüz malûm propagandanın aracı haline getirdiler. Ayrıca bırakın ‘müspet ilim’i, eğitimin bütün kademeleri ve özellikle de lise eğitimi, eğitimin veçhe ve doğrultularından habersiz, pedagojiden behresi olmayan kifayetsiz yöneticiler elinde basit ‘show’larla ‘günü kurtaran’ bir duruma düşürüldü. Sonuç: Bütün düşünme süreçlerinin felce uğradığı, her şeyi sefilce bir hazza indirgeyen, etkisiz, pasif, oportünist, eyyamcı tipler… Her şeyin görmekle sınırlandığı bir körlük biçimi! Sosyal medyalar sayesinde Huxley’in ‘Cesur Yeni Dünya’sı ile Orwel’in ‘1984’ü birlikte işliyor. İkisi de bazı farklarla fiili bir gerçeklik kazanırken, buna Saramago’nun ‘Körlük’ündeki haller de eklendi. Evet, Sartori’den biraz farklı bağlamda ‘Homo Sapiens’ten ‘Homo Videns’e …

 

Ve evet. “yalnızca görmekten de kör olur insan”…

 

Samimi ve korkunç bir ‘biyobilimci’ için ‘övgü’:

 

Geçen günlerde ak saçlı ‘doğaperest’ ve başarılı bir biyoloji profesörü “ilk corona virüsü hastalarının ortaya çıktıkları anda tecrit veya itlaf [!] edilmeleri gerektiğini” söyledi ve dehşetengiz biçimde ekledi: ‘İşte buna bilim diyoruz!’ ‘Haklı’, işte ‘pozitif bilim’ budur, aziz ‘bilimperestler’! Literatürde ‘Sosyal-Darwinizm’den ‘Nazizm’e kadar çeşitli karşılıklar bulunabilecek bu yaklaşım yeni değil bu profesörde. Yıllar önce bir okulda ‘genetik seçme-ayıklama’ türünden şeyler söylediği için okulun bir Hocasıyla fena kapışmışlardı. Peki, her şeyi ‘post’a saran ‘aydınlanmış kafalar’, ‘pozitif bilim’ marifetiyle robot toplumuna doğru gidecek bu ‘sosyo-doğal seleksiyon’(!) üzerine bu kadar ‘samimi’ konuşabilirler mi?

 

Başka kâğıtlarda buluşmak üzere…